Arkadaşlarla ormanda sakız ararken, yabani bir hayvanın yuvasına rastladığımızda korku dolu anlar geçirdik. Yuva çam ağacının dibinde yere aşağı bir indi. Fakat hangi hayvana ait olduğunu bilemedik.
Hiçbir bilgimiz olmadan, kimseye sormadan ve hayvanı görmeden yuvanın porsuğa ait olduğuna karar verdik. Tartışmamız sırasında ormandan kısa yoldan çimene çıktık. Çünkü akşamın alaca karanlığı kendini hissettiriyordu.
Korktuğumuz hâlde çocukça bir kararla ormanda kimseye zararı olmayan hayvanı yakalayacaktık. Karar vermemize rağmen aşıra korkunun getirdiği heyecanı da yaşıyorduk.
Bir sabah porsuğu yuvasından çıkarken, ucu çatallı değneklerimizle boğazından yakalayacaktık. Eğer porsuk ise kime zarar verdi. Hayvanları mı? Korkuttu. Bitkilere mi zarar verdi. Niçin ve neden yakalayacaktık. Hiçbirinin cevabını veremiyorduk.
Porsuk yuvadan çıkarken, ucu çatallı değnekle üzerine atılıp onun boğazından kıstıracaktık. Çocukça bir düşünce veya bilinçsizliğin fırtınalı dönemi. Yalnız büyüklere sormadığımız gibi, porsuk hakkında bilgi öğrenmedik. Bu konuda duygusal davranışlarımız sürmeye devam etti. Yere aşağı beş altı inin yolu vardı. Hangisini tutacaktık.
Seher vaktinde ormana girdik. Çise yaprakları ve ayaklarımızı ıslattı. İçeriye doğru yürüdük. Yürüdük ama ayaklarımız bizi geri çekse de birbirimize verdiğimiz moralle yuvaya kadar gidebildik. Her birimiz aslan kesildiğimiz hâlde ormana girince heyecanımızı yenemedik. Sopalarımızı hazırladık. Porsuk, sabah mahmurluğunu gidermek için, esneyerek dışarı çıkarken değneklerimiz iş görecekti.
Çocukça duygularla yuvanın yanına vardık. Uçları çatallı değnekler elimizde bekliyoruz.
Hayvan yuvadan çıkmadı.
Çocukça hareketimize bugün gülüyorum. Bilmediğimiz hayvanı nasıl yakalayacağız. Hayvanın duyuları bizim on katımız daha yüksek bizi hissetti ve kaçtı. Yakaladık diyelim ne yapacağız. Afrika yerlileri gibi yiyecek miyiz? Hiçbir zararını da görmüyoruz. Yırtıcı bir hayvan yakalayacağız, büyük cesaret göstereceğiz. Porsuk dışarı çıkacak, esneyecek ve biz de çatallar sayesinde onu enseleyecektik.
Bir bilene de sormadık, ne olabilir diye. Çocuğa bir iş ver, sen de git peşine, mantığı gibi. Hayvan güçlü duyularıyla kaçtı. Belki de biz ormana adım atmadan gitmiştir. Mermere taşı vurmakla bir yere varılmaz. Boşuna bekledik.
Kardeşim, “Yuvanın önünde ateş yakalım ve dumanını yuvanın ağzına verelim. Hayvan boğulmamak için çıkıp kaçmaya teşebbüs etsin.” Dedi. Yeni bir çocukça düşüncesini ortaya atınca birlikte denemeye kalktık. Bir saate yakın da dumanla uğraştık. Kardeşimin sivri düşüncesi de tutmadı. Kardeşim sinirlendi, bırakalım porsuğu varsın gitsin, dedi. Elindeki değneği attı ve ormandan çıkmaya çalıştı. Biz de peşinden gittik.
Bir hafta sonra porsuk yuvasının yanından geçiyorduk, kardeşim; porsuk nereden dışarı çıkacaktı dedi. Bizi yanına çağırdı ve yuvanın giriş ve çıkış için en az altı yeri daha vardı. Yuva epeyce bir yeri kaplıyordu. Her birine baktık ve giriş yerleri öyle gizlenmiş ki, dikkat etmezsen görmen mümkün değildi. Hayvan kendini öyle korumaya almış ki, hayret ettik.
Yuvanın esrarengiz yapısına yenik düştük. Hiçbir başarı gösteremedik. Tahmin bile edemedik.
Yukarıya doğru çıktık ve sakız aramaya devam ettik.
Çocukça davranışın; kafada yel eserken, kanı da deli akardı. Hasan TANRIVERDİ




















