Çeşme başına geldiklerinde, daha gün doğmamıştı. Çocuk katırın sırtındaki sepette ağladı. Baba sütünü ve suyunu içirdi ve hemen yola çıktılar. Bir an önce doktora ulaşmalıydılar.
Hastane kapısına, kuşlukta vardılar. Katırı yan tarafa çekti ve bağladı. Çocuğu kucakladığı gibi doktorun kapısını çaldı. Doktor hastasını tanıdı. Babanın dağdan geldiği belli oluyordu. Koridorda geçmiş olsun, demişlerdi. Doktor ilaçlarını değiştirdi ve yapılması gerekenleri anlattı.
Baba, çocuğu kucakladığı gibi tekrar sepete oturttu ve pazara geçti. Katırın üzerinde çocuk sallanıyordu. Geceye kalmamak için acele ediyorlardı. Geç kaldın diyene, yolda kalabilirim, dedi.
Emanetleri yerine verdi ve çocuğun ilaçlarını aldı. Akşamüzeri yeniden dağ yolculuğu başladı. Çocuğun neşesi yerindeydi. Babasına laf bile atıyordu. Baba çocuğun sağlıklı olmasına seviniyordu.
Karanlık çöktüğünde, kahveye vardılar. Arkadaşı, katırı ahıra çekti ve çocuğuyla içeriye girdiler. Arkadaşı zayıflamış, tanınmayacak durumdaydı. Öncelikle çocuğun yemesini sağladı. Birlikte ekmek ve peynir yediler.
Arkadaşı evin yanmasından sonra, sinirlerinin yıprandığını, moral olarak, çöktüğünü söyledi. Zaman geçirmek için kahvedeyim. Çoğu oğlum geliyor, kendimi toparlamaya çalışıyorum, dedi.
Köşede çocuğunu yatırdı ve kendisi de yanına sıkıştı. Uyudular.
Babanın gözü arkadaşını aradı. Kendini uçurumda hissetti. Sisten göz gözü görmüyordu. Sisin dağılmasını bekledi. Sis biraz açılınca bataklıktan bir çift büyük gözlü ve pullu canavar ona bakıyordu. Önce heykel zannetti. Sonra büyük gözlü, canavar kayboldu.
Kulağına Anadolu’nun bir nağmesi çalındı. Çocuğu için iyi ki uyuyor, dedi.
Konağın duvarları kirliydi. Işık yeteri kadar aydınlatmıyordu. Kapının eşiğini ve duvarları, yosun sarmıştı. Yosunlar bataklığa kadar ulaşmıştı. Geniş tarihi odalarda silahlar asılıyordu. Silah mantıksızlığın sembolü, dedi.
Doktor, büyük odadan salona geçti ve gözden kayboldu. Peşinden çay dağıtmaya başladı. Müzik aletleri büyük odadaydı. Kitaplık iki ayrı dolap vardı. Arkadaşım kitap okumaya başladı, dedi. Arkadaşını gördü, elinde çayı vardı ve sinirli değildi. Gülüyordu ve morali yerindeydi. Ruhsal durumu güçlü görünüyordu. Bir anda köpek gibi havlamaya başladı. “Köpeği olurum,” dedi. Ağıt yakmaya başladı. Tabloların önünde durmuş ağlıyordu.
Çocuğunun yanından kalktı ve arkadaşının odasına vardı. Arkadaşı eline patates alıp pencereden dışarı atıyordu. Kendisi de birkaç tane patatesi pencereden fırlattı.
Arkadaşı eline sazını aldı ve tıngırdattı. Şarkının sözlerini tekrarladı. Rüzgâr, yağmur ve gölün buharı, dedi. Hüzünlü bir tavrı vardı. Çocuğa dokunmak istedi. Derede suyun sesi çağladı. Duvardaki göç tablosu düştü ve parçalandı. Gürültü koptu ve uyandı. “Dünya dönüyor, dur desen de aldırmıyor,” dedi. Konağın saati çalıyor ve herkesin uyanmasını istiyordu. Konağın güne başlama saati gelmişti.
Geziniyor ve kendini güçlü hissediyordu. “Çakallar arasında kurt,” dedi. Arkadaşı çocuğa bakıp konuşuyordu. Dağ yolu yapılmış, yalnız yollar yürüyene göre, dedi. Bulutlar gelecek olan fırtınanın nağmesinin ilk sözüydü. Konak pusulasız motor gibi sallanıyordu. Tarihi esere yaklaşım, büyük düşünenler için geçerliydi. Konağa gelmek ilgi kurup onu anlamak, değildir.
Nerede olduğunu ilk anda bilemedi. Çocuğunu gördü ve arkadaşının kahvesindeydi.
Arkadaşı ve konuşmalar rüyaydı. Kahvede kimse kalmamıştı. Güneş doğmuş ve herkes gitmişti. Kalktı çocuğunu uyandırdı ve sütünü içirdi. Katırı hazırladı, çocuğu sepete oturttu.
Çay ocağına geçti, arkadaşı sandalye üzerinde uyukluyordu. Ayak üstü konuştular. Arkadaşının yaylaya davet etti ve ayrıldılar.
Arkadaşının kederli hali onu üzmüştü. Üzüldü ve doktora da gitmiyor. Yüzü eskimiş toprak kaplar gibi çökmüştü. Kafasında saç kalmamış ve hayatı çile olarak görüyordu.
Katırıyla yola çıktığında, güneş bir karış yükselmişti.
Hasan TANRIVERDİ























