Kayaların üstünde dönen kuşlar. Bir değer adına oradalar. Bahar gününde, soylarının devamı adına oradaydılar. Kayalarda ısrar etmeleri, önemli bir dönemin başlaması demekti. Kayaları sahiplenmeleri yuvaları içindi.
Kayalara, yuva yaptıktan sonra, yuvada ana ve babadan, birinin yattığı görülüyordu. Kayaların gizli bölmelerinde yuvalar, diyorduk. Yalnız yuvalar her yerden görülmüyordu.
Dikkatimizi çeken, kayaların tepesinden aşağıya kadar, farklı kuş türlerinin yuvaları sahiplenmeleriydi. Tepe, büyük yırtıcılara aitti. Kartallar gibi.
Kartal, besin zincirinin üst gurubundaki güçlü yırtıcıdır. Kayanın alt kısımlarında ise daha küçük yırtıcı kuşların yuvalarını görüyoruz.
Yuvanın sorumluluğunu, ana ve baba birlikte üstlenirdi. Küçük kuşlarda ana, büyük yırtıcıya karşı yavruyu korumakta dikkatliydi. Yumurta üzerinde yatan ana hiçbir yere gitmez, babanın getireceği, yiyeceği ve suyu beklerdi.
Baba, yavrular henüz çıkmamış olsa da anaya yiyecek bırakırdı. Kayadan dereyi, gözetler ve balıkla gelirdi. Kayaların başında dönen kartallar, koyun sürülerini de takip ederdi. Koyunların bekçisi köpekleri de olayın farkına varırdı.
Ana yuvadan kalkmıyordu. Çünkü yavruların çıkmasına kısa zaman vardı. Yavruların çıkması babaya daha çok yiyecek sağlama görevi düşüyordu. Baba, koşturmaya başlamış ve iki balıkla gelmişti. Ana gelen yiyecekten memnundu.
Yavrular güven içerisinde ve beslenmesi aksamamalıydı. Onun için baba her yerleri arıyordu. Hatta sokak aralarına dahi giriyor ve çoğu zaman ekmek parçası buluyordu. Yuvaya ekmek yığıyordu.
Yuva kayaların aşağısındaydı. Yırtıcılardan doğal olarak korunsa da ana dikkatini üst seviyede tutuyordu. Büyük yırtıcılar kayaların alt tarafına gelmiyordu. Çünkü bir daha yukarıya çıkması riskliydi. Ayrıca avcılara yem olabilirdi.
Baba birkaç saat süreliğine, yuvayı devralmıştı. Çünkü ana avlansın ve tatil yapsındı. Babanın şanssızlığı sis basmıştı. Hiçbir taraf görünmez olmuştu. Yavruları kanatlarının altından hiç dışarı çıkartmamıştı.
Yavrular yumurtadan, güçsüz olarak çıkıyordu. Fakat hızla büyüyor ve tüylenmeye başlayıp kendilerini uçmaya hazırlıyorlardı. Yuvada neler oluyor diye gözetleyen küçük kuşlara babanın şöyle bir bakması yetiyordu.
Yavrular uçmaya başlayınca başka yerlere gideceklerdi. Belki de sokak aralarına gezi yapabilirlerdi. Çünkü ekmek parçası ve yemek artıklarına rastlanıyordu. Ayrıca büyük yırtıcıların sokağa inmesi mümkün değildi. Köpeğin havlaması, onlara korku yaratıyordu.
Uçma provası yapan yavrular, düşmemeye özen gösteriyordu. Anadan öğrendiklerini harfiyen uyguluyorlardı.
Büyük yırtıcılar, dağda yiyecek arıyordu. Onun için küçüklerin yuvalarına dokunmuyordu.
Yavruların büyük kısmı uçmuş, yuvalar boş kalmıştı.
Yavruların uçma dönemi meyvelerin oluşmasına rastlıyordu. Böylece beslenme problemi ortadan kalkmış oluyordu.
Hasan TANRIVERDİ
MEYVE SEBZELER
Belleğimdeki her meyvenin lezzetine, ulaşamıyorum. Yalnız ekşi elma, kara yemiş, çal kirazı ve taze fındık, bir başkaydı. Duygularımı esir almışlar ve kaybolması mümkün değildi?
Lezzetin doruğu, ekşi elma, unutmak mümkün mü?
Kara yemişin, buruk lezzeti, unutmak mümkün mü?
Çal kirazın lezzetini hissetmemek, mümkün müydü?
Fındığın kıymetini bilemedik. Saldık çayıra Mevla kayıra dedik. Bitki verimli olmadı, suçu dala attık. Suçlu bulduk fındık bahçesini ve nerede ise fındığı unutur hale geldik.
Köylüye ilacı tanıttılar, mikroplu tohumu kullandırdılar. Böyle giderse fındığı da kaybederiz. Çünkü toprağa ilaç atmak, bakım değildir.
Bilemedik; limonu, kokulu üzümü, mandalina, portakalı ve ayvamızın değerini.
Reçellik incirimiz ve ayvamız harika lezzettiler. O zamanlar tansiyon mu yoksa şeker mi? vardı. Ekmek yeme, Vakfıkebir somun ekmeğini yemeden nasıl yaparsın. Konuyu açıklayana daha rastlamadım. Herkes bir şey söylüyor yazıyor.
Toprağın değerini taktir edenleri o hale getirdiler ki sözünün kıymeti yok ettiler. Hep onların dedikleri doğru. İnsanımıza kafa sallamak kaldı. Şu televizyonlara bakar mısınız? Onlar diyor ve biz kafa sallıyoruz.
İddia ediyorum, bir de bize sorunuz, bir de bize. Alın cevabınızı…
Reçellik ayvamız, kış aylarında bile, damak zevkimiz. Bu yıl toprağımdan uzak kaldım. Fakat fırsat bulup ziyaret edemedim. O günler ile bugünü karşılaştırmak, insanı yoruyor. Günlük olayların rastlantıları içerisinde, kasılıp kalmışız. Ezilmiş, dertlenmiş ve hastalıklara açık hale gelmişiz.
Belleğimdeki lezzetler, anılarımı galeyana getiriyor. Bunları düşündükçe üzüntüm artıyor. Geçen zamana küskünüm. Yeniden yerliler diyeceğim ve geri dönüş yaşamayacağım. Yukarıda sıraladığım yerli lezzetlerim. Çıkmayacak belleğimden.
Anılarım toprağın betonlaşmasıyla, bizlere gülmeye başladı. Zeytin bahçesinde, gezer tüm güzellikleri bir arada yaşıyorduk. Zeytinlikte prensesler görüyorduk. Onun zeytine uzanmasıyla mutluyduk. İçimin ferahlamasını ve ruhumun neşesini özlüyorum. Kalbim sevgiyle dolsun arıyorum.
Ezberimdeki yerlileri, GDO’lu ve İsrail tohumu olarak, tezgâhlarda görüyor ve üzülüyorum. Bu durumu protesto amacıyla, bir tane dahi yemiyorum. Bunu yaparken, değersiz dış etkilerden yararlanmadan kaçınıyorum.
Belleğimdeki lezzetleri hiçbir durumda unutmuyorum.
Hasan TANRIVERDİ























