Bazı insanlar hayatını makamlarla ölçer.
Bazıları kazandığı parayla, bazıları sahip olduğu çevreyle…
Ben ise hayatımı kelimelerle ölçtüm.
Tam yirmi yıl…
Dile kolay.
Yirmi yıl boyunca kelimelere can verdim. Gazete sayfalarında, radyo dalgalarında, haber sitelerinde bu toplumun nabzını tutmaya; sevincini, öfkesini, acısını, umudunu ve sessiz çığlığını anlatmaya çalıştım.
Kimi zaman alkışlandım.
Kimi zaman eleştirildim.
Kimi zaman görmezden gelindim.
Ama hiçbir zaman yazmaktan vazgeçmedim.
Çünkü benim için yazmak hiçbir zaman yalnızca bir meslek olmadı.
Yazmak benim hayatım oldu.
Geçtiğimiz günlerde çocukluk arkadaşımla oturup dertleştik. Yıllardır birbirimizi tanırız.
Beni en iyi bilen insanlardan biridir.
Bir süre sustu, sonra yüzüme bakarak şöyle dedi:
“Yazı yazmaktan görüşemiyoruz kanka. Yirmi yıldır her konuda kendini hırpalıyorsun.
Yazıların çok güzel ama kendini daha fazla yıpratma.”
Sözleri içime dokundu.
Çünkü bazen insanın en çok canını, düşmanının söylediği değil, dostunun samimiyetle söylediği bir cümle yakar.
Bir süre sustum.
Sonra ona şunu söyledim:
“Ben yazmaya devam edeceğim.
Çünkü benim hesabım yalnızca bugünle değil.
Ben bugünün alkışını değil, yarının hatırlamasını istiyorum.
Bugün yazdığım bir yazı belki beklediğim karşılığı bulmayabilir. Ama yıllar sonra birileri Google’a girip “İsmail Yaman” yazdığında, karşısına yalnızca bir isim çıkmasın istiyorum.
Yirmi yıllık bir emek çıksın karşısına.
Gazete sayfaları…
Radyo programları…
Haber siteleri…
Köşe yazıları…
Araştırmalar…
Düşünceler…
Eleştiriler…
Ve bu ülkeye dair söylenmiş binlerce kelime…
Hepsi bir ömrün tanığı olsun.
Çünkü makamların bir sonu vardır.
Koltukların sahibi değişir.
Siyasetçiler gelir, siyasetçiler gider.
Bugün gündemin merkezinde olan isimler, yarın unutulabilir.
Ama kalemle yazılan bazı cümleler vardır ki yıllar geçse de yaşamaya devam eder.
Ben de o cümlelerin peşindeyim.
Bazen insanlara anlatmak zorunda kalıyorum:
Ben boşa yazmıyorum.
Ben geleceğe yazıyorum.
Bugün toprağa attığım tohumun yarın nerede filizleneceğini bilmiyorum.
Belki benim zamanımda yeşermeyecek.
Belki benden yıllar sonra birileri o ağacın gölgesinde oturacak.
Ama olsun.
Ben tohumu ekmiş olayım.
Gerisini Allah’ın takdirine bırakırım.
Benim görevim yazmak.
Benim görevim üretmek.
Benim görevim gördüğüm yanlışa itiraz etmek, doğru olduğuna inandığım düşünceyi savunmak ve bu ülkenin hafızasına birkaç satır da olsa bırakabilmek.
Çünkü insanın bu dünyada sahip olabileceği en büyük miraslardan biri, arkasında bıraktığı güzel bir isimdir.
Ben şöhretin peşinde değilim.
Ben iz bırakmanın peşindeyim.
Bir gün ismimi Google’a yazan biri, karşısında yalnızca bir isim görmesin.
Bir ömrün emeğini görsün.
Bir kalemin mücadelesini görsün.
Vazgeçmeyen bir insanın hikâyesini görsün.
Ve desin ki:
“İsmail Yaman yıllarca yazmış. Söylemiş. Mücadele etmiş. Vazgeçmemiş.”
İşte bana bu yeter.
Çünkü biliyorum…
Siyasetçiler gelir geçer.
Makamlar değişir.
Gündemler unutulur.
Ama insanın alın teriyle, emeğiyle ve kalemiyle oluşturduğu eserler kalır.
Ben de geride eser bırakmak istiyorum.
Bugün belki beni herkes tanımıyor.
Belki herkes aynı düşünmüyor.
Belki bazıları yazdıklarımı eleştiriyor.
Varsın olsun.
Ben yine yazacağım.
Yarın da yazacağım.
Gücüm yettiğince yazacağım.
Çünkü benim kalemim benim hafızamdır.
Ve benim hikâyem henüz bitmedi.
Yirmi yıl boyunca kelimelere can verdim.
Şimdi önümde daha yazılacak nice sayfa var.
Bırakın siyasetçiler gelsin…
Bırakın siyasetçiler gitsin…
Bırakın makamlar değişsin…
Bırakın gündemler unutulsun…
Ben yazmaya devam edeceğim.
Çünkü benim için mesele bugün alkışlanmak değil.
Yarın hatırlanmaktır.
Ve bir gün herkes unutulduğunda, geride kalan birkaç satırda ismim yaşayacaksa…
Bana göre asıl zafer budur.
Siyasetçiler gelir geçer.
Yaman kalır.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84
















