Bir şehirde güven duygusu, sadece sokak lambalarının yanmasıyla oluşmaz. İnsan, akşam evine dönerken arkasına bakmıyorsa; trafikte önündeki araca yol vermedi diye saldırıya uğramayacağını biliyorsa; çocuğunu sokağa gönderirken “Ya bir magandaya denk gelirse?” endişesi taşımıyorsa, orada gerçek anlamda huzur vardır.
Ne var ki son yıllarda bu huzur duygusu ciddi biçimde aşınıyor.
Ben de bir araştırmacı yazar olarak sokaktaki bu değişimi, insanların gözlerindeki o tedirginliği uzun zamandır yakından gözlemliyorum.
Trafikte yol verme tartışmasıyla başlayan saldırılar, aracından inip diğer sürücünün üzerine yürüyenler, sokak ortasında küfür ve tehdit savuranlar, eline sopa ya da levye alıp insanları korkutanlar… Bunlar artık münferit hadise olmaktan çıktı. Her gün cep telefonlarımıza yansıyan o dehşet görüntüleri, toplum olarak hepimizin sinir uçlarına dokunuyor.
Gittiğim her yerde, konuştuğum her vatandaştan aynı isyanı duyuyorum: “Bu kadar açık bir saldırganlık nasıl oluyor da çoğu zaman birkaç işlemle geçiştiriliyor?”
İşte mesele tam burada düğümleniyor.
Toplumsal düzeni bozan, insanların can güvenliğini ve huzurunu hedef alan eylemlerde caydırıcılık yalnızca cezaların kâğıt üzerinde var olmasıyla sağlanamaz. Ceza dediğin; hızlı, görünür, adil ve etkili olmalıdır.
Suç işleyen kişi, attığı ilk adımın bedelini ağır biçimde ödeyeceğini daha o an bilmelidir.
Önce ağır yaptırım, ardından hızlı adalet
Sokakta, trafikte veya toplu yaşam alanlarında şiddete yönelenlere karşı üç aşamalı, güçlü bir yaptırım düzenini artık yüksek sesle tartışmamız gerekiyor.
İlk aşama, caydırıcı para cezaları: Bugün birçok kişi için küçük para cezaları, işlenen suçun karşılığı olmaktan çok uzak. Trafikte araçtan inerek saldırıya kalkışan, hakaret eden, tehdit savuran ya da kamu düzenini açıkça bozan kişinin karşısına, canını yakacak ölçüde ağır bir mali yaptırım çıkmalıdır.
Ceza, yalnızca dosyada yazan bir rakam olarak kalmamalı; bir daha aynı davranışı yapmadan önce kişiyi ciddi biçimde düşündürmelidir.
İkinci aşama, etkili ve hukuka uygun bir gözaltı süreci: Elbette özgürlükten yoksun bırakma keyfî biçimde uygulanamaz; bunun hukuki güvenceleri, yargı denetimi ve açık sınırları olmak zorundadır. Ancak kamu düzenini bozan, fiziksel saldırı ihtimali yaratan, silah ya da kesici-delici aletle tehdit oluşturan kişilerin “ifadesi alındı, bırakıldı” anlayışıyla toplumun içine geri dönmesi de vatandaşın adalet duygusunu derinden zedeliyor.
Özellikle şiddet, tehdit, yol kesme, araçtan inerek saldırı, silahla ya da aletle korkutma gibi eylemlerde; delillerin toplanması, mağdurun korunması ve failin yeniden saldırmasını önlemek için daha etkin tedbir mekanizmaları kurulmalıdır.
Toplumun talebi aslında çok açık: Saldırgan, yaptığı eylemin karşılığını aynı gün hissetsin.
Üçüncü aşama ise jet hızıyla işleyen adalet: Yıllarca süren dosyalar, ertelenen cezalar ve sonuçsuz kalan yargılamalar caydırıcılığı yok ediyor. Vatandaş, saldırganın olaydan kısa süre sonra hâkim karşısına çıktığını; delillerin hızla toplandığını ve hak ettiği yaptırımla karşılaştığını görmek istiyor.
Hukukun yavaş işlemesi, zaman zaman hukukun hiç işlemediği algısını doğuruyor.
Teknoloji magandaya karşı kullanılmalı
Bugün şehir güvenliğinde teknoloji çok daha güçlü bir rol oynayabilir. Kent Güvenlik Yönetim Sistemi (KGYS) kameraları, plaka tanıma altyapıları ve yapay zekâ destekli görüntü analizleri; trafikte kavga, araçtan inme, ters yönde saldırgan manevra, tehlikeli takip ve kamu düzenini tehdit eden hareketlerin hızlı tespitinde daha etkin kullanılmalıdır.
Bir olay yaşandığında polis ekiplerinin dakikalar içinde haberdar olması, görüntülerin kaybolmadan kayıt altına alınması ve failin tespit edilmesi son derece önemli.
Çünkü özellikle trafik magandalığında delil çoğu zaman birkaç saniyelik görüntüye, bir plaka numarasına ya da bir tanığın cesaretine bağlıdır.
Vatandaşın güvenli biçimde ihbarda bulunabileceği mobil sistemler de yaygınlaştırılmalıdır. Ancak bu sistemlerin iftira, montaj görüntü ve kişisel hesaplaşma aracı hâline gelmemesi için her ihbarın somut delil ve uzman incelemesiyle değerlendirilmesi şarttır.
Ehliyet bir ayrıcalık değil, sorumluluktur
Trafikte şiddete başvuranın yalnızca adli yaptırımla değil, sürücülük hakkı bakımından da değerlendirilmesi gerekir. Direksiyon başında öfkesini kontrol edemeyen, başka sürücüyü takip eden, aracını tehdit aracı olarak kullanan veya araçtan inip saldırıya yönelen bir kişinin ehliyeti, sıradan bir belge olarak görülemez.
Gerekirse geçici ehliyet iptali, zorunlu psikososyal destek, öfke kontrolü programları ve yeniden değerlendirme süreçleri gündeme gelmelidir. Çünkü trafikte kullanılan araç, birkaç tonluk bir güçtür. Öfkesini yönetemeyen kişinin elinde bu güç, basit bir tartışmayı telafisi olmayan bir felakete dönüştürebilir.
Sertlik değil, caydırıcılık
Burada savunduğum şey öfke ile ceza dağıtmak değildir.
Asıl hedef; hukukun gücünü, saldırganın gücünün önüne koymaktır. Ceza adil olmalı, delile dayanmalı, yargı güvencesi altında uygulanmalı; ama aynı zamanda etkili ve caydırıcı olmalıdır.
Sokakta birine saldırmanın, trafikte insan kovalamaya kalkmanın, küfür ve tehditle insanların hayatını zehir etmenin “anlık öfke” bahanesiyle hafifletildiği bir ortamda huzur kurulamaz. Toplum, kurallara uyanların değil; kuralları çiğneyenlerin alan kazandığı bir yer hâline gelir.
Toplumda kabadayılık yapan, kavga çıkaran ve canlılara zarar veren kişilere karşı adalet tavizsiz uygulanmalıdır.
Sokakta veya trafikte güç gösterisine kalkışan her saldırgan, doğrudan gözaltına alınmalı ve hakim karşısına çıkarılmalıdır.
Caydırıcılığın tam sağlanması için suçlular yalnızca hafif cezalarla kurtulmamalı; hem ağır mali yaptırımlarla karşılaşmalı hem de hapis yatmalıdır.
İnsanlara ya da sokaktaki dilsiz canlara şiddet uygulayanların anında nezarete atılması, toplumsal huzuru korumanın tek yoludur.
Yasalar, hiçbir saldırgana göz açtırmamalı, cezalar ertelenmeden hızla infaz edilerek kamu vicdanı rahatlatılmalıdır.
Şiddete sıfır tolerans gösterilmelidir.
Ben İsmail Yaman olarak her zaman söylerim: Sokakların huzuru ricayla, temenniyle korunmaz. Nasihat elbette değerlidir, eğitim elbette gereklidir; fakat açık şiddet, tehdit ve magandalık karşısında devletin dili net olmalıdır: Ağır yaptırım, hızlı yargılama, etkili denetim ve tekrarını önleyecek tedbir.
Vatandaş evinden çıkarken korkmamalı; trafikte yol verirken ya da vermeyince can güvenliği hesabı yapmamalı.
Bu ülkenin sokakları kabadayılığın değil, hukukun hüküm sürdüğü yerler olmalıdır.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84
















