Gazeteci soruyor:
— Büyüyünce ne olmak istiyorsun?
Gazzeli çocuk cevap veriyor:
— Burada çocuklar hiç büyümez ki!
…
İşte
-insanoğluna kıyameti getirecek-
en ağır cevap bu olsa gerek❣️
Çünkü bir çocuğun hayali, büyüyünce ne olacağını düşünmektir.
Doktor olmak ister…
Öğretmen olmak ister…
Pilot olmak ister…
Futbolcu olmak ister…
Babasının elinden tutup denize gitmek, annesinin yaptığı yemeği yemek, arkadaşlarıyla sokakta koşmak ister.
Ama Gazze’de bazı çocukların hayali artık “yarına çıkmak” kadar küçültülmüş durumda.
Bir çocuk için dünyanın en büyük korkusu, karanlıkta yalnız kalmaktır.
Bir başka çocuk içinse karanlık, gökyüzünden gelecek bombanın habercisidir.
Bir çocuk okul zilini duymalıdır;
ambulans sirenini değil…
Bir çocuk öğretmeninin sesini beklemelidir;
silah sesini değil…
Bir çocuk annesine:
— Karnım acıktı, demelidir.
— Korkuyorum, demek zorunda kalmamalıdır.
Bir çocuğun elinde kalem olmalı;
mezar taşı değil…
Oyuncak olmalı;
enkazdan çıkarılan bir taş değil…
Masal kitabı olmalı;
ölüm haberleri değil…
Ve en önemlisi;
bir çocuğun geleceğe dair kurduğu cümle, “Büyüyünce…” diye başlamalıdır.
“Büyüyünce yaşayabilecek miyim?” diye değil…
Çocukluk, insanlığın en savunmasız hâlidir.
Çünkü çocukların savaşı yoktur.
Sınırları yoktur.
Haritaları yoktur.
Orduları yoktur.
Siyasetleri yoktur.
Kinleri yoktur.
Çocukların yalnızca hayalleri vardır.
Ve bir çocuğun hayalini öldürmek, yalnızca bir çocuğu öldürmek değildir.
İnsanlığın yarınını öldürmektir.
Düşünün…
Bir çocuk babasına:
— Baba, savaş ne zaman bitecek? diye soruyor.
Babasının vereceği cevap yok.
Çünkü bazı soruların cevabını savaşlar değil, insanlık vermelidir.
Başka bir çocuk:
— Evimiz ne zaman yapılacak? diye soruyor.
Oysa bir çocuğun “ev” dediği yerin yeniden yapılmasını beklememesi gerekir.
Çocuk evin ne zaman yapılacağını değil,
evinin içinde hangi oyuncağıyla oynayacağını düşünmelidir.
Bir başka çocuk annesine sarılıp:
— Korkma anne, ben büyüyünce seni koruyacağım, diyor.
İşte insanlığın yüzüne indirilen en ağır tokat budur.
Çünkü çocuklar anne ve babalarını korumak için büyümemeli.
Anne ve babalar, çocuklarının korkmadan büyüyebileceği bir dünya kurmak için yaşamalıdır.
Bugün Gazze’de bir çocuk “Büyüyünce ne olacağım?” sorusunu soramıyorsa, yalnız Gazze’nin değil, bütün insanlığın vicdanı enkaz altındadır.
Çünkü çocukların büyüyemediği yerde;
gelecek de büyüyemez.
Umut büyüyemez.
Merhamet büyüyemez.
İnsanlık büyüyemez.
Ve belki de en korkuncu;
çocukların ölümüne alışan bir dünya, kendi insanlığının ölümüne de alışmış demektir.
Bu yüzden o küçük çocuğun sözünü unutmayalım:
— Burada çocuklar hiç büyümez ki!
Bu, yalnızca bir çocuğun cevabı değildir.
Bu;
annelerin sessiz çığlığıdır.
Babaların çaresizliğidir.
Yıkılmış evlerin dilidir.
Kimsesiz oyuncakların suskunluğudur.
Ve insanlığın önüne bırakılmış ağır bir vicdan sorusudur:
Çocukların büyümesine izin vermeyen bir dünyada, biz hangi yüzle “gelecek”ten söz edeceğiz?
Çünkü çocuklar büyümüyorsa,
dünya da büyümüyor demektir.
Ve bir gün tarih, bugün yaşananları yalnızca savaşların tarihi olarak değil;
çocukların çocukluğunu kimlerin koruduğunun ve kimlerin sessiz kaldığının tarihi olarak da yazacaktır.
Mehmet Ballı














