Bazı insanlar vardır; adını duyduğunuzda bile bir ağırlık, bir saygınlık hissedersiniz. İsmail Hakkı ER işte tam olarak böyle bir isim. Sadece bir insan değil; duruşuyla, karakteriyle, yaşamıyla “adam gibi adam” sözünün hakkını veren nadir kişilerden biri.
1974 yılında başlayan hayat yolculuğu, onu Anadolu’nun mütevazı sokaklarından alıp dünyanın dört bir yanına taşımış. Kapızlı Rasim Bozbey’de başlayan eğitim hayatı, Silifke’de şekillenmiş; ardından Erzincan’da aldığı teknik eğitimle sağlam bir temel kazanmıştır. Daha yolun başında bile disiplinli, saygılı, sevgi dolu ve iletişimi güçlü bir insan olduğu bellidir.
Ancak asıl hikâye 1995 yılında Kocaeli’de Deniz Astsubay sınıf okulunu kazanmasıyla başlar. Bu, sadece bir meslek seçimi değil; zorluklara meydan okuyan bir karakterin imzasıdır. 1996’da mezuniyetle birlikte başlayan denizcilik serüveni, tam 19 yıl boyunca dalgalarla, fırtınalarla ve sonsuz ufuklarla iç içe geçmiştir. Bugün mesleğinin 30. yılında hâlâ aynı heyecanı taşıyor olması, onun içindeki azmin ve yaşam enerjisinin en güçlü kanıtıdır.
Gölcük’ten Marmaris’e, Ankara’dan Karamürsel’e uzanan görev yerleri; bir meslekten ziyade bir adanmışlık hikâyesidir. Her görev, vatan sevgisinin bir başka yüzü; her liman, ardında bırakılan bir emek izidir.
1999 yılında hayatını birleştirdiği eşi Ayşe Hanım ise bu güçlü hikâyenin en zarif parçasıdır. Hemşire kimliğiyle merhameti, zarafeti ve fedakârlığı temsil eden Ayşe Hanım, bu yolculukta onun en büyük destekçisi olmuştur. Bu güzel ailenin en kıymetli emaneti ise üniversite sınavlarına hazırlanan Asu Naz ER. Bir babanın gururu, bir geleceğin umudu.
İsmail Hakkı Er denizciliği “dünyanın en zor ikinci mesleği” olarak tanımlıyor. Hele ki askeri denizcilik… Bu söz, yaşanmışlığın en sade özetidir. Ekvatorda pusulanın şaştığı anlara tanıklık etmek, zamanın ve yönün bile değiştiğini hissetmek; Avrupa’nın düzeninden Afrika’nın yokluğuna, kuzeyin dondurucu soğuğundan güneyin yakıcı sıcağına kadar dünyanın her halini görmek… Bunlar kitaplarda okunacak şeyler değil, ancak yaşayarak anlaşılacak tecrübeler.
Ama bu hikâyenin en güzel yanı, belki de en sade olanıdır.
Dünyanın üçte ikisini gezmiş bir insanın kalbinin hâlâ köyünde atması… Gurbet yılları onu değiştirmemiş, aksine köyüne olan hasretini büyütmüştür. “Tarlama, bahçeme gidiyorum” dese de aslında gönlünün yolu kahvehaneye çıkar. Eş dostla oturulan o mütevazı masa, içilen iki çay, edilen samimi bir sohbet… Günün sonunda “benden mutlusu yoktur” diyebilen bir insanın zenginliği, hiçbir servetle ölçülemez.
İsmail Hakkı ER; yakışıklılığıyla değil sadece, saygısıyla, sevgisiyle, anlayışıyla ve insanlığıyla iz bırakmış bir isimdir. Onun hikâyesi bize şunu hatırlatır: Gerçek büyüklük, dünyayı gezmekte değil; nereden geldiğini unutmamaktadır.
Ve bazı insanlar vardır… Hayatın içinde sessizce yürürler ama arkalarında derin, unutulmaz bir iz bırakırlar. İsmail Hakkı ER, işte o iz bırakanlardan biridir.
Dolayısıyla buradan kendilerine sevgi dolu selamlarımı iletirken; sağlık, huzur ve mutluluk dolu nice yıllar dilerim.
Mehmet GÖKSELLİ
Editör-Yazar-Denetmen




















