Fidanların oluşması için, toprağı ufalar ve çimlenmekte olan tohumların üzerine serperdi. Çocukların okuması sebzenin yetişmesine bağlıydı. Her mevsime özel sebze: lahana, pırasa, marul, maydanoz ve ıspanak satıyor ve okul harçlıkları çıkıyordu.
Bahçeden çıkmazdı. Sebzelerin gözü kulağı oluyordu. Sebze evleklerinde öğretmenin verdiği ödev tartışılıyordu. Ödev, “Mektup” idi. Mektup nasıl yazılır, öğrendiklerini uygulayacaklardı. Ödev için çalışmayı ağabeyine yazacağı mektup olacaktı. Mektuba neler yazacağını babasıyla tartışıyordu. Baba mektuba bahçenin, toprağın ve sebzenin özelliklerinden bahsedersin. Yağmur, sulama ve gübrelemeden söz açarsın diye tembih ederdi.
Baba, ürettiklerimizi satabilirsek, kazancımızla okumak için, gerekli harçlık çıkardı. Hatalı yazılan kelimeleri düzeltiyordu. İlçenin pazarına sebzeler taşınıyor ve satılıyordu. Baba çocuklarına “Pazardan ekmek, helva ve üzüm almamızı ve sebzeleri satmamızı da yazın.” Diyordu.
Mektup için epeyce bilgi toplanmıştı. Akşam yemeğinde bile ödev konuşuluyordu. Çünkü başarılı olmaları okumaları demekti. Okumak devlete bir anahtar uydurmaktı. Başka türlü geçinmek mümkün değildi.
Öğretmenin anlattığı nasıl yazılır, tekrarlanıyordu. Akşam babasına arkadaşım, kar bir metreye çıktı. Ayılar köylere indi yazmış bizde yazalım dedi. Babası ise “Öyle bir şey oldu mu diye sordu. Mektuba olmayan bir olay yazılmaz. Bizim yazacağımız belli. Bahardan sebzeden ve meyvelerin olgunlaşmaya başlamasından ve ormanlara bırakılan ceylanların bahçelere geldiğini yazalım, dedi.
Mektup konusunda pratik bilgileri olmadığı için, ev hâlini ve bahçe işlerini yazacaklardı. Hatta babasına bir de fıkra yazalım dedi. Baba ağabeyin gurbette fıkrayı ne yapsın. Yazdıklarımız az oldu dersen, köyden haberler yazarız dedi. Deniz kazasını da yazmayalım. Çünkü nedenini bilmiyoruz. Uydurma haber olabilir.
Okula gitmek için, evden çıkamadılar. Yağmur göz açtırmıyordu. Bir iki saat sonra dereye sel geldi. Dere çamur yuvarlıyordu. Köyün minibüsü yoldan çıkmış ve şarampole yuvarlanmıştı. Kazayı insanlar hafif sıyrıklarla atlatmıştı. Baba bahçenin dibindeki kızıl ağaçlar kopmuş, dereye akmış. Ödev için malzemeler çoğalmıştı. Annesi, ekmeğin hamuruna süt, bir defa da yoğurt kattığımı yazın, dedi. Yolda tereyağı bozulur diye gönderemiyoruz dedi. Böyle yazarsanız ağabeyin üzülmez de
Mektubun içeriği tamamlanmıştı. Akşam yayla komşumuz geldi. İneklerinin biri bağını koparmış ve kaçmış. Öğretmeni Ankara’ya tayin olmuş. Anne, evin arka duvarını yaptık, kuzineyi yeniledik. Fındıklıktaki kızıl ağaçların hepsini koparttık. Baba, okulların kapandığı gün yaylaya çıkacağız, dedi. Bir de bu kış hamsi iki defa karaya vurdu. Sepetlerle taşıdık bahçeye döktük dedi.
Mektup temize çekildi. Çizgisiz kâğıdın iki yüzü de dolmuştu. Öğretmene mektubu öğleden sonra verdi. Öğretmen, ailenin düşüncesini yansıttığı için, mektuba tam not verdi. Baba nota sevindi. Mektubu göndermenin ederini sordu ve yarın postalanacaktı. Çocuk mektubu zarfa yerleştirdi ve postanenin kutusuna attı.
Zarfın üzerine adres yazılmamıştı. Öğretmen öğrencisine bir şey söylemedi ve zarfı kutudan aldı ve adresi yazdı. Pulunu yapıştırıp postaneye verdi.
Akşam kuzinenin başında sevinç ve neşe hâkimdi. Baba ödül olarak onlara kestane pişirdi ve afiyetle yediler. Kestaneyi dün bahçenin dibindeki ağaçtan toplamıştı.




















