Görmeyeceğimiz Baharlar
Görmeyeceğimiz Baharların Telâşı
İnsanoğlu garip bir yolcu…
Sanki bu dünyanın mülkiyeti kendisine aitmiş gibi yaşar. Hiç bitmeyecek bir kışın korkusuyla durmadan biriktirir; ama bir yandan da hiç göremeyeceği, şahitlik edemeyeceği uzak baharların sahibiymiş gibi hırsla kavga eder, kalpler kırar, gönüller yorar.
Oysa asıl gerçek, avuçlarımızın içinden kayıp giden o mevsimlerin çok ötesinde saklıdır.
Durup kendimize sormamız gerekmez mi:
Biz aslında neyi paylaşamıyoruz?
Emanet Sokaklar
Bugün büyük bir hırsla yürüdüğümüz bu sokaklarda, elli yıl sonra kimlerin ayak sesleri yankılanacak?
Yüz yıl sonra bizim oturduğumuz evlerde kimler susacak, kimler gülecek?
Görmeyeceğimiz Yazlar
Gölgesinde oturamayacağımız ağaçların meyvesi, tadını bilmeyeceğimiz sıcak yaz günleri için bugün birbirimizi kırmanın ne anlamı var?
Görmeyeceğimiz Hazanlar
Eğer o yaprakların dökülüşünü biz izleyemeyeceksek, bu mülkiyet kavgası, bu bitmek bilmeyen şöhret ve rütbe telaşı neden?
Görmeyeceğimiz Kışlar
Kar taneleri bizim toprağımıza düşmeyecekse, bu bitmeyen biriktirme hırsı kimin mirasıdır?
Çünkü yaşamın içinden yalnızca bir kez geçiyoruz.
Bir gölge gibi, bir nefes gibi süzülüp gidiyoruz.
Bu devasa zamanın içinde biz sadece geçici kiracılarız.
Toprağın altında ne rütbe kalır ne de hiyerarşi.
Orada ne şöhretin gölgesi vardır ne de büyüklük taslamanın bir hükmü.
Geriye kalan tek şey, bizden sonra o sokaklarda yürüyecek olanlara bıraktığımız izdir.
Belki küçük bir iyilik,
belki içten bir söz,
belki de kalplere serpiştirilmiş bir damla dürüstlük…
Belki de asıl uyanış şudur:
Görmeyeceğimiz baharların hatırına, bugünü hırsla değil nezaketle yaşamak.
Çünkü dünya bize ait değildir.
Biz sadece içinden geçen bir mevsimiz.
Nezahat Göçmen 2026























