Yaz ayları geldiğinde milyonlarca insanın hayali aynıdır: Birkaç gün olsun günlük hayatın yükünü geride bırakmak, denizin kıyısında nefes almak, ailesiyle huzurlu vakit geçirmek, yıllarca çalışıp biriktirdiği emeğin karşılığını dinlenerek değerlendirmek…
Ne var ki, ülkemizde tatil planı yapan vatandaşın valizine artık mayo, havlu ve güneş kremi kadar bir başka duygu daha ekleniyor: Endişe.
Çünkü tatil bölgelerinde yaşanan kapkaç, yankesicilik, tırnakçılık, dolandırıcılık, motosikletli vur-kaç hırsızlıkları ve benzeri suçlar, sadece maddi kayıplara neden olmuyor; insanların güven duygusunu da derinden yaralıyor. Bir anlık dikkatsizlik, yıllarca unutulmayacak kötü bir hatıraya dönüşebiliyor.
Turizm yalnızca otellerden, plajlardan ve eğlence merkezlerinden ibaret değildir. Bir ülkenin gerçek vitrini, insanların kendini ne kadar güvende hissettiğiyle ölçülür. Dünyanın en güzel koylarına, en eşsiz tarihi mirasına ve en kaliteli tesislerine sahip olabilirsiniz. Ancak sokakta yürüyen vatandaş ya da yabancı turist, çantasını sıkı sıkıya tutmak zorunda kalıyorsa; telefonunu elinde taşımaya çekiniyorsa; ATM’de para çekerken omzunun üzerinden kimin baktığını kontrol etmek zorunda hissediyorsa, ortada çözülmesi gereken ciddi bir kamu düzeni sorunu vardır.
Üstelik bu suçların failleri çoğu zaman tesadüfen hareket etmiyor. Kalabalıkları izliyor, insanların dalgınlığını kolluyor, tatil rehavetini fırsata çeviriyor. Sahiller, çarşılar, pazarlar, yürüyüş yolları, konser alanları ve toplu ulaşım noktaları suç şebekeleri açısından adeta “kolay hedef” olarak görülüyor. Tatilcinin rahatlamaya çalıştığı yerde suçlu plan yapıyorsa, bu tablo üzerinde ciddiyetle durulması gerekir.
Burada sorumluluk yalnızca vatandaşın omuzlarına yüklenemez. Elbette herkes kişisel tedbirini almak zorundadır. Değerli eşyalarını açıkta bırakmamalı, kalabalık alanlarda dikkatli olmalı, tanımadığı kişilere karşı temkinli davranmalıdır. Ancak “Vatandaş dikkat etsin.” cümlesi, tek başına yeterli bir çözüm değildir. Güvenliği sağlamak, suçla mücadeleyi etkin yürütmek ve caydırıcılığı artırmak kamu otoritesinin temel görevleri arasındadır.
Özellikle yaz sezonunda nüfusu birkaç kat artan turizm merkezlerinde güvenlik planlamasının da aynı oranda güçlendirilmesi gerekir. Devriye sayılarının artırılması, kamera sistemlerinin etkin kullanılması, sivil ekiplerin yoğunlaştırılması, suç eğilimli grupların yakından takip edilmesi ve hızlı adli süreçlerin işletilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü suçun en büyük cesareti, yakalanmayacağına inanmasıdır.
Daha da düşündürücü olan ise bazı olayların sıradanlaşmasıdır. Kapkaç haberleri birkaç satırlık adli vakaya dönüşüyor; yankesicilik olayları “tatil sezonunun olağan riski” gibi algılanıyor. Oysa hiçbir suç olağan değildir. Hiçbir vatandaş, dinlenmek için gittiği şehirde mağdur olmayı kader olarak kabul etmek zorunda değildir.
Güvenlik yalnızca kolluk kuvvetlerinin meselesi de değildir. Yerel yönetimlerden işletmelere, turizm sektöründen sivil topluma kadar herkesin ortak sorumluluğu vardır. Esnafın duyarlılığı, otellerin bilgilendirme çalışmaları, ulaşım noktalarındaki uyarılar ve toplumsal farkındalık kampanyaları suçun önlenmesinde önemli rol oynayabilir. Suçla mücadele yalnızca olay olduktan sonra değil, olay yaşanmadan önce başlar.
Unutulmamalıdır ki bir turist ülkesine döndüğünde en çok manzarayı değil, yaşadığı güven duygusunu anlatır. Bir vatandaş da yıllar sonra tatilini denizin mavisiyle değil, çalınan cüzdanıyla hatırlıyorsa, burada kaybedilen yalnızca para değildir; ülkenin itibarı, turizm algısı ve toplumsal huzuru da yara almıştır.
Hiç kimse tatil bavuluna korku koymak istemez. Hiçbir anne çocuğunun elini yalnızca deniz dalgalarından değil, kapkaççılardan korumaya çalışmamalıdır. Hiçbir emekli, yıllarca biriktirdiği tatil parasını birkaç saniyede kaybetme ihtimalini düşünerek sokakta yürümemelidir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, suç işlendiğinde üzülmek değil; suç işlenmesini zorlaştıran, caydırıcılığı artıran ve vatandaşın kendisini gerçekten güvende hissedeceği bir düzeni kararlılıkla inşa etmektir. Çünkü güvenliğin olmadığı yerde huzur olmaz; huzurun olmadığı yerde tatil yalnızca takvimde yazan birkaç günden ibaret kalır.
Vatandaşın beklentisi son derece nettir: Tatilini korkuyla değil huzurla geçirmek, evine güzel anılarla dönmek ve emeğinin karşılığını güven içinde yaşayabilmektir. Hukukun caydırıcılığı, kamu otoritesinin kararlılığı ve toplumun ortak duyarlılığı bir araya geldiğinde, suçun değil güvenin konuşulduğu bir turizm iklimi oluşturmak mümkündür. Gerçek başarı; suç haberlerinin çoğalması değil, o haberlerin artık yazılmasına gerek kalmayacak kadar azalmasıdır.
İyi tatiller dilerim. Sağlıcakla kalın.
Mehmet GÖKSELLİ
Yardımcı Editör-Yazar-Denetmen















