SAKLADIĞIM MEKTUPLARIM
Sakladığım mektuplar, kendi yazdıklarımdı. Kendi yazdığın mektupları saklamak nereden aklına geldi? Diye sorarsanız, açıklayayım.
Mektubu yazıyorum, göndermiyor ve saklıyorum.
Bu tür mektuplar, özellikle, siyasi kişilere yazılanlardan oluşuyor. Örnek, Süleyman Demirel’e yazılan.
Demirel’e yazılan mektuplara cevap verdiğini, hoş görülü ve mütevazi kişiliğiyle yazılanı kabullendiğini biliyordum. Zamanına göre, geçerli ideolojileri, savundum ve görüşlerini istedim.
Mektubun amacına uygun olduğu kanaatine vardım. Fakat bugün yarın derken gönderemedim. Yoksa beni içeri atarlar diye asla düşünmedim. Hatta kendini karikatürle tenkit edenlere teşekkür ettiğini biliyordum.
İdeolojik olarak, dünyayı kasıp kavuran kapitalizme ve Ülkeyi soyanlara karşı önlemleriniz, diye yazdım.
Küreselleşme adı altında, uluslararası şirketlerin önünü açtınız. Ülkeyi sağ ve sol diye ikiye bölünmesine sessiz kaldınız. Uygulandığı Ülkede yetmiş sene dayanabilen komünizmi ön göremediniz. Halbuki soygun, liberal kapitalistler tarafından sürdürülüyordu.
Bu düşüncelere niçin müdahale etmediniz, diye yazdım.
Turgut Özal’a da yazdım. Aynı nedenlerden dolayı göndermedim. Özal’ın sistemin daha ileriye gitmesi için çalıştığını zannediyorum. Yalnız öyle iyilik üzerine olan insan ki, kendini tenkit eden sergiye özel olarak gidiyordu.
Yazdıklarım devletin başındaki insana ağır kaçar diye atmadım. Yoksa bir şey der diye değil. Biliyorum ki Türk insanı, başa tabiidir. Baştaki insanı iyi kötü vatan sevgisinden dolayı sever. Yalnız tenkit etse normal olduğuna inanıyorum.
Din adamlarına da yazdım. Onlara birbirinizi sevmiyorsunuz. İftiranın boyutu büyük. Biriniz “a” diyorsa diğeriniz “b” diyor. Onlara sorum, biz ne diyeceğiz? Oluyordu.
Bülent Ecevit’e Kıbrıs için karar verirken, duyguları sordum. Mutlaka çok zordu. Biraz bahseder misiniz? Dedim.
Sakladığım mektuplarım için hepsinden bahsedemeyeceğim. Çok uzun olur. Bir defterin sayfasına, “kardeşime” diye yazdığım, iki yüze yakım mektuplarım da saklanıyor.
Mektuba gönderen olarak adımı yazdım. Fakat kime gönderdiğimi yazmamışım. Herhalde unutmuşum, heyecan olsa gerek. PTT mektubu getirdi. Bir daha da göndermedim.
O mektubun son cümlesi, “aşkın ile köprü olsam sen gelip de geçer,” misin? İdi.
Mektup için bir anımı anlatmak isterim.
Almanya’dan mektup gönderiliyor. Üzerinde Ahmet Kara güzel Türkiye yazıyor. Postacı mektubu okulda sahibine veriyor.
Not. Prof. Dr. Ahmet Karagüzel
Hasan TANRIVERDİ















