Zamanın ve Umudun Bitmeyen Raksı
Hayat, akrep ve yelkovanın arasına sıkışmış bir koşuşturma gibi görünse de, aslında ruhumuzun her saniyesine nakşettiği o gizli güçle ayakta kalırız: Umut.
Bazen akıl bize “Yol bitti, artık olmaz” der; gerçekler soğuk bir rüzgâr gibi yüzümüze vurur. Fakat insanoğlu tuhaftır; o karanlığın içinde bile bir kibrit çakacak güç bulur kendinde. İşte o güç, zamanın içine saklanmış olan umuttur.
Yarının bugünden daha ferah, daha adil ve daha huzurlu olacağına dair duyduğumuz o sarsılmaz inançtır.
Zaman ve umut, dünya sahnesinin hiç değişmeyen iki başrol oyuncusudur. Biz aslında zamanı değil, o zamanın içinde yeşerecek olan umutlarımızı bekleriz. Umut, bazen bir yazarın mürekkebinde saklıdır; yıllarca emek verdiği satırların bir gün bir kalbe dokunacağını bilir. Bazen bir doktorun yorgun gözlerinde parlar; hastasının yeniden nefes alacağı, ayağa kalkacağı o anı beklerken… Bir hastanın her sabah pencereden bakıp kendisine hayat verecek o organ nakli müjdesini beklemesidir umut. Toprağına tohumu atan çiftçinin gözü yaşlı gökyüzüne bakıp yağmuru beklemesidir.
Hatta bir babaannenin hazırladığı o valizde bile gizlidir umut… İçinde sadece balonlar, boya kalemleri ve süslü pipetler mi var sanıyorsunuz? Hayır. Mendil arasına özenle saklanmış bir bayram harçlığında veya yeni bir bayramlıkta, geçmişin güzel geleneklerini geleceğin ışığına taşıma arzusu gizlidir. Bir çocuğun yüzündeki o saf gülümsemeyi görmeye dair duyulan heyecan, aslında hayata tutunma çabasıdır.
Aslında umut, gerçekleşen bir sonuçtan ziyade, kalbimizin ritmidir. Olmayacağını bildiğimiz anlarda bile o “belki” fısıltısına tutunmamız, bizi hayata bağlayan en asil yanımızdır. Haksızlıklar karşısında susup vakur bir duruş sergileyebiliyorsak, bu, zamanın adaleti er ya da geç getireceğine olan güvenimizdendir.
Kendi yolunda, kendi doğrularıyla yürüyen insan için zaman bir yük değil, bir olgunlaşma sürecidir.
Yarın güneş yine doğacak. Biz yine o saatin tıkırtılarını dinleyerek uyanacağız. Belki yollar uzun, belki yükümüz ağır olacak. Ama zihnimizdeki aydınlık fikirler, bir hastanın şifa bekleyişindeki sabır ve o valizdeki balonlar gibi hafif umutlarımız yanımızda oldukça; zaman bizim için sadece bir geçiş değil, bir vuslat hikâyesi olacaktır.
Çünkü umut, zamanın ruhuna üflenmiş bir candır; ve o can, biz nefes aldıkça asla tükenmeyecektir.
Nezahat GÖCMEN























