Çocuğunun elinden tutmuş, okul sokağında yürüyordu. Çocuk annenin elinde de olsa çocuktu. Oynuyor, tek ayağı üzerinde sıçrarken annenin elinden kurtulmak istiyordu. Anne bir şeyler söylüyor ve sarılıp yatıştırıyordu.
Annenin diğer elinde okul çantası, çocuğun da boynunda beslenme çantası vardı. Çocuk ilk okul dördüncü sınıf gibi normal boya sahipti. Arada okul şarkısı söylüyor, arada oyunda sayı alıyordu. Sabahın köründe, çocuk itinayla hazırlamıştı. Montu, pantolonu ve spor ayakkabısı düzenliydi. Saçları kısaydı. Anne, “Kerim” dediğinde çocuk duruyordu. Demek ki adı Kerimdi. Kerim enerjiyi okula gitme sevincinden alıyorsa çok iyi, dedim.
Çocuğun zıplamasına izin vermeyen anne, onu kendine çekiyordu. Annenin eli çocuğun eline herhalde yapışmıştı. Çocuk afacanlığını gösteriyordu. Arada, anne, anne az kaldı, okula geldik, diyordu. Okula yaklaştıkça sokak kalabalıklaştı. Kerim zıplıyor ve bir şeyler mırıldanıyordu. Anne çocuğunu kendine çekiyor ve Kerim düşersin, diyordu.
Kerim öne doğru zıplıyordu. Anne, Kerim’im çok okuyacak ve büyük adam olacak, diyordu. Kerim, anne öğretmenimizde senin gibi diyor, büyük adam olacakmışım, diyor.
Okuldan cıvıltılar geliyordu. Kerim sesleri duyunca, tek ayağı üzerine sıçramayı hızlandırdı.
Apartmanın önünde bekleyen kadın, “Ayşe” diye seslendi. Anne, Kerimi kendine çekti, kadının selamını aldı ve iyi günler, dedi. Kerim annenin elinden kurtulmaya çalışıyordu. Okul şarkılarını tekrar ederken, elini kurtardı.
Anne dikkat et atlama düşersin, dediyse de Kerim yüzü koyun düştü. Anne, Kerim diye bağırdı, çantayı bıraktı ve Kerimi tuttuğu gibi kaldırdı. Kerimin boynundaki beslenme çantasının içindeki; çeyrek ekmek, yumurta ve patates kaldırıma dağıldı.
Anne, aceleden yiyecekleri toparlayıp çantaya koydu. Islak mendil paketini anneye verdim. Kerim ağlıyordu. Anne ağlama, dedi. Tozlanan yerlerini sildi. Beslenme çantasını da silmeye çalıştı.
Yoluma devam ettim, bir defa dönüp baktım. Kerimin elinden tutmuş okula doğru yürümeye başladılar. Hava biraz daha aydınlanmıştı. Sabahın köründe, çekilen çile, anne ve çocuk ikilisinde açıkça görülüyordu.
Bir başka çile de beslenme çantasıydı. Anne ekmek yumurta ve patatesi tekrar çantaya koyması, acaba dedim, çocuğunu karanlıkta yürüyerek okula götüren yönetici var mı?
Beslenme çantasının fotoğrafını, çekmek istedim, fakat garibime gitti. Üzüldüm acaba yöneticiler de kalplerinde bir kıpırdama olur muydu?
Eğitimdeki fırsat eşitsizliğini, beslenme çantasının görüntüsü ele veriyordu. Gireceği sınıf belki de elli kişilikti.
Annenin çocuğuna karşı sevecen davranışı dikkate değerdi. Çocuğunda annenin gücüyle zıplıyor ve oynuyordu. Dünya umurunda olmuyordu. Yarınlara nasıl hazırlanacak. Aile ve okul bu durumda ona ne verecek. Belli ki ailenin geliri açlık sınırının altında. Baba, sabah karanlıkta çıkıyor ve akşam karanlığında geliyordur. İkinci işe de gitme ihtimali vardır.
Sivil toplum kuruluşu! Aileye yardım edecek mi?
Halk ekmekten ekmek aldım. Anne çocuğun montuyla geri dönmüştü.
Tanımıyorum yoksa bir şeyler sorardım.
Hasan Tanrıverdi















