G â v u r!
Çocukluk dönemimizden biliriz, anımsarız; bizim gibi düşünmeyen, bizim inancımızdan olmayanlara “gâvur” denildiğini.
Oysa çok sonra öğrendik ve anladık ki o gâvur dediklerimizin de dini, inancı, kutsal bildikleri var.
Gâvur sözcüğü Farsça kökenli olup Osmanlılarda Müslüman olmayan (gayrimüslim) halklar için kullanılan, günümüzde ise inatçı, acımasız, merhametsiz kișiler için mecazi anlamda ya da așağılayıcı/ayrımcı bir sıfat olarak kullanılan bir ifadedir.
“Gâvur” söylemi, tam bir cehalet örneği, varoş kültürünün ürünü. Okudukça, eğitim düzeyimiz yükseldikçe bunu öğrendik; böyle bir söylemin ne kadar yanlış olduğunu, başka inançtan olanları aşağılamayı amaçlayan cahilce bir söylem olduğunu anladık.
1839 Tanzimat Fermanı’ndan itibaren, Osmanlı topraklarında yaşayan farklı inançtakilere, Hristiyanlara, Musevilere ve farklı etnisitedekilere, “Rum”lara, “Ermeni”lere “gâvur” denilmesi yasaklanmış. Öyle ki bu yasaklar 2. Abdülhamit’in o baskı döneminde bile sürdürülmüştür.
Şimdi, yaklaşık 200 yıl sonra; vatandaşlık kavramının, lâikliğin, insan haklarının anayasal ilkeler olarak benimsendiği bu topraklarda, bu ülkede, Modern Türkiye’de Cumhurbaşkanı aynen şöyle diyebiliyor:
“Gâvurun kılıcını sallayarak üzerimize geliyorlar.”
Gâvur ne! Gâvur kim!
Nasıl bir zihniyet bizi yönetiyor; bilebilen var mı!















