Memleketimden İnsan Manzaraları: 574
GERÇEKLERİN PEŞİNDE
Bir önceki söyleşimi okuma zahmetinde bulunan birkaç dost, yazarak ya da telefonla görüşlerini bildirmek nezaketinde bulundular. Onlardan biri Akseki’den Em. Müh. Âlim Doğan Özcivan. Şöyle yazmış, değerli mühendisimiz:
“Köy Enstitüleri ve oradan yetişenler, ülkemizin kalkınmasında bir kıvılcım olmuşlar, tam aleve dönecekken söndürülmüşler. Köyümden bir örnekle anlatayım bu gerçeği:
Eskiden büyük bataryalı radyolar döneminde, sonradan İbradı ilçesine bağlanan köyüm Unulla’da radyo var, ama batarya yok. Aksu Köy Enstitüsü mezunu öğretmenimiz rahmetli Şemsettin Dağdelen kolları sıvar hemen. Ağaca bağladığı bir fırıldak ile rüzgâr enerjisini elektriğe dönüştürüp çalıştırır radyoyu.
Öğretmenimizin eli değmeden sessizce köşesinde oturan radyo birdenbire Ankara’dan haberler okumaya; şarkılar, türküler söylemeye başlar. Herkes şaşkınlıkla, “Bu nasıl oldu?” falan derken radyo susuvermesin mi!
Bilime saygısı olmayan muhalif zümre, “Olacağı bu işte’” gibilerden dedikoduya başlar. Öğretmenimiz gidip bakar ki, ağacı büyük bir arı kolonisi istila etmiş, fırıldağın dönüşü de durmuş. Arıları kovar, fırıldağı rüzgâra çevirir. Radyo yeniden başlar gürlemeye.”
Yaaa!.. Olumlu ve olumsuz her şeyin bir nedeni vardır mutlaka.
Turgutlu’dan tıp doktoru Tahir Dönmez, kısaca yazmış görüşünü:
“Bir süre Elâzığ’da bulundum hocam. Söyleşinizde dile getirildiği gibi, gerçekten de az bir emekle Ege Bölgesi gibi olabilir oralar da.”
Şimdi de İzmir’in Menderes ilçesinde yaşayan, Dicle’de 1960’lı yılların ilk yarısında üç yıl gündüzlü öğrenci olarak bulunan eğitimci yazar İzzettin Çelik’te sıra:
“Ne yazık ki bizler Dicle Köy Enstitüsünün 1944’teki kurucu müdür Nazif Evren gibi yöneticiler de tanıyamadık, onun İstanbul doğumlu eşi Leman Hanım gibi öğretmenler de… 800 yatılı öğrenciye karşılık yaklaşık 30 kişilik biz gündüzlülerin sorunlarıyla kimse ilgilenmedi. ‘Nasıl gelip gider bu çocuklar, ne yiyip ne içerler?’ sorusu aklına gelmedi hiçbir öğretmenin.” deyip kanayıp duran yarama -çok haklı olarak- epeyce tuz ekti yine.
Berfin Bahar(1) dergisinin bu ayki sayısında “Yok Edilen İnsanlık!” adlı çok güzel bir öyküsünü, Güncel Sanat (2) dergisinde de “ABD-Seattle İzlenimlerim” başlıklı ilginç bir gezi yasını okuduğum eğitimci yazar Fazilet Özkan Por ne yazmış bakalım:
“Ne bit, pire, bataklık ve sıtmadan korktular; ne de yılan ve çıyandan… Yazmıyordu kitaplarında korku. Her türlü yokluğa, olanaksızlığa karşın var edilen ‘Köy Enstitüleri’ni, kendi çıkarlarına dokunuyor diye yok ettiler. Yazıklar olsun onlara!
Onca emekle var edilen o güzelim eğitim yuvalarını yok edenlere karşı tüm güçleriyle karşı koymayanlara da yazıklar olsun! Onca yıldır yeri doldurulamadı; o kurumların. Doldurulamaz da.
Doğu’nun o zeki, çalışkan ve vefalı çocuklarından nerelere geldik bugün! Utanıyorum bunları yazmaktan!”
Bu güzel iletilerden sonra biz Dicle’ye dönelim yine.
Dicle Köy Enstitüsünün ilk mezunlarından şair ve yazar Enver Atılgan ne diyor bakın:
“Çevrede ben ve benim gibi binlerce yoksul aile çocuklarının tüm umutlarının kapalı olduğu bir anda Dicle Köy Enstitüsü hızır gibi yetişti imdadımıza. Güneydoğu ve Doğu’da yedi ilin köy çocuklarını bağrına basan bu eğitim kurumu bir baba ocağından daha sıcaktı bizlere.”
Ve tüm okulla birlikte yaşadığı unutulmaz bir anısını da anlatır. Uzun olduğu için özetleyivereyim ben size:
Bir gün Dicle’de akşama kadar çalışıp didindikten, bayrak direğinin yanındaki hoparlörden haberleri ve “Tarihten Bir yaprak” programını da dinledikten sonra yatakhanelerine gidip yatarak derin bir uykuya dalar öğrenciler. Gecenin ortasında okulun kampanası çalmaya başlamasın mı? Sürekli olarak hem de. Nöbetçi öğrenciler dışarı fırlayıp durumu öğrenmek isterler ama müthiş bir yağmur ve fırtına ile karşılaşırlar.
Biraz sonra neredeyse ceviz büyüklüğünde dolular dövmeye başlar; pencereleri ve camları. Korkuyla uyanır tüm öğrenciler. Bu arada öğretmenler gelip, “Çabuk kalkıp giyinin. Okulu sel bastı. Depolara koşup kazma, kürek ne varsa alın. Okulumuzu kaptırmayalım sele” diye bağırırlar.
Dicle nehrinin bir kolu olan Hoşot çayı taşıp yönünü okula çevirmiş meğer. Yağmur şiddetini artırarak devam ederken tüm öğrenci ve öğretmenler, müdür Nazif Evren eşi Leman öğretmenle birlikte suyun yönünü değiştirmek için var güçleriyle çalışırlar. Ancak azgın sular onca emekle yapılan seti de yıkıp geçer.
Herkesin ne yapacağını şaşırdığı bir anda pehlivan yapılı 25-30 öğrenci soyunup elleriyle birbirlerinin omuzlarından sıkıca tutarak suya atlar. Sırtlarını selin akışına dayayıp etten bir duvar örerler. Bir süre sonra su yön değiştirip ovaya doğru akmaya başlar. Kazma kürekli öğrenciler bu fırsattan yararlanıp yıkılan seti yeniden daha güçlü olarak yapar.
Müdür Nazif Evren, suya girip gövdelerini siper ederek suyun yönünü değiştiren öğrencilerin bir an önce sudan çıkmalarını ister. Ama onlar yapılan setin yıkılmayacak duruma gelmesi için var güçleriyle biraz daha direnirler. Ve sonunda arkadaşlarının da yardımıyla zorla çıkarlar sudan. Hastalanmamaları için doğruca “sağlık ocağı” görevi yapan “okul revirine” gönderilirler.
Saatler süren bu başarılı çalışma sonrası okul müdürü şöyle teşekkür eder gençlere:
“Yağmur, çamur, dolu, fırtına demeden saatlerdir buz gibi sularla boğuştunuz. Doğa ile savaşta zafer sizin oldu. Büyük bir başarı kazandınız. Bunun için hepinizi kutlarım. Selin oluşturduğu yıkıntıyı da en kısa zamanda gidereceğiz. Bu olayla ağacın değerini bir kez daha iyice anlamış olduk. Bundan böyle de her yıl fidan dikmeye devam edeceğiz.
Yarın öğretmen olarak köylere gittiğinizde en büyük görevlerinizden birinin uygulama bahçenizi ve köyü ağaçlandırmak olduğunu sakın unutmayınız. Çok yorulduğunuzu biliyorum. O nedenle bugün işbaşı yapmayacak, sınıflarınızda derslerinize çalışarak dinleneceksiniz.”(3)
Bu son cümle bir ödül gibi gelir öğrencilere. Bu anısını şöyle bitirir yazar:
“Binlerce fidan diktiğimiz halde, yörenin ağaçsız ve ormansız oluşunun faturasını çok acı bir şekilde ödemiştik. O gün bugündür bizlerde ağaç sevgisi bir tutku haline geldi.”
Söylenecek her şey söylenmiş. Bana söz düşmez artık.
1- Berfin Bahar, Cağaloğlu/İstanbul, 0532 724 95 64, E-Posta: berfinbahar@berfin.net
2- Güncel Sanat, Alanya/Antalya, 0532 409 45 21, E-Posta: alanyaguncel@gmail.com
3- Dicle Aydınlığı (Tanıklıklarla Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna)
Prof. Dr. Kemal Kocabaş, Bassaray Yayınları, Bornova/İzmir, (0232) 4577148
HÜSEYİN ERKAN
0535 371 74 83
huseyinerken@dilemyayinevi.com.tr














