Bir damla gözyaşı…
Bir duygunun dışa vurumu, ruhun sarsılması. Bir arzu, bir niyet ve duygusallıktı gözyaşı. Bir damla gözyaşı sevinç ve sevginin kanat açamamasıydı. Can sıkıntısıyla kıvranan insanın kabusuydu.
Bir damla gözyaşı, yaşantısından zevk almayan insan için her soluk bir yük, her arzu bir üzüntünün karşılığıydı.
Bir damla gözyaşı, sevgi ve sevinçlerde kalmak için içten gelen bir duyguyla da dökülür. Gözyaşı sevgi seli olup akar. Akan gözyaşı, sevgi hâlinden ve ıstıraptan da büyük haz duymaktı.
Bir damla gözyaşı, insanlık sevgisi için, çektiği kahrını ve cefasını kabullenmenin dışa vuruş şekliydi. Böylece mutluluğun en büyüğü ortaya çıkmış olmalıydı.
Bir damla gözyaşında, yüreğin buruluyor, kalp atışların dengesini kaybediyor. O damlanın akıp geçmesini istiyorsun. Fakat akıyor ama geçmiyor. Bekliyorsun, vadide çağlıyor, sesini duyuyorsun, elini sallayarak aheste de olsa geçmesini bekliyorsun. İstiyorsun ki, geçsin hem de bir an önce.
Bir damla gözyaşı, kaynağı yüreğin, çıkış yeri gözün, iniyor vadiye çarpıyor taşlara. Taşları da sarsıyor, cilalıyor ve parlatıp gidiyor. Bir damlar gözyaşı, kederi ve acıyı götürüyor sis içerisinde. Sise boğulmuş ve cevap bulamamış duyguları sürüklüyor peşinden. Beyazdan griye dönüşürken bulutlar.
Ormanın gözyaşları, damla oldu inceden bir ses belli belirsiz. Sağanak oldu coştu, sel oldu önüne kattığını sürükledi.
Sürüklendi acılar fakat acıların kalıcı olanı, büyük bir kayanın altına takılı kaldı.
Bir damla gözyaşı deryaya karıştı, dalgalar kabardı, kıyıların kaderi değişti. Deryaya karışan, ana yüreğinden kopan bir damla gözyaşıydı. Ana yüreği acısı büyüktü. Kederi sonsuz, çıkış yolunu göz pınarından buldu ve deryayı çalkaladı.
Gözyaşıyla çalkalandı ufuklar, kıyılara kadar. Dertler üst üste ve acılar düğümlendi. Hayal kırıklığı yaşatsa da bu tür acılara katlanıldı.




















