Utanmazlıklarını “övünç” kaynağı olarak sunanlara ithaf olunur.
MAKAMI CAN DEĞİL ‘AR’ DOLDURUR!
Tanrı derki insanoğluna; “Ey insanoğlu; Sana iki damar verdim. Biri ar, diğeri aort. Birine can koydum, diğerine vicdan. Anla ki; Vicdansız, can taştır, kayadır, odundur. Ar damarsız insan olunmaz yani! Aortu, kanla doldurdum. Ar damarına, şeref, namus onur koydum. Aortun tıkanırsa ölürsün, toprak olursun. Ya ar damarın çatlarsa? Arsız, hırsız, yüzsüz, utanmaz, utançlarınla övünür olursun!”
Aorta çare bulabilmiş gelişen bilimle insanoğlu… Açar, biçer, keser, olmadı değiştirir. Ne var ki; Ar damar çatlamasına ne bilim, ne ahlak, ne de yasalar çare olabilmiş!
İlahlaştıkça gaddarlaşır insanoğlu! Putunu kendi yapıp, kendi tapmasının karşılığında ödül gibi bir cezadır bu!
Sonu; ‘çalıyoo, çalışıyoo’ya çıkan bir edepsizlik mazeretiyle güya sonu hoşgörüye çıkan bir başka ar damar çatlağı!
“Gücün ve şartların etkisiyle gömlek değiştiren karakter” çatlayan ar damarlara “güvence olma gibi” bir kılığa büründükçe, daha çok ar damarlar çatlayacak demektir!
Aort arızası sadece sahibine zarar verir.
Ya çatlayan ar damarı?
Koca bir toplumu ayağa kaldırır, baştan çıkarır!
Balığı baştan kokutan o irinli pis koku buradan yayılır. Böyle bir pis kokuyu bertaraf edecek hiçbir hukuk, hiçbir mazeret ve hiçbir güç henüz imal edilmemiştir. Hukuk, yasa, ahlak nizam, vız gelir, tırıs gider, işte o zaman!
Ey insanoğlu…
Vız gelip tırıs gitmediği günler de gelip çatıverir bir gün.
“O vız gelip tırıs gitmeler” kurtarır mı sanırsın çatlayan o ar damarları!
Koldaki yılan olur. Kutudaki akrep. Cepteki çiyan!
Tespih olur dizilir boğazına; dağıt-dağıt iki günde bitiremediklerin!
30 kaldı ‘babacığım’lar!
Yakılan canlar!…
*Sen ki; Diğer canlılardan ayrıcalıklı olansın. Onlara can verdim de ar damarı vermedim.
Ayının ar damarı yoktur.
Sığırın da!
Çatlamış ar damarınla övünmekle, sen kendini kimlerle – nelerle eşitlediğinin farkında mısın?
(2. bölüm ile devam edecek)
Mehmet Halil ARIK
Emekli eğitimci























