Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Artık Yeter “TAYYİP BEY !..” (I)

KAMUSAL TEPKİLER
Mehmet Halil ARIK

16 Haziran 2010 00:02

Yorum Yapılmamış

Önemli not: Bu yazı bir diziden oluşacaktır. Her yazı ağırlıklı olara güncel bir konuyu işleyecektir. Bu Recep Bey varken; bu konu bolluğunda yazı kaç bölüm olur, ne zaman biter ben de bilemiyorum.. Bıktığınızda bilgilendirin lütfen.M.H.A.
BÖLÜM – 1
Bak sayın Başbakan.. Bugün 3 Haziran 2010. İktidara geleli 3 Kasım 2002’den bu güne tam 2737 gün oldu.
Kısacık insan ömrünün 2737 günü. Küçümsenmiyecek bir zaman dilimi geçirdik senin “devri sadaretinde!”. Çok şeyler bekleyerek verdi sadaret mührünü sana bu ülkenin halkı…
“Neredeeen nereyee!”diyerek hep alınan mesafeyi gösterdin, oysa başladığımız noktadan 3 adım ileriye gidemedik; götüremedin bizi!…Kendi “dev-i sadaretine bir muhalif gözüyle bakabiliyor olsaydın, öfkeyi, hitabetinde sanat olarak kullanabilme ferasetini bildiğimiz için, söylüyoruz ki eleştirilerinde hiçte öyle masum sözcükler kullanmazdın.
Küçümsenmiyecek bir avans aldın bu halktan.. Hem de iki kez!.., ikincisinde artırarak yineledi sana verdiği primi bu halk.. Senin bu ülkenin temel değerleri ile özünde basite alınmıyacak problemlerin olduğunu bile bile..
“Hem laik hem müslüman olunmaz” demene bile aldırmadan.. Elkadı’nın dizinin dibinde rahle-i tedristen geçtiğini, ona kefaletinin özünde bundan kaynaklandığını bile bile..
Milli görüş gömleğini değiştirdim, değiştim geliştim derken takiyye yaptığını bile bile..Oğluna adını verdiğin Hoca’na bile vefasızlığını göre göre!..
Ama öylesine hovardaca harcadınki verilen avansları, mahkemeyi kadıya mülk sandın.Veya, mahkemeyi kadının mülkü yapmak için elinden geleni yaptın. Verilenlerle yetinmedin, hakkından fazlasını almaya kalktın.. Her yapmaya kalktığınızın arkasında halka rağmen halkın tamamını var saydın..Bir yandan “milli iradeyi” dilinden düşürmezken, asıl sığındığın milli iradenin muhalefetin çoğunluğunda olduğunu gözardı ettin.. Gerçekte demokratik iradeyi yansıtmayan bir seçim sisteminin sonuçta halka dayatmasını, milli iradeymiş gibi kullanma kolaylığını kendine kalkan yaptın… %34’lük halk iradesi, Mecliste, %66’lık milli irade oldu çıktı.. Ve bunu da halk “demokrasi” olarak yutsun istedin..
Bu dayatma ile, sadece “milli irade” kavramı değil, demokrasi kavramı da tahrifata uğradı. Çarpık bir seçim sistemi ile oluşan demokratik(!?) ortam sadece basit tahrifatlara uğramakla kalmadı. ”Özgürlük” adı altında, yeni dayatmalar, devletin asli sistemlerini sarsan tahribatlara kadar götürdü işi.. Kapalı kapılar arkasındaki gizli görüşmelerin adı bile,“şeffaflık”oldu çıktı. İçerde, sizinle birlikte ahirete gidecek Dolmabahçe görüşmeleri gibi. Dişarda, ortalama her 152 günde bir yinelenen ve 18.si yapılmış ABD gezileri gibi.. Yukardaki tarihe kadar, 83 ülkeye 245 dış gezi, yani devri sadaretin her 11 (onbir) gününe bir dış gezi ile ilgili söz etme haklarımaz ayrıca saklıdır!..
“Milli” ne varsa hepsi bu tahribatlardan nasibini aldı. Ne yazık ki, Tahrip ve tahrifatlardan kaçırabildiğimiz hiçbir milli değerimiz kalmadı.
Önce milli eğitimden başladınız… Liseler imamhatipleşti; üniversiteler medreseleşti.. Yandaşınız öğretim üyeleri ulema kesildi başımıza.. Ve daha düne gelene kadar kavgalı olduğunuz üniversiteleri, “milli iradenizle” tahakkümünüz altına alıncaya kadar göbeğiniz çatladı!.. Ne zaman ki, kanunların arkasından dolanabilecek bir ulema buldunuz, tüm üniversite reformları bir anda tamamlanıverdi sanki. Ne üniversitelerin bir sorunu kaldı, ne de sizin üniversitelerle bir sorununuz..
Korkumuzu açıkça söylememiz gerkirse, diğer bütün kurumlarla da sorunlarınızı benzer yolla çözmenizden korkuyoruz..
Öyle iki Milli Eğitim Bakanı buldunuz ki, maşallahları var, eğitimden başka herşeye vakıflar. “Burada herşey otomatiğe bağlandı!” demişti birincisi giderken..Bu sözün açılımı; “sen olmasanda olur!” demekti. Oda gereğini yaptı, hiç “bakana” ihtiyaç duyurmadı.. Devlet çarkı döndü kendiliğinden.. Vazgeçtik “milliliğinden” eğitim kalmadı ortada!..
Sıra milli savunmadaydı!.. En güzel orda halletiniz “milliciliği!.” Milli ordu” kavramını zaafa uğrattınız önce.. Sanki ordunun her kurumu, her bireyi, her köşe başında size tezgah kurmuş başka işi yokmuş gibi.. Eldiveni, Yakamozu, Ay ışığı..Sarıkızı..Balyozu.. saymakla mı biter!..Ne siz dediniz ne de yandaşlarınız..”ya!..ordu darbe yapacaksa bir anda yapar!.. Delilleri bunca ortaya serenlerden darbeci mi olur!?” Delilleri ortalığa sermişler, asıl darbe için gerekli silahları gömmüşler!.. Madem, bulsanıza bundan öncekilerin darbe delillerini!..
70’li yılların “komünizm geliyo!” çığırtkanlığının o yıllarda “tuttuğunu” gören siyaset organizatörlerinin torunları, bugün de “darbe geliyor!” çığırtkanlığını tadavüle sürdüler. Hem de bu çığırtkanlıkların bu ülkeye nelere mal olduğunu ve gelecekte de nelere mal olacağını hiç hesaba katmadan!.. Siz de bu çığırtkanlıktan ve kısa vadeli souçlarından iyi yararlandınız. O günlerin zulümleri, bugünlerde başka adlar altında tekrarlanmakta!.. Hem de ne yazık ki yine hukuk kullanılarak; hem de ne yazık ki yine aydın, yurtsever, tam bağımsızlıktan yana olan ulusalcı güçlerin üzerine gidilerek!..
“İyi ki bu orduyla savaşa girmemişiz!” diyerek enbüyük ulusal gücün saygınlığına halel getirdiniz.. Kalbine kadar girdiniz. Gizli dolmabahçe görüşmelerini bile, ordunun “milli” olma vasfını “özele” indirgemenin ve halk nazarında saygınlık zaafiyeti yaratmanın bir uygulaması olarak kullandınız. Maşallah bunda da başarılı oldunuz..
“Bu ordu bu ülkeyi ve halkını yok etmeyi planlıyor!” dedirtecek kadar, bu ordu yeniçeri ocağı gibi lağvedilip nizamı cedid gibi, yeni bir ordu kurulması teklifini yapacak kadar ileri giden gafillere cesaret verdiniz!..
Hiç demediniz ki zayıflatılmış ve saygınlığı zaafa uğratılmış bir ordu, hain ve düşmanlardan başka kimin işine yarar!?..
Hedefinizde, devletimizi, devlet yapan, cumhuriyet yapan temel değerlerimiz vardı.. Bu temel değerleri korumayı kendisine şiar edinmişleri statükocu olmakla suçladınız. Oysa sizin kafanızdaki değişim ve yenilikçilik bu değerleri silip süpürmekti.. Çünkü onlar sizin önünüzdeki en büyük engeldi.. Herşeye rağmen de engel olaya devam etmekteler. Amaca ulaşmayı engelleyen herkez, sizin, sadece rakibiniz değil, düşmanınız!.. Gün geldi onları, “hayasızlıkla”, gün geldi “kansızlıkla”, gün geldi, “cibilliyetsizlikle” suçladınız.. Oysa bir başbakandan beklenen öfke ve gazap ürünü ayrımcı sözler duymak olmamalıydı!.Oysa 2737 gün içinde bu ve benzeri sözleri sizden ve yakın çevrenizden hep duya geldik.
Artık yeter Tayyip Bey!..
Ulusalcılığı, suçladınız, milliyetçiliği yok ettiniz, devletçiliği bitirdiniz, laiklik zaten kütüğünüzde yazmıyordu!.. Ulusalcılığı, globalleşme ile, milliyetçiliği açılımla, devletçiliği yabancılaştırma ile, laikliği de ılımlı islamcılıkla takas ettiniz. Milli sınırlar, Büyük Ortadoğu projesiyle yeniden şekillenme tehlikesine girdi. Milli kaynaklar özelleştirme adı altında çekilen peşkeşlerle yeni sahipler buldu.. Milli duygular, ümmetçilik ve biad kültürüyle, yer değiştirdi. ”One Munite!” size bişeyler kazandırsa da, devlete çok şeyler kaybettirdi!..
Tahrifata ve tahribata uğramamış hiçbir kurum kalmadı!..
Yeter artık Tayyip Bey!.. (2. Bölüm ile devam edecek!..)

Okunma Sayısı: 123

Yazarın Diğer Yazıları

Ciddiyet Beyler!… Ciddiye!…

(Haftanın makalesi) Salgın son hızla yayılıyor, İstanbul başı çekiyor, resmi ağızlar borazan olmuş bunu duyuruyor,...

Amasya Genelgesi Bugünlere Ayna Tutar mı?

Amasya’da ateşlenen Kemalist Devrimin İşaret Fişeği (20-22 Haziran 1919) bir Özgürlük Bildirgesi’dir aynı zamanda. Mustafa...

Saray Erbabının Gözünde Bak Sen Nesin Eyyy AKP’li Kardeşim

Seni yönetenlerin sana bakış açısını iyi bil…   Söylem ve eylemleriyle, sana reva gördükleri sıfatı ben...

Şaşıp Kalıyorum….

Bir ülke ki, anayasasında “demokratik, laik, sosyal bir HUKUK DEVLETİ” olarak tanımlanmakta… Ne var ki;...

Soma Faili Belli Bir Katliamdı!..

Tarih 13 Mayıs 2014. Azrail toplu kurban arıyor olmalıydı o gün. Soma Kömür İşletmeleri A.Ş’nin...