Yıllarca çektiği acıların ortalamasını alıyor ve “Hey gidi gençlik,” diyordu. Hey gidi gençlik fotoğraflarını odasının duvarına asmıştı.
Gençlik fotoğraflarının altına, “Sevinç” yaşlı fotoğrafının altına ise “Hüzün” yazmıştı.
Hayatın acısını hangi devrede çekmeye başladığı anlaşılıyordu.
Pencereden görebildiği yerlere “Ufuk” der ve hayalinde ufka varmak isterdi. Ufukta bir süre gezinir ve sonra gider, yatardı. Sokaktan kimin geçtiğine artık dikkat etmezdi. Çok zamandır insanların parka gitmesi onu ilgilendirmezdi.
Bilge kişiliğiyle alışkanlıklarını gizler, olayı gizemli davranışlarında hissetmek olağandı. Dağların ve tepelerin resimlerini karakalemle çizerdi. Altlarına hissettiklerini veciz olarak yazardı. Yazdığı veciz cümleyi okumakla, ömür dediği yıllarının nasıl geçtiğini anlamak mümkündü.
Mevsim değişimlerini karaladığı birkaç satırla, anlatmak isterken, yaşadığı ortak acılarla birlikte ruhunun isyanını hissetmemek elde değildi. Meydandaki saatin hüzün ve sevinçlere konu olmaması gibi karakalem çizgileri alt kattaki odasında el aletleriyle becerilerini de görmek çalışkanlığının sembolüydü.
El becerilerini şiirle süslemesi, kabaran deniz dalgalarına benzetirdi. Dalgaların çarptığı nesneleri sesinden tanır, böylece dalgaların gücünü tahmin ederdi. Sobasının yakılmasını ister, ateşin çatırdamasını, neşesine yeni sevinçler eklendiğini zannederdi. Biraz da is kokusunun tavanı karartması hoşuna giderdi.
Yağmurdan önce tepelerden süzülen, sise gözünü diker ve geliyor derdi. Yalnız neyin geldiğini söylemezdi. Çok yağması felaket olabilirdi. Felaketler belleğindeki önemli izlerdendi. Çünkü yaşadığı felaketin hala izlerini taşıyordu. Eski evinin yarısını heyelan götürdüğünde, kendini kapıdan dışarı atmıştı. Yağmura bakmak için dışarı çıkmak istemiş ve anında geri kaçmıştı.
Düşüncesini dışarı vurmaz, kimsenin bilmesini istemezdi. Sobanın sıcaklığında her şey daha güzel izlenirdi. Yalnız yıllar ne çabuk geçti, derdi. Fotoğrafların yanındaki yazılarına ve süslü kağıtlara bakıp “Hayat” deyip geçerdi.
Sis yaklaştığında, sokaklar tenhalaşır, dalga sesleri yükselir ve yapraklara sessizliğini bozardı. Çektiği nefes darlığını zamanında içtiği sigaraya bağlamazdı. Havanın rutubetli oluşu, olarak değerlendirirdi. Acıların ortak oluşunu, acımasız, taşlı ve çamurlu bir patikaya bağlardı.
Çizgilerini çok iyi kullanır ve “Kaleme sağlık” derdi.
Kaleme sağlık dediği bir başka olay da şiirleriydi. Şiirlerini ziyaretçilerine okutur, yenilenmeyi arardı.
Spor yapma yerine spor dünyasından haberdar olmak isterdi. Kaslarım doluyor diyordu. Kaslar dolup güçlenecek ama onu kullanacak ruh gerekir, diye eklerdi. Rakibini yakala, kaldır ve çarp mindere, diyerek öğüt verirdi.
Sobada kaynayan ıhlamurun kokusunu tercih ederdi. Gün boyu bir bardak ıhlamur dahi içmezdi. Ihlamur çiçeğinin solgun hâlini çizer ve “Çiçeklerden de hayat geçiyor,” derdi. Solgun çiçeklerin sonlanmasında ne kadar acılar çektiğini yazmazdı. Fakat çiçek parkının ışığını kesen binanın kurulmasına lanet okurdu.
Parkta çiçek ve ağaçların bakımını üslenmek isterdi.
Hasan TANRIVERDİ




















