Kara ekmek ve bir tas yoğurt, hayallerine son noktayı koydu.
Hayallerimin süsü, kara ekmek ve bir tas yoğurt, diyordu.
Kara ekmeği, kâğıda sarıp koltuğumun altına sıkıştırdım. Fırından çıktığım gibi, adımlarımın peşine sürüklendim. Nereye doğru yürüdüğümün farkında bile değildim.
Hayallerimin gerçek olmasını, diledim…
İçerideki bağrışmadan, kendime geldim. Fakat hayallerime esir oldum.
Kara ekmekle, yoğurt bakracını elleri toprak kokan anneme götürdüm. Sırtımdaki sepette, yiyecekler ve gerekli malzemeler vardı.
Anneme baktım eksik yok değil mi? dedim. Annem güldü ve sağ olasın, dedi. Mutlu oldu.
Zili çaldığımda hava kararmaya başlamıştı. Annem kapıyı açtı, bağrışmaların onunla ilgili olduğunu anladım. Çünkü gözleri nemliydi. Sessizce yine onlar mı? Diye sordum. Kara ekmeği verdim. “Bir tas yoğurt,” dedi. Ekmek ve yoğurt neleri hayal etmişti.
Köyde birlikte geçirdiğimiz günler, tarlada çalışma günlerimiz renkli ve güzeldi.
Yıkılan hayalleri ve yaşantısı, boşa çekilen kürek miydi?
Zorbalar dikilmişti, karşısına. Günlük işlerinde başarı sağlamayanlar, çalışın bize verin anlamında “ağzıma düş” diyorlardı.
Anneme göre, bir daha köyde birlikte olamayız, diyordu. Koymazlar bizi köye gitmeye, çile çektirirler, diyordu. Gidelim, kaçalım kim gelebilir peşimizden, diyordum.
Kara ekmekle yoğurt, göz göze geldiğimizde bile, bizi mutlu ediyor. Kaçalım, kaçalım sevgi ortamına, kendi yağımızla kavruluruz, dedim. Gözlerimizle bu kadar konuşabildik. Sofra diye bağırmaya başlayan, büyük haydut, annemi koşturdu.
Üzülmekle barışıktı, acı çektirmiyordu. Her zamanki gibi, diyordu. Bir gece sabaha karşı, gidelim, ilk otobüse, yol alalım gönlümüz coşsun, neşe bulsun, varalım güzel illere.
Kara ekmeğe çatlayan toprak gibi susuzdum. Sofrada annemin gözlerine bakıp “bu gece kaçalım,” diyecektim. Gözleri sisli, başı dumanlıydı. Ne yaptığını bilemiyordu. Üzgündü.
Yolumuz dikenli de olsa bırakalım, onları. Kaderlerine derk edelim. Sıkıldım annem yeşillikler arasındaydı. Bana “biraz çabuk” diye el ediyordu. Ona kavuşmak istiyorum. Gözlerimi kaldırdım, fakat göz hapsinde olduğumu fark ettim. İki haydut, böbürlenerek, aldığı soluğu yüzüme bırakıyordu.
Anneme baktım, gözleriyle yavrum çaresizim, dedi. Annem gerçekten çaresizdi. Yıllarca çalışmış onlara vermişti. Elinde beş kuruş bırakmıyorlardı. Seni onlardan kurtaracağım. Uzaklara gideceğiz, bizi bulamazlar. Bırak yesinler birbirlerini, dedim.
Uğursuzların yanında daha ne bekliyoruz. Kapılar kapanmadan çıkalım. Onlar şimdi zıbarırlar. Biz işimize bakalım. Sevgi bağımıza, baba ocağımıza gidelim. Sevgi ağaçlarımıza tutunuruz. Meyveleri bize yeter, dedim.
Akşama kadar ayaklarıma kara sular iniyor. Kazandığımı onlara veriyorum, yine de yaptıklarını görüyorsun, dedim. Onlar doymaz onlar yaban sülükleridir. Akşamın karanlığında kâbus gibi çöküyorlar üzerime, ecel teri döktürüyorlar, dedi.
Annem, gözlerin “evet” diyor. Yarın bir tarafa kayboldular mı? Kaçalım, bitsin bu işkence, ecel teri ve çilemiz, dedim. Annem biraz cesaretlenip kendine, gelir gibi oldu.
Hayal Ülkemizde, açsın çiçekler, manolyam, hanımelim ve pembe güllerim. Bir çılgınlıkla kara ekmeğin ocağına varalım.
Bu akşam, gözlerimiz son anlaşmasını yapsın. Şerden uzak ve mutluluğa yakın olalım.
Sofrada lahana çorbası, yoğurt ve turşu gelmiş ve ekmek dilimlenmiş.
Kara ekmek sevgi ocağına az kalmış, dedim. Annemim gözlerine bakarak.
Büyük hayduttun (büyük ağabeyi) “paralar” diye bağırmasına başımı kaldırdım. Göz göze gelmedik bile, yediğim tokattan dünyam karardı.
Ayıldığımda annem başımda ağlıyordu.
Hasan TANRIVERDİ















