Çınarı budamak için, sahile indiler. Âdem, çınarlardan birini, kesmek istedi. Kardeşi Adil ise gölgesinde oturmak büyük keyif, budamakla yetinelim, dedi. Ağaçları budadılar.
Adil, denizin kokusunu hissederek, ağaçların gölgesinde oturmak, çocukluğumu hatırlatıyor. Babamın bizi patikada yürütürken, taşa takılıp düşmemi hatırladım, dedi.
Âdem ve Adil, bu defa serpme atmak için sahile indiler. Âdem dereye girip serpmeyi atıyor. Fakat batağa batıyor. Kenardan başta Adil olmak üzere bağırıyorlar ki, çamura batıyorsun çıkmalısın.
Âdem, serpmeye takılan balıkları çıkarıp kenara fırlatıyor. Adil de onları, poşete dolduruyordu. Yalnız Âdem batağa batmaya devam ediyordu. Âdem zorlanarak dışarı çıkabildi. Birlikte eve vardılar.
Annelerine sarıldılar, Âdem yemekten sonra, Kasabaya varmak için kalktı. Adil annesine ayrılmayacağını söyledi. Çünkü, çarşıda çalışmak sıkıcıydı. Sular ve dere ağzı, kokmaya devam ediyordu. Öyle yerlerde çalışamam, dedi.
Adil, ağabeyi için annesine; fırında çalışmaya devam ediyor. Sıcak ve rutubetli havaya alışmış demek. Benim işim değil. Köyde çalışırım, ürünlerimizi satarım, yine de Kasabaya gitmem, dedi.
Adil, kırılan ağaçları ve orman gülünü, odun yapıp satıyordu. Havası ve suyu temiz, rahat uyuyorsun, derdi. Adil annesinin tereyağı ve peynirini de satıyordu. Hatta bir hafta sonra, gelen Âdem kesilmiş odunları, fırın için, satın aldı.
Ağaçlar kesiliyor ve fırının işine yarar hale getirilip kamyona yükleniyordu. Ağabeyine bir hafta izin alırsan, odun alma bahanesine tatil yapmış olurdun. Yaylanın temiz havasında, odun eder satarız, dedi.
Yaylaya yakın yerde, kamyonu yüklemeye kalktılar. Kesilen odundaki, aksaklık nedeniyle, çalışmalarını yarına bıraktılar. Kamyonu düzgün bir şekilde ikinci günde dolduramadılar. Kamyonun tam dolmaması, bir şekilde problem oluyordu.
Üçüncü gün çalışarak, kamyonu doldurup sahile inmeye hak kazandılar. Bu sırada kötü bir haber ile karşılaştılar. Fırında patlama olmuştu. Patlama sonucu, çalışanlar ve sahibi de vefat etmişti.
Âdem ve Adil çalışanlar ile kamyonu alıp Kasabaya indiler. Fırının olduğu bina ve çevredekilerde zarar görmüştü. Olay kolay atlatılamadı. Ölenle ölünmüyordu ama geride kalanlar perişan olmuştu.
Ölenlerin acıklı hayat hikâyeleri, canları acıtıyordu. Düğün yapacak olan tezgâhtarın ana ve babası, küllerde derman arar gibiydiler.
Adil, ağabeyine, şehrin kirli havasında yaşanmaz. Ağabeyini göndermedi ve o da üç gün uyudu. Kendine ancak geldiğini söyledi. Bu durumda bir daha da gitmeyecekti.
Ağabeyiyle mantar toplamaya gittiler. Düzenli olarak da sattılar.
Şehrin kokusunu bir daha hissetmek istemediği için, köyde kalmaya karar verdi. Yalnız evini taşımak istedi. Adil ile evini arabaya yükleyip geldiler.
Hasan TANRIVERDİ





















