Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Bu Subayları Kim Öldürdü?


12 Haziran 2012 00:01

Yorum Yapılmamış

Bu ülke acayip bir ülke; orantısız güç kullanımından-orantısız cezalarına, denk olmayan düşmanlıklarından-denk olmayan sevgilerine kadar acayip.

Demek ki yüzyıla yakındır topluma mühendislik yapanlar gerçekten de işlerini amaçlarına uygun olarak sağlam yapmışlar.

Düşünebiliyor musunuz?

Bizler, hem “şaibeli” olduğu açık ve net ortada olan orgeneralleri, generalleri, albayları öldürüldüğü halde tepkisizliğimizle mühendislerimizin göğüslerini kabartmışız ve hem de orgeneralleri, generalleri, albayları darbe yaparak bizlerin iradesine tank koyunca da onları alkışlayarak avuçlarımızı kızartmışız.

Bize olanları “gör” dediler gördük, “görme" dediler görmez oluverdik. Yalnız en çok da “şaşı” görmemizi istediklerinde zorluk çektik.

Şöyle bir bakalım,

Bu ülkede kimin işine yaradığı belli olan üst düzey subayların öldürülmelerine/suikaste kurban gitmelerine “bazı askerlerin sebep oldukları”nı öğrenince ne hallere düşüyoruz? Ve zamanında bu suikastlerle ilgili söylenenlere, yazılanlara niçin itibar edilmediğinin sebeplerini öğrenince…

Bugüne kadar yaşadığımız toplumsal travmaların sebebi bu karanlık dönemin olumsuzluklarıdır. Askerler arasında hegemonya kurmuş birileri bütün TSK’yı adeta ele geçirmiş ve TSK öldürülen generallerine sahip çıkamayacak durumda bırakılmıştır. Vatandaş olarak "Jandarma Genel Komutanına TSK içinden birilerinin suikast düzenlediğini hissedebiliyoruz" ama koskoca devlet ve on yıllardır şişire şişire patlattığımız TSK’mız bunu bilmiyor veya biliyorsa generaline, subayına sahip çık(a)mıyordu.

İşte, Albay Çillioğlu ölümüyle ilgili neler söylendi, ortaya neler çıkıyor?

1994 yılında Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı görevini yürütürken lojmanında intihar ettiği iddia edilen Albay Kazım Çillioğlu'nun ölümüne ilişkin hazırlanan bilirkişi raporunda olayın ''cinayet'' olduğu belirtilmişti.

Malatya Özel Yetkili Başsavcı Vekilliği'ne sunulan 62 sayfalık raporda, Çillioğlu'nun iddia edildiği gibi intihar sonucu değil, öldürülmüş olduğu kaydedildi. Albayın öldürülmesi kime nasıl bir yarar sağlayabilirdi? Öldürülen albayların ortak özelliklerine bakıldığında adres ve niyet belli oluyordu.

Olayla ilgili görevlendirilen bilirkişi heyeti, Çillioğlu'nun ölümünden önce darb edildiği ve öldürüldüğü görüşünü bildirdi.

“Soruşturmada, Albay Kazım Çillioğlu'na ait silahların ölümünden 3 yıl sonra ailesinden teslim alınmasına ilişkin Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı adına düzenlenen belgenin de sahte olduğu belirlenmişti.” Keza “Çillioğlu'nun intihar notu olduğu iddia edilen kâğıttaki imzanın da yapılan kriminal inceleme sonunda sahte olduğu ortaya çıkmıştı.”

Bütün her şey sahte, her şey planlı ve organize…

İşte böyle bir dönemde Albay Çillioğlu’nun ölümüne dair elde edilen bulgular, karanlık 90’lı yılların aydınlatılması yolunda bir ilk adım olmalıdır.

Aslında 1992 sonları itibariyle Türkiye ciddi bir yol ayırımına doğru sürüklendi. Bunun emarelerini 1993’ün hemen ilk ayından itibaren görebildik.

Ocak ayı sonlarında (23 Ocak 1993) Uğur Mumcu katledildi ve suç İslamcılara yüklendi. Bulunan birkaç piyonla olay kapatıldı.

5 Şubat 1993 Adnan Kahveci şaibeli bir trafik kazasında öldü.

Eşref Bitlis 17 Şubat,

Özal’ın projesi üzerine 20 Mart’ta PKK ateşkes ilan ediyor.

17 Nisan Özal şaibeli ölümle vefat ediyor.

24 Mayıs’ta PKK 33 askeri katletti.

2 Temmuz Madımak katliamı,

5 Temmuz Başbağlar katliamı,

22 Ekim 1993 Bahtiyar Aydın,

Ersever, 4 Kasım günü Elmadağ’da ölü bulundu.

Neden?

1991 milletvekili seçimlerinden sonra rahmetli Özal, Kürt sorununun mevcut güvenlikçi anlayışla çözüme kavuşturulamayacağı ve dolayısıyla yeni bir başlangıca ihtiyaç duyulduğunu yakın çevresiyle paylaşmıştı. Özal, Adnan Kahveci ve Eşref Bitlis ile konuyu her yönüyle masaya yatırıp belli bir mutabakata varmışlardı. Eşref Bitlis’in hazırladığı raporu Özal’a sunması ve büyük oranda kabul görmesi ise 1992’nin sonlarını bulmuştu.

Eşref Bitlis Paşa, sorunun mevcut askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini görmüş ve devletin içinde bu işten nemalanan tarafların tasfiyesini raporunun önemli bölümünde yer vermişti. Bu kapsamda Eşref Paşa tarafından ismi Özal'a verilen 28 kişi, bölgeden derhal uzaklaştırılmıştı. Öngörülen çözüm, bunların devlet kademesinden tasfiyesiydi. Bu tasfiyenin JİTEM ve Ergenekon'a kadar uzanması tasarlanmıştı. Asıl tehlikeli olan da buydu…

Sonra,

Trafik kazasında şaibeli bir şekilde ölen Adnan Kahveci,

Şaibeli uçak kazasından vefat eden Eşref Bitlis ve Turgut Ozal'ın ani ölümü…

Eşref Bitlis'in öldürülmesiyle birlikte PKK ve Kürt Sorunu konusunda kendisi gibi düşünen Tuğgeneral Bahtiyar Aydın 1993'te Diyarbakır'da, yine faili meçhul cinayetlerden yola çıkarak JİTEM'e ve Ergenekon'a ulaşmaya çalışan Jandarma Albay Kazım Çillioğlu 1994'te Tunceli'de şaibeli ölümleri…

Bakın,

Orgeneral Eşref Bitlis olayıyla ilgili dönemin Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş bu karanlık oyuna boyun eğmiştir. Her şey bir tarafa silah arkadaşının hakkını dahi arayamamıştır. Güreş, “üretici firmanın ‘uçak satmayız’ tehdidi karşısında kazada uçak hatası ihtimalini araştırmadıklarını" söylemiş ve kazada, "pilotaj hatasına da rastlayamadıklarını" ifade ediyor. Güreş, "bunun üzerine 'buzlanma' gibi bir ara bir yol bulduklarını söylediği öğrenildi.” Yani buzlanma falan yok, başka çaremiz olmayınca biz buzlanmayı uydurduk…

Özal konuyu (Kürt Sorununu) bu kez aydınlarla konuşarak, Irak’lı Kürt liderleri de ikna ederek PKK’nın ateşkes ilan etmesini sağladı. PKK 20 Mart 1993 günü ateşkes ilan ettiğini duyurdu ve bu karara uymaya özen gösterdi.

Ne olduğunu biliyoruz, sadece 27 gün sonra Cumhurbaşkanı Turgut Özal herkesin (acaba) dediği bir ölüm şekliyle vefat etti. 16 Mayıs 1993 günü DEMİREL Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Sadece 8 gün sonra Bingöl yakınlarında komutanlarının istihbarat almalarına rağmen “korumasız yola koydukları 33 er PKK’ya servis edildi” ve katledildiler.

Ortalık tekrar kan gölüne döndü. Plan gereği bununla da yetinilmeyecekti. 2 Temmuz’da Sivas Madımak Oteli ateşe verildi ve 38 sanatçı yanarak öldürüldü.

3 gün sonra 5 Temmuz 1993’te Erzincan Başbağlar Köyünü PKK’lılar ateşe verip masum 35 vatandaşı katletti.

Ya Tuğgeneral Bahtiyar Aydın… Kürt Sorununun çözümünün önündeki en büyük engelin JİTEM olduğunu gören Tuğgeneral Bahtiyar Aydın inanılmaz bir şekilde katledildi.

Jandarma İstihbarat astsubayı Hüseyin Oğuz’un Diyarbakır DGM’ye ulaştırdığı ifade tutanağında;

“General Bahtiyar Aydın’ı vurmak için Yüksekova'dan Lice'ye kendilerini Albay Hamdi P.'nin helikopterle götürdüğünü söyledi." Evet, bunu söyleyen bir zamanlar PKK içinde tabur komutanlığına kadar yükselmiş K. B. adlı PKK itirafçısı, JİTEM için adam kaçırmış, öldürmüş, kaçakçılık yapmış biri.

Emekli Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz bu süreçte yaşananları şöyle anlatıyor: "Yapılması gereken hiçbir şey yapılmadı. Konu ile ilgili yaptığımız toplantıda çok olumsuz ortam oluştu. 'Devlet zarar görür' dendi. İşin içinde devletin bir albayı var. O toplantıda işler koptu. Ve bu olayın kapatılarak, ifadelerin sil baştan yeniden alınmasına karar verildi… Beni de hemen anında soruşturmadan el çektirdiler, görevden aldılar."

Olayda kullanılan silahın daha sonra Diyarbakır DGM'ye kadar gittiğini ifade etti: "Sonra o silaha ne oldu bilmiyorum. İzini kaybettik. TSK'nın envanterinde olan bir silah değildi. Bu kaçakçılar kanalıyla alınmış bir kanas'tı."

Bir zamanlar PKK içinde 2 numaraya kadar yükselen ve şimdi Diyarbakır F tipi Cezaevinde bulunan Şemdin Sakık, General Bahtiyar Aydın'ın öldürülmesiyle ilgili Akit Gazetesine gönderdiği mektupta “Bahtiyar Aydın'ı ‘çatışma var' diyerek Lice'ye getirip orada, hemen helikopter pistinde vurdular. O zaman alandaydım. Anında kendilerini telsizden aramış, ‘Paşanızı vuracak kadar kudurdunuz' dediğimde küfrederek telsizi kapatmışlardı” diyor.

Daha enteresan olanı, olaylar sırasında Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Hasan Kundakçı’nın yardımcısı olarak Tümgeneral rütbesi ile görev yapan İlker Başbuğ şimdi Silivri’de ve bu cinayetle ilgili de ifade verecek olması…

Bunlar dört bilinmeyenli denklem değildi. Bölge halkı dezenformasyonlara rağmen en karanlık eylemin bile kimler tarafından tezgâhlandığını 1-2 gün içinde öğrenebiliyordu. Ama kime ne anlatabileceklerdi ki?

Bilinen şu ki Kürt sorununun şiddetle bitirilemeyeceğini ve bölge halkının kazanılması gerektiğini dile getiren Aydın, JİTEM’e de karşıydı. Bu sorunu kaçakçılık, silah ticareti, uyuşturucu trafiği sebebiyle sürdürmek isteyenler JİTEM’de kendilerine pay/yer buluyorlardı. Bu yapılanmaya karşı olanlar savaş isteyen tarafların plan ve menfaatlerine ters düşüyorlardı.

Öldürülen subayların ortak özelliği de bu karşıtlıktı;

“JİTEM olduğu sürece savaş sürer, Kürt Sorunu silaha mecbur bırakılır, o halde bu yapı çökertilmeli” düşüncesindeydiler.

Dur bakalım, daha neler çıkacak..?

Okunma Sayısı: 126
Kategori: Ahmet AY

Yazarın Diğer Yazıları

Başkan Erdoğan’dan Kıbrıs Çıkarması

“Devletlerin dili” konusunda 1-2 yazı yazdığımı hatırlıyorum. Devletlerin dilinin bizim günlük konuştuğumuz dilden farklı olmadığını...

Biden’a Neden Sevindiler?

  Öncelikle kardeş Azerbaycan’ın mütecaviz ve işgalci Ermenistan’ı yenerek elde ettiği destansı zaferini kutluyorum. Allah...

“İslam’a Karşı Soğuk Savaş”

Millet olarak Avrupalı’da potansiyel olarak var olan ve özellikle belirli dönemlerde siyasiler tarafından körüklenip tedavüle...

Macron’un Aradığı Müslüman

Kendi din ve dindarına ihanet eden Hristiyan Batı medeniyeti, şimdi de İslam dinini kendi dinlerine...

Kafkasya Sorunu

Azerbaycan’ın cephede ilerleyişine cephe savaşında karşılık veremeyen Ermenistan, uzaktan Azerbaycan şehirlerine füze atmak suretiyle savaşı...