Günümüzde gıda sahtekârları öyle bir cüret ve akıl almaz bir yöntemle hareket ediyorlar ki, insan zekasının bu denli karanlık işlere yorulması karşısında ürpermemek elde değil. Sütün, peynirin, pirincin doğallığını çalan o el, şimdi de soframızın baş tacı olan “et”e uzanmış durumda.
Geçenlerde bir market sahibi, samimiyetine güvenerek sordu:
“Hocam, kavurma sever misiniz?”
“Kim sevmez?” dedim,
“Hele ki hakkıyla yapılmış bir dana kavurmaysa…”
Sanki bu cevabı bekliyormuş gibi hemen dolaptan rulo şeklinde bir paket çıkardı. İnce bir dilim kesip, tatmam için uzattı. Görünüşe bakılırsa her şey yerli yerindeydi; dokusu, rengi, kokusu… Ancak tadına baktığım an, damağımda hissettiğim şey bir “lezzet” değil, büyük bir kandırmacaydı.
Elimdeki o dilime uzun uzun baktım. Karşımda duran şey et değil; adeta et kokusuyla uyutulmuş, gıda boyasıyla boyanmış bir nişasta kütlesiydi. Rulo yapılmış o yapay dokunun arasında, estetik bir taş duvar işçiliği gibi dondurulmuş yağlar serpiştirilmişti. Her şey o kadar profesyonelce kurgulanmıştı ki, insan kendi duyularından şüphe ediyordu.
Esnaf, bakışlarımdaki tereddütü görünce fiyatla ikna etmeye çalıştı:
“Hocam fiyatı çok uygun, kilosu sadece 800₺. Bu fiyata piyasada gerçek dana eti bulamazsınız, kavurmaya kalksanız zaten dünya kadar fire verirsiniz…”
Daha fazla sessiz kalamadım. “İyi ama…” dedim,
“Bu sunduğunuz şey et değil ki. Bu, dondurulmuş bir nişasta illüzyonu.”
Adam hala arkamdan ” Senin ağız tadın yokmuş hocam. Bal gibi et bu… Size de yaranılmıyor…”
Söyleniyordu.
Tabi ayağını kestim o kapıdan.
Buradan Tarım ve Orman Bakanlığımıza bir çağrıda bulunmak istiyorum. Sosyal medya mecralarını ve pazar tezgahlarını birer vitrin olarak kullanan; sucuktan zeytinyağına, kavurmadan peynire kadar her üründe halkın sağlığıyla oynayan bu “gıda teröristlerine” karşı denetimlerin en sıkı haliyle uygulanması elzemdir.
Soframızdaki ekmeğin helalliği kadar, o ekmeğe katık ettiğimiz gıdanın dürüstlüğü de korunmalıdır. Lütfen, bu sessiz zehirlenmeye bir dur deyin.
Emine Pişiren























