Devlet, Millet ve Akıl
Burası bir İskandinav ülkesi değil.
Burası Türkiye.
Bu topraklar sıradan bir coğrafya değildir.
Jeopolitiği ağır, tarihi derin, bedeli yüksek bir devlettir burası.
Cumhuriyet’in ilanından bugüne kadar yaşanan her kırılma bize şunu göstermiştir: Türkiye’de istikrar kendiliğinden oluşmaz; korunur, savunulur ve gerektiğinde bedel ödenir.
Cumhuriyet tarihi darbelerle, muhtıralarla, vesayet girişimleriyle sınandı. 1960’ta sandığa müdahale edildi. 1971’de muhtıra verildi.
1980’de siyaset askıya alındı. 28 Şubat’ta demokratik irade baskı altına alınmak istendi.
2016’da ise doğrudan devletin kalbine silah doğrultuldu.
Meclis bombalandı, millet hedef alındı.
O gece bir kez daha anlaşıldı: Devletin zayıflaması demek, milletin güvenliğinin tehlikeye girmesi demektir. Ancak her defasında ayakta kalan bir hakikat vardı: Devlet ve millet iradesi.
Bu millet, zor zamanlarda yönünü kaybetmedi.
Sandığına sahip çıktı, bayrağına sahip çıktı, devletine sahip çıktı. Bugün de aynı kararlılığı, aynı sağduyuyu göstermeye devam ediyor.
Hükümet, bu süreci yönetme konusunda kararlı adımlar atıyor; ekonomik reformlar, altyapı yatırımları ve üretimi artıracak politikalar hayata geçiriliyor. Devletin tüm kurumları, milletin güvenliğini ve refahını sağlamak için görev başında.
Türkiye yalnızca güvenlik sınavları vermedi. Terörle mücadele etti.
Ekonomik krizler yaşadı. Pandemi sürecinde tüm dünya gibi küresel bir fırtınanın içine girdi. Tedarik zincirleri kırıldı, enerji fiyatları arttı, enflasyon yükseldi.
İşletmeler zorlandı, vatandaşın alım gücü düştü. Ancak üretim durmadı, sanayi ayakta kaldı, devlet mekanizması çalışmaya devam etti. Eksikler olabilir, hatalar tartışılabilir; fakat devletin varlığı ve devamlılığı hiçbir zaman çökmeye bırakılmadı.
Eleştiri haktır.
Protesto demokratik bir hakkın ifadesidir.
İnsan hakları, adalet ve çevre gibi evrensel değerler için barışçıl ve yasal çerçevede yapılan eylemler demokrasinin göstergesidir.
Ancak her protesto aynı değildir. Türkiye gibi hassas dengelere sahip bir ülkede, oluşan her boşluk kötü niyetli çevreler tarafından istismar edilme riski taşır. Sokakta oluşan kontrolsüz alan, devleti zayıflatmak isteyenler için fırsata dönüşebilir.
Bunun bedelini yalnızca siyasetçiler değil, 87,5 milyon birlikte öder.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü tarihsel bir uyarı niteliğindedir:
“Efendiler, düşman cephede bellidir; asıl tehlikeli olan içimizdeki hainlerdir.”
Bu söz, toplumu birbirine düşürmek için değil; uyanık olmak için söylenmiştir.
Devletin kurumlarına sızmaya çalışan, milletin birliğini hedef alan yapılarla mücadele etmek bir tercih değil, zorunluluktur.
Ancak bu mücadele hukuk içinde, adaletle ve delile dayanarak yürütülür. Suçlu olan cezalandırılır, masum olan korunur. Güçlü devlet, keyfi değil, adaletle hareket eden devlettir.
Bugün Türkiye; savunma sanayisinden altyapı yatırımlarına, diplomasiden bölgesel etkinliğe kadar birçok alanda iddialı bir ülkedir. Bu gücün arkasında yalnızca hükümetin kararlı çalışması değil, çalışkan bir millet, fedakâr güvenlik güçleri ve üretim yapan iş dünyası vardır.
Hükümetler değişebilir.
Politikalar tartışılabilir.
Ekonomi eleştirilebilir.
Sanatçı konuşabilir, iş insanı görüş bildirebilir.
Bunların hepsi demokrasinin doğal parçalarıdır.
Ancak devletin temelini sarsacak, kamu düzenini bozacak ve ülkenin istikrarını zayıflatacak adımlar hiçbir haklı talebin parçası olamaz. Kutuplaşmayı büyütmek yerine birliği büyütmek, öfkeyi körüklemek yerine aklı güçlendirmek, kargaşayı değil istikrarı tercih etmek bu milletin karakteridir.
Türkiye Cumhuriyeti kolay kurulmadı. Bu devlet sıradan bir yönetim aygıtı değil; bir tarih, bir hafıza ve bir mücadele iradesidir.
Çünkü:
Devlet güçlüyse millet güvendedir.
Devlet adaletliyse toplum huzurludur.
Devlet ayaktaysa Türkiye ayaktadır.
Ve hükümet kararlı, millet sağduyuluysa ülke her sınavdan güçlenerek çıkar.
Ve biz biliyoruz ki:
Devlet varsa biz varız. Türkiye sıradan bir ülke değil.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
E-posta: yazarismailyaman@gmail.com
























