Bu yazının çıkış noktası bir rapor ya da akademik çalışma değil; berberde tıraş olurken yapılan samimi bir sohbet. Trabzonlu hemşehrim Berber Ali abim, aynadan bakarak şu soruyu sordu:
“İktidar varsa, yetki neden dağınık?”
Aslında Türkiye’de uzun süredir hissedilen yönetim tartışmasının özeti bu cümlede gizli. Çünkü bir ülkede iktidar varsa, yetki de net olmalıdır. Yetkinin parçalı olduğu yerde sorumluluk dağılır, hesap verilebilirlik zayıflar ve siyaset zamanla mazeret üretir.
Türkiye, son yıllarda merkezi karar alma mekanizmasının ne kadar önemli olduğunu defalarca tecrübe etti. Kriz dönemlerinde hızlı hareket edilebilmesi, büyük altyapı ve kamu yatırımlarının tek merkezden planlanması, güçlü devlet refleksinin önemini açık biçimde ortaya koydu. Bu tecrübe, yerel yönetim sisteminin de yeniden ele alınmasını kaçınılmaz kılıyor.
Dünyada yerel yönetimlerin konumu
Öncelikle yaygın bir yanlışı düzeltmek gerekir.
Gelişmiş ve güçlü devletlerde belediyeler, merkezi idarenin alternatifi ya da rakibi değildir.
Fransa’da belediye başkanları seçimle iş başına gelir. Ancak idari denetim, devlet adına valiler tarafından yürütülür. Belediyelerin imar ve bütçe gibi temel kararları merkezi idarenin denetimine tabidir.
Japonya’da yerel yönetimler hizmet üretmeye odaklanır. Büyük altyapı yatırımları, afet yönetimi ve ulusal planlama merkezi hükümetin koordinasyonundadır. Yerel yönetimler uygulayıcı konumdadır.
Birleşik Krallık’ta belediyelerin yetkileri Parlamento tarafından belirlenir. Merkezi yönetim, bu yetkileri artırma ya da sınırlandırma yetkisine sahiptir.
Bu örneklerin ortak noktası nettir: Güçlü devletler, yerel yönetimleri serbest bırakmaz; yetkiyi tanımlar, sınırlar ve denetler.
Türkiye’de sorun nerede?
Türkiye’de belediyeler seçimle iş başına geliyor. Ancak zaman zaman bazı belediyelerin kendisini hizmet üreten bir idari yapıdan ziyade, merkezi idareyle rekabet eden siyasi bir aktör gibi konumlandırdığı görülüyor.
Bu durum özellikle şu alanlarda ciddi sorunlara yol açıyor:
İmar planları
Ulaşım ve altyapı yatırımları
Afet ve kriz yönetimi
Yetki parçalı, sorumluluk belirsiz olduğunda koordinasyon zayıflıyor ve hizmet gecikiyor. Bu gecikmenin bedelini ise doğrudan vatandaş ödüyor.
Buna karşılık, merkezi idarenin tek elden planlayıp yürüttüğü projelerde karar alma sürecinin daha hızlı ve sonuç odaklı olduğu görülüyor. Bu durum, yönetimde netliğin ve hiyerarşinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Yeni bir sistem neden tartışılmalı?
Burada önerilen model, bugün yürürlükte olan bir düzenleme değildir. Ancak mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin mantığını tamamlayacak bir reform alanı olarak ele alınmalıdır.
Öneri özetle şudur:
Belediyeler seçimle iş başına gelmeye devam etmelidir.
Ancak idari olarak valiliklerle daha güçlü bir hiyerarşik bağ kurulmalıdır.
Bütçe, imar, ulaşım, afet yönetimi ve stratejik yatırımlar merkezi idarenin onayına tabi olmalıdır.
Bu düzenleme Meclis’te tartışılarak yasalaştırılabilir.
Daha geniş bir meşruiyet için halk oylaması da tercih edilebilir.
Demokrasiyle çelişir mi?
Hayır.
Demokrasi, yetkinin sınırsız biçimde dağıtılması değildir.
Demokrasi, yetkiyi kullananın hesabını verebilmesidir.
Yetki dağınık olduğunda hesap sorulamaz; yetki netleştiğinde sorumluluk da netleşir.
Belediyeler hizmet üretir, devlet yönlendirir. Bu denge sağlandığında siyasi polemik azalır, hizmet ön plana çıkar. Başarı da başarısızlık da kime ait olduğu net biçimde görülür.
Final
Berberde tıraş olurken söylenen ama yönetim anlayışını özetleyen o cümleyle bitirelim:
“Bu memleket yarım yetkiyle yönetilmez.”
Bu konu ertelenmemelidir.
Ya Meclis’te açıkça tartışılıp karara bağlanmalı ya da doğrudan milletin önüne getirilmelidir.
Kim iktidar oluyorsa, yönetme sorumluluğu da onda olmalıdır.
Bahaneler değil, kararlar konuşmalıdır.
Çünkü güçlü devlet, yarım yetkiyle olmaz.
Bu ülke mazeretle değil, kararla yönetilir.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
E-posta: yazarismailyaman@gmail.com
























