Bir zamanlar, yoklukla yoğrulmuş bir kuşak geçti bu topraklardan…
Ellerinde nasır, yüreklerinde yangınla büyüyen,
Rüzgârın yönünü değil, onurunun yönünü bilen bir nesildir…
Ne bebeklik fotoğrafı vardı onların,
ne çocukluklarına tanıklık eden renkli kareler.
Bir çuvalın ağzından dikilmiş pantolonlar,
Bir çivinin ucunda delinmiş lastik ayakkabılar giydiler.
Ama o yılları dimdik yürüdüler:
Çünkü başları dikti, alınlarıyla vicdanları açıktı.
ABD süt tozuyla değil, annesinin duasıyla beslendi çoğu.
Bir lokmayı ikiye bölerken kardeşliği öğrendiler.
Dershane kapısı görmeden hem de…
Hayatın ta kendisinden okudular, yaşamın aslını.
Kimi darbe gördü, kimi darağacını…
Kimi açlıkla, kimi adaletsizlikle sınandı.
Ama hiçbiri diz çökmedi!
Çünkü bilirlerdi:
Eğilen omurga bir daha doğrulmaz.
Emine Pişiren/Akçay
Şiirin hikayesi:
Akçay Altınkum sahilinde yürüyüşteydim. Önümde 5-6 genç konuşa konuşa yürüyordu. Adımlarımı yavaşlatmak istemedim. Onlara seslendim:
“Gençler, pardon. Yol verir misiniz?”
Duymamışlardı. Veya duymazlıktan gelmişlerdi.
İkinci kez seslendiğimde yine duymadılar.
Onlara öyle yaklaşmıştım ki az kalsın kumlara doğru düşecektim.
Lütfen çekildiler ve sessizce ilerledim.
Arkamdan gülüştüler.
“Teyzemize bak bizi sağır sandı… Bir de teşekkür ederim mişş…”
Onlara verecek yanıtım fazlaydı. Sessizliği tercih ettim Z kuşak gülüşlerini ardımda bırakarak.
Eve geldiğimde kendine sordum:
“Peki onlar Z kuşağı ise biz hangi kuşaktık?
Ve kalemimden yukarıdaki dizeler doğdu.















