Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Alevilik ve Şiilik

Selami SAYGIN

27 Ağustos 2011 00:01

Yorum Yapılmamış

Bilim aslında olayları, olguları zaman ve mekan boyutları içinde, gözleme, anlama, sonuç çıkarma ve bir bütünlük içinde düşünme biçimidir. Gözlemek somutu görme çabasıdır. Somutu, var olanı değiştirme, bir kısmını büyütüp diğer kısmını görmeme veya yok sayma çabası değildir. Aklın ve beş duyunun seferber edilmesi ile ancak somut olan anlaşılır. Anlamaya bağlı olarak sonuç çıkarılır. Pek çok tanıma sahip olan bilimsel düşünce ve çaba kısa böyle tanımlanabilir.

Toplumsal olayların ve olguların gözlenmesi de önemli bir bilimsel çabayı gerektirir. Bir defa her hangi bir olaya, ön yargıyla bakmamayı, olayı/olguyu zaman-mekan boyutlarından koparmamayı, nedeni ve sonuçlarını birlikte gözlemeyi kaçınılmaz kılar. Böyle bir çaba ise insani yetenekleri sonuna kadar kullanmasına bağlıdır. Ön yargılar ise işte bu çabanın önünde bir engel oluşturmaktadır. Toplumsal olayları inceleyenlerin çok farklı sonuçlar elde etmelerinin ana nedeni budur. Olaya/olguya ön yargıyla bakmaları, olayın neden ve sonuçlarını görmelerini engelleyebildiği gibi olayı kendi bağlamı içinde kavramayı da engelleyebilmektedir. Böyle bir tutum içinde olmak ise, daha çok toplumda olması istenen özelliklerin, sanal olguların tekrarı abartılması gibi alışkanlıklara yol açmaktadır.

Türkiye’deki Alevi kesiminin genel özellikleri hakkında yapılan gözlemler, açıklamalar bu durumun somut örneklerinden birisini oluşturmaktadır. Alevilik nedir sorusu oldukça çeşitli cevapları kapsamaktadır. Bu cevaplarında önemli bir kısmı birbiri ile çelişkilidir. Bu cevaplara bakılarak Alevilerin hiç olmazsa çoğunluğunu içine alacak bir Alevilik tanımına ulaşmakta zorlaşmaktadır. Çünkü Alevililği, Hz. Ali’den kopararak, onunla olan ilgisini bağlantısını yok sayarak tümüyle, Marksist bir anlayış içinde “Alisiz Alevilik” sonucuna ulaşılabilmektedir. Oysa bu sonucun Alevi kesimi ile ilgisi bir hayli kuşkuludur. Somutla, olay ve olgularla yakınlığı hayalidir. Daha çok bir isteği, bir kurguyu yansıtmaktadır. Aleviliği sınıf mücadelesi içinde bir misyon sahibi görme çabası da, Türkiye gibi sınıf mücadelelerine uzak bir tarihi geçmişe sahip olan bir yerde, olayları/olguları zorlamanın başka bir örneğidir. Sınıf mücadelesini hayatın temeli sayan Marksist bir anlayışla, kırsal bir kökene dayanan Aleviliğe “yoksul işçi sınıfının öncü/ilerici” misyonunu yüklemekte, sınıflı toplumlarda rastlanan olguların tümüyle Türkiye’de de olduğu olabileceği gibi bir önyargıya dayanmaktadır.

Alevililği yalnızca İslamiyet öncesindeki Türklerin dini inançları/anlayışları ile sınırlandırma çabaları da yine bir siyasi kurguyu hatırlatmaktadır. Çünkü Türkiye’deki Aleviliğin toplumsal zemini her ne kadar büyük ölçüde Türklere dayansa da, Türk olmayan Zaza Alevileri de olduğu gibi, Alevi kesiminde de öyle bir Türklük hassasiyetinin olduğu görüşü abartıdır. İslamiyet öncesindeki Türklerin dini inançlarından bazı motiflere, unsurlara rastlansa bile tümünün bundan ibaret olmadığı da bilinmektedir. Türklerin İslamiyet öncesi İnançlarının Aleviliğin temel belirleyicisi olmadığının tespit ve teslim edilmesi elbette Alevilerin toplumsal zemininin yok sayılması sonucunu doğurmaz. Aksine onun dışında kalan unsurlarında görülmesi gibi gerçekçiliğe yol açar.

Zaten bir siyasi taraf olarak olayları/olguları gözlenme çabası ciddi algı yanlışlarına yol açmaktadır. Böyle bir taraflı gözlem ile Aleviliği açıklamaya çalışanlar onu daha çok “siyasi bir nesne” gibi görme ve gösterme alışkanlığını tekrarlamaktadırlar. Aleviliğin tarihi köklerinden, tarihte maruz kaldığı olayların/dramların bağlamından koparılarak gündelik siyasi tartışmalar içinde ona bir yer bulma çabası, siyasi ve ideolojik bir projedir.

Kürt Sorunu hakkında yazdığı kitaplarla tanınan İsmail Beşikçi, Doğu Anadolu’nun Düzeni ve Tunceli Kanunu (1935) Dersim Jenosidi adını verdiği kitaplarında konuya yer vermiştir. Dini bir üst yapı kurumu olarak gören Beşikçi, din hakkındaki ön yargısına mezhepleri tarikatları da katmıştır; “Mezhep farklılaşmasını kurucularının, kişisel çıkarları ile ayet ve hadisleri farklı açıklamaya” yönelmeleri iddiasına yer vermiştir. İslam dünyasının en yaygın mezhebi Hanefiliği; “Hıristiyan dünyasında Katolik mezhebi ne ise Müslümanlık dünyasındaki Hanefilik de budur” nitelendirmesi ile konuya olan uzaklığını ve daha çok önyargılarını ortaya koymuştur. Çünkü yeryüzünde Tanrı’ya vekalet ve onu temsil etmek gibi bir iddianın sahibi olan Katolik mezhebi Kilise hiyerarşisini temel alırken benzeri bir iddia ve hiyerarşi Hanefilik de asla yoktur. Aleviliği ilk kitabında Şiilik içinde görme konusunda da kararsızdır; çünkü bazen Aleviliği Şiilik içinde bir tarikat olarak görmüşken (s.307) bazen de onun bir tarikat olmadığı (s.335) görüşünü savunmuştur.

Beşikçi, Türkiye’deki Alevilik için iki örnek yer göstermiştir; Iğdır ve (Tunceli) Dersim(s.321). Bilimsel yönteme sadakat ihtiyacı burada bir kere daha kendini göstermektedir; çünkü ne Iğdır’daki Şiiler kendilerini Dersimlilerle birlikte ve onlarla aynı adı (Aleviliği) benimserler ne de Dersimliler kendilerini Iğdırlılarla bir ve aynı görerek Şiiliği benimsemezler. Ortak bazı özellikleri olmakla birlikte Alevilik ve Şiilik arasında büyük farkların olduğu da bilinmektedir. Alevi bir ana-babadan gelmeyen birisi Alevi olamaz. Oysa Şiilikte böyle bir şart aranmaz. Şiilik yazılı bir geleneğe ve fıkha sahipken Alevilik sözlü geleneğe dayanır ve bir fıkha bağlılığı kabul etmez. Iğdırlılar kendilerini genel olarak Şii dünyası içinde görürler ve onlara karşı bağlılık duyguları taşırlar oysa Dersimlilerin Şii dünyaya bağlılık duyguları yoktur. Buna rağmen beşikçi her iki ilin sakinlerini Alevi olarak görmektedir(s.321). Beşikçi; Alevi bir ana babadan gelmeyen birisinin Alevi olamayacağı buna karşılık Şiilikte benzeri bir kuralın olmayışına rağmen, herkesin dede olabildiği dedeliğin herkese açık olduğu ama herkesin Şeyh olamadığı şeyhliğin herkese açık olmadığı görüşü de (s.338) yer vermiştir. Laikliği sanayi toplumunun, sınıflı bir toplumun ulaştığı bir sonuç aşama olarak görmesine karşılık (s.312) ekonomik farklılığın pek görülmediği, sınıf farklılıklarının ve çatışmalarının yaşanmadığı Dersimlilerin laik olduğu görüşünün de (s.323), laikliğin sınıflı bir toplumun ve sanayi toplumunun ulaştığı bir sonuç/düzey tespiti ile tutarlılık göstermediği açıktır. Oysa bu tespit esas alındığında Iğdırlılar daha çok şehirli/kasabalı oldukları, ticaretle uğraştıkları, ekonomik birikim sahibi olmalarından (s.321) laikliğe daha açık olmaları gerekirken, ticaretin, ekonomik birikimin ve buna bağlı farklılıkların çok az olduğu Dersimde laikliğin daha çok kabul görmesi, bütün bu toplumsal olayların ekonomi ile açıklanması gibi Marksist ısrarın gerçekçi olmayan bir yanını ortaya koymaktadır.

Beşikçi, ikinci kitabında da Aleviliği Şiilik sayan görüşünü tekrarlamaktadır (s.271). Beşikçi hiçbir kitabında Zaza adına yer vermemiştir. Bilindiği gibi Dersim’de Kırmanç/Kürt ve Türklerde olmakla birlikte bunlar oran itibarı ile azdır. Büyük çoğunluk Zazadır. Beşikçinin ikinci kitabı tümüyle Dersim olayı hakkında olmasına rağmen Zaza adı yalnızca bir defa; Cumhuriyet Gazetesi’nden Y. Mazhar Aren’den yaptığı bir alıntı nedeniyle geçmiştir (s.93).

Hatırlanmalıdır ki yakın zamana kadar Türkiye’de basılan kitaplarda Kürt adı asla kullanılmazdı. Kürt isyanları anlatılırken en fazla aşiret kavramına yer verilirdi. Sanki aşiret ayrı bir etnik aidiyetin karşılığı imiş gibi. Çünkü resmi görüşe göre, Kürtler olmadığından onların isyanı da söz konusu olmayacaktır. Oysa tarihte isyanları vardır. Bu yüzden Kürt isyanları anlatılırken, Kürt adı yerine aşiret kavramı tercih edilmiştir. Bu örneği hatırlatacak biçimde Beşikçi de Zaza adı yerine ısrarla Kürt adını kullanmaktadır. Bunun bilimsel düşünceye, bilimsel çabaya aykırı bir tercih olduğu açıktır. Buna karşılık Beşikçi, “Bu gün Dersim’de özellikle Alevi kesimlerde görülen Kemalist tavırlara bakacak olursak, sömürgeci devletin istediği amaçlara kısmen de olsa ulaştığı söylenebilir. Çünkü bugün Dersim, Kürdistan’da Kürt ulusal gelişimine en uzak bölgelerden biridir.” (s.271).

Dersim’de Kürt Ulusal gelişimi niçin etkili değildir? Bunu yalnızca Kemalizm’in başarısı ile açıklamak doğru değildir. “Cumhuriyetle birlikte şeriat yasalarının kaldırılması, Aleviler üzerindeki baskının kaldırılması, Hanefi mezhebinin ayrıcalıklarının kaldırılması” gibi sıkça yapılan vurgular da işin yalnızca bir yanını açıklayabilmektedir. Şehirleşme oranının giderek artması Dersim’de de etkisini göstermiştir. Okuma yazma oranı Dersim’de yüksektir. Okuma oranının yükselmesi, şehirleşmenin artması, okullaşma oranının yaygınlaşması, Zazalık bilincinin de buna bağlı olarak artması sonucunu doğurmuştur.

Dersim’den Kürt ulusal gelişiminin uzak olması yalnızca Alevilikle açıklanabilir mi? Elbette Kırmançların/Kürtlerin Sünni/Şafii olmasına karşılık Dersimlilerin Alevi olması yeknesaklığı engelleyen nedenlerden birisidir. Ancak Zazalıkta en az Alevilik kadar dikkat edilecek bir husustur. Alevileri Şii, Şiileri Alevi saymak gibi Dersim’de Zazalığı yok sayan hiçbir açıklama gerçekçi değildir. Gerçeğin karşılığı değildir. Somutun var olanın gözlenmesine bağlı değildir. Tümüyle politik tercihlere bağlı olarak yapılan bir açıklamadır. Gerçeği, somutu gizleme, değiştirme çabasıdır. İnsan aklının, beş duyusunun hafife alınmasıdır. Kürdü yok sayan, onu Türk görmeye devam eden bir ısrarı, bir inadı hatırlatmaktadır. Oysa bilimsel düşüncede somutu kabullenme, anlama ve görme esası vardır.

SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA
1-Barbaros Baykara, Dersim 1937, İstanbul 1973.
2-Barbaros Baykara, Tunceli 1938, İstanbul 1974.
3-Cafer Solgun, Aleviliğin Kemalizm’le İmtihanı, Timaş Yayınları, İstanbul 2011.
4-Hasan İzzettin Dinamo, Kutsal Barış (Ulusal Kurtuluş Savaşı Sonrasının Gerçek Hikayesi) I-II, İstanbul 1976.
5-İsmail Beşikçi, Doğu Anadolu’nun Düzeni I-II, Yurt Kitap Yayın, Ankara 1992.
6-İsmail Beşikçi, Tunceli Kanunu(1935) ve Dersin Jenosidi, Yurt Kitap Yayını, Ankara 1992.
7-Kemal Bilbaşar, Memo I-II, Tekin Yayınevi, İstanbul Tarihsiz.
8-Necdet Subaşı, Sırrı Faş Eylemek/Alevi Modernleşmesi, Ufuk Çizgisi, İstanbul 2008.
9-Necdet Subaşı, Alevi Çalıştayları Nihai Rapor (Yayınlanmamış), Ankara 2010.
10-Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Dilan Yayınları, Diyarbakır 1992.

Okunma Sayısı: 111
Kategori: Selami Saygın

Yazarın Diğer Yazıları

Kadının Yeri Ne Oldu?

İnsan cinsinin yarısı kadınlardan oluşmaktadır. Sırf bu yüzden olsa bile eski çağlardan beri, kadının toplum...

Kerbela Faciası

Kerbela Faciası, bir tarih olayına indirgendiği için mi yeterince anlaşılamamaktadır? Belki bu yüzden...

İç Savaşın Başlaması

Beraberliğin yürümediği durumlarda ayrılık bir çare, bir çözüm olarak görülebilir. Ancak ayrılıkta çoğu kere yeni...

Kalpak

Kalpak’ın siyasi bir kavga aracı olacağını muhtemelen hiç kimse tahmin edememiştir. Onun bir siyasi ideolojinin...

AB Bakanlığı Ne İş Yapar?

Her yıl AB tarafından görevlendirilen birisi Türkiye’deki uygulamaların AB kriterlerine ne ölçüde uyum sağladığına dair...