YAŞAMA AÇILIŞ
Aklımı kontrol edemeyecek durumdaydım. Kendimi bıraktım ve avazım çıktığı kadar bağırıyorum.
Esnaf Arif, esnaf Arif, yılların esnafı Arif. Cevap veren olmuyordu. Arada tabak çanak şıngırtısı duyuyorum. Niçin buradayım, nereye kapattınız, cevap verin.
Bağırışlar arasında demir kapılar kapanıyor ve sürgüler çekilip anahtar sesi duyuluyordu. Koşuşturmalar zincirlerin çekilmesi ve uğultular sonrası sessizlik çöküyor. Bağırmam duyulmuyor ve yankılandığı gibi kalıyordu.
Kulaklarım uğultusuyla baş başa kalıyor ve kubbedeki demirle örülü küçük pencereye bakıyorum. Kalbim sıkışıyor, yüreğim daralıyor, gözümden yuvarlanan yaşlar kaygan zemini ıslatıyordu.
Yerde uzandım, ruhumu da peşinden sürükledim. Pis ve kokulu ortama aldırış etmedim. Aklım başımdan çıkıyor da toparlayamıyorum.
Niçin buradayım?
Bilmediğim hatta tanık olmadığım bir olay için mi buradayım? Görevliler.
Kubbedeki pencereden gökkuşağını görüyorum. Renklerinin güzelliği bile beni teselli edemiyor. Halbuki ne kadar severim gökkuşağını, ondan gözümü ayıramam. Hayal mi diye kuşku duydum. Zindanda gökkuşağı, rüya gibi.
Büyük kötülük yapmışım da farkında değilim. “Gangster X kodeste,” bari film yapsalardı. Esnaf Arifi tanımayan yoktur. Kimsenin tavuğuna “kışı” demedim. Kimseyle takıntım olmaz. Apar topar zindana tıkılmamın nedenini bilebilsem. Bu kadar bağırmaya karşılık bir görevli kapıya gelmez mi?
Kim olduğumu söyleseler de yanlış yapıldığını anlasam.
Kapılar yaşama açılsın, esnaf Arifin. Dükkanından başka bir şey bilmeyen Arifin. Ne işim var burada. Demir kapılar arkasında, zincir sesleri kulağımı tırmalarken.
Zaman durmuş gibiydi, bankta ter su içerisinde sızmışım. Bağırmaktan sesim kısılmış, duyan olmamış. Akşam mı olmuş yoksa sabah mı? Gün doğmuş muydu? Güneş çiçeklerini cilalamış mıydı? Ay çekilmiş ve sevecenliğini bırakmış mıydı?
Kaç saattir buradayım, yıllar mı geçti? Gecenin soğuğu kışı hatırlattı. Küresel değişim, esnaf kodeste, dedim.
Tavandan bir şeyler uçuştu, bırakın gideyim bağrışmaları. Böcek gıcırtıları, farelerin gerginliği ve beynimin oynaması.
Kapı altından çorba bırakılması. “Zebani” diye sesim gürledi, gürledi ama yine kendine duyan olmadı. Kimim ben!
Çorbayı içtim bankta uzandım. Kalktım her zamanki bağrışmalarıma; ulan açın açın ulan diye haykırdım. Ruh halim suçsuzluğun verdiği moralle direniyordu. Kodesin demir kapısından gözümü ayırmıyordum. Aklımı toparlayamıyorum. Hiçbir şey düşünemiyorum. Dağıldım her tarafa saçıldım.
Öyle bir an geliyor ki donuyor gibi oluyorum. Kime laf attım, söylesenize.
Burası bana göre değil. Benimle işiniz olmaz. Pis kokulu ve havasız yerde, işkence çektiremezsiniz. Şaka mı yapıyorsunuz. Çantam nerede. Hava almalıyım, ciğerlerim söndü.
Bağırmama “acıyın suçsuza, acıyın esnafa,” diye kelimeleri ekledim.
Uyumuşum, ne kadar uyuduğumu bilemiyorum. Gündüz herhalde, dedim. Koridorda ayak sesleri, bağrışmalar oldu. Birisi geliyor, dedim. Midem kazındı, bir şeyler içmek istedim. Anahtar sesi duydum. Kapı açıldı, kapı yaşama açıldı!
Kalp atışlarım hızlandı, ne diyeceğimi şaşırdım. Yedi gündüz ve altı gece diye yıllar içinde bağırdım. Toparlan çıkıyorsun, sesini duyduğumda sarhoş gibiydim. Kendimden geçtim, ağzımı açmadım.
Görevli; komiseri vuran adam yakalandı. Senin adını vermiş, seni korumaya aldık, dedi. İnanmış gibi yapıp yaşama merhaba, dedim. Gönlüm ferahladı, kalp atışlarım normale döndü.
Çarşıya yöneldim. Önce taksiyle dükkâna ve sonra eve gittim.
Hayat sen ne güzelsin diyerek, muhteşem bir duyguyla baş başa kaldım.















