Bugün ekranlarda sanat adı altında sunulan çürümeye karşı sessiz kalmamak adına bu satırları yazıyorum. “Kıskanmak” adlı dizide izlediğimiz tablo, sadece bir kurgu değil; toplumsal değerlerimize yönelik ağır bir erozyondur.
Senaryonun satır aralarına baktığımızda karşımıza çıkan tablo şudur:
Aile Büyüğü: Kayınvalide iki adamı aynı anda idare eder, her ikisinden de çocuk yapar.
Şirket hisseleri el değiştirmesin diye 12 yaşındaki bir çocuğa öz babası öldürtülür.
Erkek kardeşinin karısıyla ilişki yaşayıp onu hamile bırakan karakterler…
Miras uğruna şoförüyle birlikte olup çocuk doğuran kadınlar…
Ailesine öfkelenip, alkolle teselli bulmaya çalışan, sonra hizmetçiyle birlikte olan bir hukukçu,
Miras adına öz kızını oğluna öldürtmek isteyen büyük anne…
Vs…Vs…Vs…
Cinayet, entrika ve ihanet bu dizide bir “istisna” değil; hikâyenin ana damarıdır.
“Bir toplum, utandığı şeyleri alkışlamaya başlarsa, çöküş sessiz olur.”
Soruyorum: Vicdan Nerede?
Bu kurguda eksik olan tek bir rol var:
Ahlakın kendisidir!
Burada kötülük cezalandırılmıyor; aksine ihanet romantize ediliyor.
Adı da “Sanat özgürdür” oluyor!
İşte bu slogan, toplumsal çürümeyi estetikle parlatma hakkını kimseye vermemelidir.
Nitelikli Oyuncular, niteliksiz senaryolarla yüzleşiyor adeta…
Dizinin kadrosuna baktığımızda; Özgü Namal’dan Ayça Bingöl’e, Ayda Aksel’den İştar Gökseven’e kadar hemen hemen tüm isimler Türkiye’nin en saygın konservatuvarlarından mezun, sahnelerde emek vermiş kıymetli değerlerimizdir. Sorum tam da buradadır:
Böylesine eğitimli ve yetenekli bir kadro, etik sınırların yerle bir edildiği, ihanetin romantize edildiği bir senaryoya neden alet ediliyor?
Allah aşkına kimse görmüyor mu?
Sizler bize neyi normalleştiriyorsunuz?
Bize sunduğunuz her bir kareniz toplumsal birer yaramızdır!
Dizide “hikâye” diye sunulanlar aslında bakın neler servis ediyorsunuz, ailelere, gençlere…
* Miras uğruna işlenen cinayetler ve çocuklara azmettirilen suçlar,
* Aile içi çarpık ilişkiler ve sadakatsizliğin sıradanlaşması,
* İhanetin, entrikanın ve yozlaşmanın “yaşam biçimi” gibi gösterilmesi.
“Sürekli gösterilen şey, bir süre sonra sıradanlaşır.” Ve sıradanlaşan her kötülük, toplumda sessiz bir onaya dönüşür. Sanatın özgürlüğü, bir toplumu ayakta tutan aile yapısını ve ahlaki pusulayı bozma hakkını kimseye vermez.
T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na Çağrıdır!
Reyting uğruna aile kurumunun temel taşlarının yerinden oynatılmasına izin verilmemelidir. Bu yapım; genç zihinleri zehirlemekte, sadakati küçümsemekte ve toplumsal çürümeyi “estetik” bir kılıfla evlerimize sokmaktadır.
Bir toplum, utandığı şeyleri alkışlamaya başladığı an çöker. Sanat insanı yüceltmeli, vicdanı büyütmelidir. Aynayı kirletmemeli, bizi kendimizle yüzleşmeye davet etmelidir. Bu dizi bir ayna değil; toplumun üzerine sıçratılan bir çamurdur.
Sessiz kalmıyorum. Çünkü bugün susmak, bu kültürel yıkıma ortak olmaktır.
Emine Pişiren
#DiziEleştirisi
#Kıskanmak
#AileDeğerleri
#RTÜK
#ToplumsalFarkındalık
#SanatVeAhlak






















