Türkiye’de son yıllarda suça sürüklenen çocukların sayısının artması ve suç yaşının düşmesi, özellikle ağır suçlar söz konusu olduğunda kamuoyunda ciddi bir tartışma alanı oluşturmuştur. Bu tartışmanın merkezinde, bir yandan mağdur yakınlarının adalet beklentisi, diğer yandan çocukların korunması ve yeniden topluma kazandırılması gerekliliği bulunmaktadır.
Günümüz koşullarında 13–17 yaş aralığındaki bireylerin, geçmiş kuşaklara kıyasla bilgiye ve teknolojiye çok daha hızlı erişebildiği bir gerçektir. Bu durum, işlenen fiillerde bilinç ve farkındalık düzeyinin her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Ceza hukukunda yalnızca yaş değil; suçun işleniş biçimi, kastın derecesi ve fiilin ağırlığı da dikkate alınmalıdır.
Basına yansıyan ve bir kişinin hayatını kaybettiği bazı olaylar, mevcut ceza indirimlerinin yeterliliğinin kamu vicdanında sorgulanmasına neden olmaktadır. Buradaki temel mesele, “çocuk” kavramını tartışmasız bir kalkan hâline getirmek değil; her somut olayda adalet ve hakkaniyet dengesini gözetebilmektir.
Bu bağlamda, ağır ve kasıtlı suçlarda yaş indiriminin otomatik şekilde uygulanması yerine, mahkemelerin somut olayın özelliklerine göre daha geniş takdir yetkisine sahip olması gerektiği görülmektedir. Ayrıca çocukların suça sürüklenmesinde ihmali veya kusuru bulunan ailelerin sosyal ve hukuki sorumluluklarının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
Toplumun huzuru ile çocukların korunması arasında sağlıklı bir denge kurulmadıkça bu tartışmalar sürecektir. Adalet sistemi; hem caydırıcılık hem de ıslah edici yönüyle güçlendirilmeli, her durumda ölçülülük ve hakkaniyet ilkeleri esas alınmalıdır.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
























