Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Azerbaycan’ı Kaybetmek (II)


27 Nisan 2009 00:01

Yorum Yapılmamış

Tekrar 24 Nisan konusu…

Bir kere şu an yürütülen tartışmalarda ABD yine Rusya’nın tezgahına gelmiştir. Rusya bu zekasıyla ikinci defa bana şapka çıkarttırdı doğrusu. Bir kere Rusya, batıya ilk kazığı Gürcistan Savaşı’nı tahrik ederek attı. Olaya seyirci kalacağı imajını vererek ABD’nin de boş bulunması sonucu Gürcistan’ı Osetler’e saldırttı. Sonra da batının gözlerinin içine baka baka Gürcistan’ı çiğnedi. Kosova’ya karşı Gürcistan başa baş bir intikamdı. Hatta ABD’nin doğu Karadeniz’deki kolunu kesti demek yerinde olur. O bölgede geriye bir Azerbaycan kalmıştı. Şimdilerde ise o meseleyi hem de Obama sayesinde çözüyor. 

Ki Rusya, Kosova’nın bağımsızlığı konusunda batıya gerekirse savaşı dahi göze alacağını açıkça söylemişti ama batı, Rusya’yı ciddiye almadı. Belki de batı ile Rusya karşılıklı olarak birbirini tartmak istedi, bilinmez. Ama o günlerde Rusya, Türkiye’ye çok net bir teklif ile geldi. Kıbrıs’ı resmen tanımak istediğini belirtti. Ama sonu bilinmeyen AB Sevdamız dolayısıyla Rusya’ya kapıyı kapattık ve çok lazımmış gibi Kosova’yı ilk tanıyanlardan olduk. İnşallah Kosova da Balkanların İsrail’i olmaz yarın bir gün. Rusya da bunun üzerine nadasa bıraktığı sorunları hızlı bir şekilde kaşıyarak “bu çöplükte bensiz eşelenmek yasaktır” dedi.

Batı, Gürcistan’da eli kolu bağlı kaldı. NATO şemsiyesinde Boğazlar yoluyla Karadeniz’e açılmak istedi. Ama Montrö gereği Karadeniz’deki hareket imkânları sınırlı idi ve geri de döndü bir ay içinde. Gerçi batının da derdi Boğazları açtırmaktı bu oyunda. Kim bilir belki de uluslar arası ilişkilerin kazan-kazan oyununda batı ile Rusya ikilisi içinde Türkiye ile Gürcistan’dan başka da kaybeden yoktur. Ama sonuç olarak Türkiye’nin bağımsızlığını ortadan kaldıracak olan boğazlar konusu da artık gündeme bir kere geldi. Bundan sonra daha da sık gündemi işgal edecektir.

Ardından Rusya doğalgaz kartı ile Ukrayna’yı çökertti. Şimdilerde ise hem Ukrayna hem de Moldova içindeki sorunlara açık bir şekilde müdahil oluyor. Hatta Moldova hükümetine muhaliflerin susturulması için aleni olarak silah ve para gönderdi geçtiğimiz ay. Ayrıca şu anki krizden en çok etkilenmiş görünen Doğu Avrupa ülkelerinin işlerine önümüzde daha fazla müdahil olması muhtemeldir de. Çünkü batının bu dönemde bölgedeki siyasi denetimi oldukça zayıflamış durumdadır. 

2008’in Ağustos’undan bu yana Rusya, Kosova’ya karşılık en az üç Karadeniz ülkesinde ABD’yi kesin yenilgiye uğrattı. Geriye en büyüğü ve en önemlisi kalmıştı. Onu da görülüyor ki bir dantel zarafetinde işlenmiş siyasalarla halletmekte. Bizim için en tehlikelisi ise bu tezgâhın hiçbir şekilde fark edilmiyor olmasıdır. Rusya, bizde gittikçe körlük yaratan Amerikanizm yüzünden adım adım bizden uzaklaşmakta hatta bizi Avrasya’dan uzaklaştırmasıdır.  

Amerika’nın, Irak Operasyonu sonrasında Türk Cumhuriyetleri içerisinde sadece Azerbaycan ile sağlıklı bir ilişkisi vardı. O da Türkiye sayesinde yürütülen bir ilişki olup BTC bunun somut ifadesidir. Özbekistan ile ABD’nin arası 2004’ten itibaren iyice bozuldu ve geçtiğimiz yıl Rusya’nın Özbekistan’a sonsuz kredi açmasıyla Özbekistan son ve en büyük askeri üssü olan Hanabad Askeri Üssü’nden ABD’yi çıkardı. Zaten Kırgızistan renkli devrimler dolayısıyla batıdan kopmuştu. Tacikistan’da Rus etkisi eskiden beri çok fazla. Kazakistan, % 43 Rus nüfusa sahip ve toprakları ile nüfusu arasındaki denge sorunu en büyük ülkelerden birisidir. Ayrıca oldum olası Rusya ile iyi geçinmeyi düstur edinmiş bir ülkedir. Türkmenistan’ın durumu şu an için net değil. Saparmurat’ın haleflerinin henüz rotası belli değil ancak orada da İran ve Rus etkisi pek de yadsınamaz durumda.

Şöyle kabaca tabloya bakılırsa;

Afganistan üzerinden Asya’ya açılmak isteyen ABD’nin hiçbir giriş kapısı kalmamış durumda. Bir Kosova buna değer miydi bilmiyorum ama Rusya’nın Gürcistan kapılarını tutmasıyla Amerika’nın Kafkaslar üzerindeki giriş yolları da tıkandı. Hele de şu anki Ermeni Meselesi bunu gittikçe imkânsız hale getirmektedir. Oysa Amerika’nın Kafkasya üzerinden Asya’ya açılmak konusunda çok yoğun arzularının olduğu biliniyor.

Ermeni meselesi konusunda ABD, Türkiye ile Ermenistan’ı barıştırmak ve Azerbaycan’ı da kaybetmeden bir geçiş alanı yaratmayı hedefliyor olabilir. Böylesi bir beklenti çok da akılcıdır. Çünkü bu üç ülkenin yanına bağımsızlığı güçlükle de olsa korunmuş Gürcistan’ı da eklerseniz direkt Hazar Petrollerine ulaşırsınız ve oradan Kazakistan’a. Yani Mac Kinder’in Yeryüzü Kalpgahı’na. Bu yeni bir politika değil. Truman döneminden bugünlere saklanan miras.

Kaynakların daha da kıtlaştığı dünyamızda artık ertelenemeyecek bir rüyanın peşinde Amerika. 11 Eylül 2001 ile bunun bahanesini yarattılar. Ancak bir türlü gerçek anlamda bir ilerleme kaydedemediler. Barıştırılmış bir Ermenistan-Azerbaycan-Türkiye zinciri bu düşü şu an için gerçekleştirebilecek tek sağlıklı seçenek konumunda görünüyor.  Diğer seçenek de biliyorsunuz ki Afganistan’ın tamamen işgali. Zaten Obama bu vaatle geldi. Fakat yukarıda saydığım ülkelerin bu bölgenin önünde olması ve Afganistan’ın kendi öznel reel politiği bu seçeneği imkânsız bir hale getiriyor.

Netice itibarıyla Amerika en kansız seçenek üzerine oynuyor. Ermenistan üzerinden bölgede etkinliğini artırmak ve Rusya ile İran arasındaki bağlantıyı koparmak istiyor. Böylelikle kendisini de bir hamlede Asya’nın göbeğine atacak hamleyi yapmaya çalışıyor. 

Rusya’nın sezgisi…

Anlaşılıyor ki ipleri hala elinde tutan Putin ve ekibinin, bu satrancın asaletine yakışır sezgi ve hamleleri hazır.Türkler burada içi boş kardeş türküleri söylerken Rusya, Azerbaycan’ı en iyi tanıyan ülke olmanın avantajı ile ilişkilerinin içini sürekli doldurmakta, Elçibey’den bu yana zaten içi boşalmış Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini gerecek adımlar atmaktadır. Bir kere bizim politikacılarımızın Azerileri yeterince tanımadığı iyice anlaşılıyor.

1990’larda bizler onlara mağdur insanlar gözüyle bakarken ve onlara kollarımızı sonsuz bir sevgi ve şefkatle açarken onlar hiç de bizim sandığımız sıcaklıkta insanlar olmadığını çok net bir şekilde gösterdiler. Bu olumsuz manada algılanmamalı. Bu ifadeden kastım Azerilerin sandığımızdan daha realist bir toplum olduğudur. Her ne kadar kardeş de olsak Azeriler bize nazaran daha soğukkanlı ve daha pragmatist. Ve Rusya da onlar için bize göre çok daha karlı seçenek. Bu seçeneği de kullanmakta hiçbir zaman çekinmediler. Hatta İran’daki 30 milyon Azeri’ye rağmen hem İran ile kendileri ilişki kurdular hem de daha üst düzeyde ilişki kuran Rusya’nın bu adımlarına göz yumdular.

Rusya bölgede yaşanan sorunlar konusunda arabuluculuğu en kabul edilebilir ülke iken buna asla yanaşmadı. Ayrıca Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı Rus komutanların planları ve Rus silahları ile işgal ettiği gün gibi bilinen bir gerçektir.  Sorunu başlatan ve bu şekilde rafta bekleten Rusya hiç bir şekilde sorunun çözümü için adım atmadı. Şu an Azerbaycan’da Türkiye’ye karşı gelişen duygusal tepkiyi en çok besleyen de Rusya’dır. Politik manada ise Özbekistan’a yazdığı sınırsız çeklerden birini de Azerbaycan’a zaten yazmış durumda.

Sırtını Rusya’ya vermiş bir Azerbaycan dünya jeopolitiğinde önümüzdeki yıllarda bizden de önemli bir konumu hayal edebilir. Hatta elde edebilir. Ki buna hakkı da var. Bizler, jeopolitik denince hep kendimizi dünyanın merkezine oturtma yanılgısına düşeriz. Oysaki bu anlamda Azerbaycan, Kalpgah’ın kalbine bir hançer mesafesindedir. Tadını almaya başladığı hazzı sonuna kadar, her neye mal olursa olsun her ülke gibi Azerbaycan da tatmak isteyebilir. 

Böylesi girift ilişkiler yumağı içerisinde Amerika’nın sırtından ve AB Pusulasıyla kendi önünü açma sevdasına düşen Türkiye, farkına varmadan kendi ayağına kurşun sıkmakta, kendisi için Avrasya’nın merkezine doğrudan geçiş imkânı veren kapıları da kapatmaktadır. 

Şimdi sormak zamanı…

Bizim zekamız kaç kuruş eder Rusya’nın zekasının yanında?

Ergenekon Operasyonu üzerinden Dugin’le dalga geçen Amerikancılarımız şimdi yedikleri golü çıkarabilirlerse çıkarsınlar da görelim zekalarını. 

Son söz…

İçinde bulunduğumuz yüzyılda Türkiye Amerikasız yaşayabilir ama dünya Avrasyasız yaşayamaz.

Okunma Sayısı: 99
Kategori: Halil DAĞ

Yazarın Diğer Yazıları

Türk Rus İlişkilerinde Enerji Jeopolitiği

1986’da başlayan doğalgaz işbirliği ile Türkiye Rusya ilişkisi, 20. Yüzyılın sonlarından itibaren farklı şekiller almaya...

Bahçeli’nin Mübarek Elleri

Herkes neden bahsettiğimi hemen anlamıştır. Kurban Bayramı’nın bana göre iki temel klasiği var. Birincisini televizyonlar...

Gezi Sendromu ve Siyasette Ufuk Çizgisi Sorunu

Siyasetçiler çoğu zaman kendi varoluşlarını, kendi varlıklarına dayandırarak gerçekleştirme kapasitesinden yoksun oldukları için kendilerini kabul...

Gezi’nin Gençlerini Anlamak…

Gezi Eylemlerinin ilk başladığı günlere ait bir kaç, tekrar hatırlatmak için…Gezi Parkı, dünyada yeni bir...

Avrupa’da Sol’un Gerilemesi

İddialı ve heyecanlı “Tarihin Sonu” tezine sonradan demarş yaparak bizatihi kendisi son veren Fukuyama, yakın...