Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Cumartesi, Ocak 31, 2026
  • Giriş Yap
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Anasayfa Yazarlar Yüksel MERT

(Garip Gureba Bayramı)

Yüksel MERT Yazar Yüksel MERT
23 Eylül 2015
Yüksel MERT
0
400
Paylaşma
5k
Görüntülenme
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Kurban bir hayvan boğazlamak değil; Bütün Kötülükleri, Ferdi ve içtimai olarak kesip atacak ALLAH( cc) A YAK(ın) LAŞTIRAN Eylemlerde bulunmaktır!

Bu anlayışla Kurban Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutluyorum!..

Sevgili dost İhsan Eliaçıkbey’in; satır satır katıldığım Kurban’la ilgili makalesini önemine binaen MERTÇE paylaşıyorum.

“Hiç düşündünüz mü, Türkçe’ de çok kullandığımız akraba, garp, gurbet, mağrib, garip, gureba, gariban kelimeleri “kurban” ile neden aynı ses benzerliğine sahip?

Dahası “Allah’ın garibi”, “Garip kuşun yuvasını Allah yapar”  deyim ve atasözlerinin “kurban” ile ne gibi bir ilişkisi olabilir?

İsmet Özel’in “Yargı kesin: acı duymak ruhun fiyakasıdır” demesi gibi söyleyeyim: “Yargı kesin: Bütün bunlar Kurban bayramı ile ilgilidir!”

Önce kelimeden başlayalım.

Arapça’danTürkçe’ye geçen iki kelime kökü var ki okunuşta aynı söyleniyor: GRB ve ĞRB… Agraba, mugarrep, tagarrub, gurbân, gurbet GRB’den… Ğarâbet, ğarîb, ğaribân, ğarp, gurûb, ğurâbiye, mağrîbĞRB’den geliyor…

Türkçe’deArapça’daki “g” (gaf) harfi ile “ğ” (ğayn) harfi “k, g” harfleri ile karıştırılarak söylendiği için kelimeler aynı ses benzerliğine dönüşüyor.

Dolayısıyla “gurban” kelimesi söylenişte hem akraba hem garip, gureba, gariban kelimeleri ile aynı sesle ifade ediliyor.

Türkçe’nin mal mülk kelimelerini yan yana kullanması gibi aslında bu bir tesadüf değil.  Belki de Osmanlıca’dan gelen sentez gücü olduğunu söyleyebiliriz.  “Oruç tutmak” deyimindeki gibi Farsça ve Arapça’yı sentezleme gücü gibi bir durum var yani.

Buradan yola çıkarak “Gurbân bayramı” tabirinin aslında  “Garîp-gurebâ bayramı” demek olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz.

Şöyle ki:

Kur’an’da bu iki kökten gelen kelimelere baktığımızda birinin yakınlaşmak, diğerinin uzaklaşmak anlamında kullanıldığını görüyoruz.

Mesela “Zi’l-gurba” tabiri var.Genellikle şöyle geçer:  “Öksüze (yetim), yoksula (miskin), yakınlara (zi’l-gurba), yolda kalmışa (ibnu’s-sebil), boyunduruk altındakilere (rigâb),  borçlulara (ğarâim) verin…”

Bu sıralanış pek değişmez.

Dikkat edilirse burada ‘yakınlar” diye çevirilen “zi’l-gurba” hariç diğerleri hep bir mahrumiyeti ve mağduriyeti ifade eder. Ama “yakınlar” tabiri kişinin soy/nesep bakımından ilişkisini ifade ediyor ki sıralanıştaki mantığa uymuyor.

Şu halde “zi’l-gurba” yetim, yoksul, köle, borçlu cinsinden bir şey olmalı ki veriş mantığına uysun. Yani bir mahrumiyet, mağduriyet, yoksunluk ve yoksulluk durumu ortadan kalksın…

Bu ne olabilir?

Kur’an’da “Zi’l-gurba” kelimesinin geçtiği yerlere bakıyoruz, “verme” ile ilgili yerlerde hep aynı tarzda kullanılıyor.

Beled suresinde açıklayıcı bir ifade var. Aynı kökten gelen kelime bakın burada nasıl kullanılmış: “Yetimenzâmagrabe” (yakınlığı olan bir yetime…)

Gurbâ ile magrabe aynı kökten yani GRB…

Bölüm tam şöyle:

“Sarp yokuşun ne olduğunu bilir misin (Ve mâedrâkema’l-a’gabe)

Boyundurukları kırmak/köleleri özgürleştirmek( Fekkuragabe)

Açlık gününde doyurmak (İta’mu fî yevmi zîmesgabe)

Yakınlığı olan yetimi (yetîmenzâmagrabe)

Yerde sürünen bir yoksulu (miskînenzâmetrabe)” (BELED SURESİ: 91/12-15)

Zemahşeri,  ayetlerde geçen mesgame, magrebe ve metrabe tabirlerinin Araplarda şiddetli açlığı, yoksulluğu ve kimsesiz kalmayı ifade için kullanıldığını söylüyor.

Bu durumda mesgame şiddetli açlık içinde olanı ifade ederken, metrabe toprağa bulanmış demek olduğu için yoksulluktan yerde sürünmeyi ifade ediyor.

Yetimenmagrabe ise öksüz/kimsesiz kaldığı için Allah’a yakın olmayı ifade ediyor. Çünkü öksüzün toplumda kimsesi yoktur ve tek başına kalmıştır. Bunun için otomatikman Kur’an lisanında  “garip kuş” oluyor ve onun “yuvasını Allah yapıyor.”

Bu nedenle ona “Allah’ın garibi” deniyor. Yani Allah’ın yakını…

Bu nedenle kimi kimsesi olmayan Ashab-ı Suffa, peygamberin “en yakın arkadaşları”oluyor. Bayram gününde ilk onları ziyaret ediyor. Çünkü bayramı onlara armağan atmişve“gurbân” (garîp-gurebâ-garibân) bayramı olmuş…

Bu nedenle garipler toplumda kimi kimsesi olmayanlardır.  Böyle olanların vasisi, hamisi, doğal akrabası otomatikman Allah ve onun elçisidir…

Bu nedenledir ki peygamber şöyle der: “Ben sizden herhangi bir ücret istemiyorum.Sadece garip-gurebâyı (zi’l-gurba) sevmenizi istiyorum” (Şura; 23)

Bu nedenledir ki Kur’an sürekli ve şaşmaz bir şekilde şöyle der: “Öksüze (yetim) yoksula (fukara), düşmüşlere (mesâkin), gariplere (zi’l-gurba), sokak (yol) çocuklarına (ibnu’s-sebil), boyunduruk altındakilere (rigâb), borçlulara (garâim) …”

Bu nedenledir ki bayramda yetim yurtlarına gidilir, Darul-acezeler ziyaret edilir, kimsesizlerin kapısı çalınır, garipler sevindirilir.

Bu nedenledir ki bayramda uzaktakiler yakınlaşır, küskünler barışır, ev ev dolaşılır, yakınlaşmalar/kaynaşmalar olur…

Bütün bunlar bayramda asıl yapılması gerekenlerdir. Tüm bayramın böyle geçmesi gerekir.

Fakat bir şey var ki bayramda bütün bunları alıp götürüyor, işi çığırından çıkarıyor: Milyonlarca insanın kitlesel bir tarzda kurban kesmesi…

Bir kurban kesiliyor ve bütün bayram onun eti, kanı, bağırsağı, derisinin toplanması, kavurulması, yenmesi ile geçiyor.

İnsanlar adı “yakınlaşma” olan bayramda birbirinden uzaklaşıyor, sahillere, tatillere gidiyor.

Oysa Kur’an’da kurban ile ilgili ayetler hep Hacc ile ilgili yerlerde geçer. Hacca gitmeyenlerin kurban kesmesi gerekmiyor. Kurban Kur’an’da herkesin kesmesi gereken“dini vecibe” değil.

Herkese “kurban kes” emrinin verildiği iddia edilen Kevser suresinin kurban kesmekle alakası yok. Kanımca doğru çevirisi şöyledir: “Biz sana kevseri verdik. Şu halde destek iste; yardımlaşma/dayanışma içinde ol (salât et) ve güçlüklere göğüs ger; diren (nahr yap). Asıl sana kin besleyendir kökü kuruyacak olan” (Kevser suresi)

Nahr yapmak hayvan kesmek değil; hayvanın kesilirken göğsünü ileri atması gibi güçlüklere göğüs germek, baskılara karşı direnmek demektir. Çünkü o dönemde peygamber yoğun baskı altındadır ve kesilmek, yok edilmek istenmektedir: Sure bununla ilgilidir…

İslam’da kan akıtılarak günahların affedilmesi gibi bir anlayış yok.

Kur’an’da öksüze vermek/yoksulu doyurmak (ikrâmu’l-yetim/itâ’mu’t-taâm) hacca gitsin gitmesin herkes için farzdır; “dini vecibe”dir. Ancak kurban sadece hacca gidenlerin yapacağı bir müstahaptır. (iyi görülen, güzel bulunan).

Bu nedenle hacca gitmeyenlerin kurban yerine bedelini bizzat bir garibana vermesi daha evladır. Bayramda herkes bir gariban ile tanışmalı ve bir daha onu bırakmamalıdır. Kanımca asıl “dini vecibe”budur.

“İyi de kurban etinden yetime yoksula veriyoruz işte” diyenler, yoksulu doyurmayı bir öğünlük yedirme olarak anlıyorlar ki yanlış. Asıl söylenmek istenen yoksulu bu durumdan kurtarmak ve yoksulluğu üretip duran sistemi değiştirmektir.

Eğer kurban kesmek yoksulluğu ortadan kaldırsaydı daha geçen sene zengin ile yoksul arasında fark 8 kata çıkmazdı.

Geçen yıl Türkiye’de namaz kılanların, oruç tutanların, hacca gidenlerin, başörtüsü takanların, kurban kesenlerin sayısında artış olmuş. Fakat aynı geçen yıl zengin ile yoksul arasındaki fark 8 kata çıkmış. Bankaların sayısı artmış, suç oranları yükselmiş, tecavüzlerin, boşanmaların sayısı katlanmış…

Bir yerde yanlış yapıyoruz.

Yanlış olan dini ritülleri (nusuk) esas kabul edip bunların bizzat yerine getirilmesini İslam’ın tam olarak yaşanması olarak anlayan zihniyettir.

Halbuki dini ritüllerin (namaz, hac, oruç, hacda kurban) hiçbirisi dinin direği olmadığı gibi ibadet de değildir. Bunların ibadete giriştir. İbadet hayatın içinde olan şeydir. Asıl ibadeti bunlardan sonra yapacaksınız. İşin ritüelini icra edip ibadetini koyvermek ibadetin içini de boşaltıyor, kuru kuruya anlamsız bir tekrara dönüştürüyor.

İbadet hayatın içinde hayırlı iş ve değer üretmek demektir: Doğruluk, dürüstlük, kardeşlik, paylaşım, bölüşüm, zulme karşı direnme, hakkı savunma, yalan söylememek, iffetli yaşamak, doğru ölçüp tartmak, aldatmamak, sömürmemek, emeğin hakkını vermek, biriktirmemek, güvenmek… Bütün bunlar ibadettir.

Namaz, oruç, hacc size bunları öğreten dini imgeler, simgeler ve sembolik hareketlerdir. Müslümanın manevi dinamikleridir. Arkası gelmiyorsa hepsi boştur, gösteriştir.

Hacc ile ilgili ayetlerde geçen “hedy” (hediye), “behimetu’l-en’am”(hayvanlar) ve bunların“üzerine Allah’ın adını anmak” acaba ne demektir?

Bunları ne olduğunu anlarsanız hacda kurban ne demek daha iyi kavrayacaksınız.

Eski çağlarda tapınak kamu alanı demekti. Tâ Sümerlerde bile vardır. İnsanlar ihtiyaç fazlası ne varsa (hayvan, buğday, un, elbise, altın, gümüş) tapınağa getirirdi. Hayvanların üzerine “Tanrı malı” diye isim yazılırdı. Mesela un torbası ise onun da üzerine bu isim yazılırdı ve o artık kamu malı olurdu. Hatta matematikteki rakamlar tapınağa getirilen ve kamu malı (tanrı malı) olduğu seçilsin diye hayvanların ve torbaların üzerine atılan çizik ve çeltiklerden doğmuştu.

İşte bunlar kamuya (Tanrı’ya) adanmış mallardı. Orada ihtiyaç sahiplerine dağıtmak için toplanmaktaydı. Oraya gelen ihtiyaç sahiplerine (yoksullar, garibanlar, kimsesizlere) eşit bir şekilde dağıtılırdı.

Şimdi bu bilgiler ışığında şu ayeti okuyun;

“Yerli ve yabancı bütün insanların eşit hakka sahip olduğu Mescid-i  Haram’dan insanları alıkoyanlara acı bir azap var” (Hacc; 25).

Yani; Yerli ve yabancı bütün insanlara eşitçe dağıtılsın diye getirilen ve üzerine Allah’ın ismi anılan (Allah’ın malı; kamuya ait mührü vurulan) ihtiyaç fazlası hediyeleri (koyun, buğday, un, hurma vs.), behimetu’l-en’am (tüm hayvanlar) , galâid (süs eşyaları) kendi zimmetine geçirenleri (Kabe’yi ele geçirmiş 9’lu çete)  acı bir azap ile müjdele…

İşte kurban Kabe’ye (kamu alanına) adanmış hayvanları ifade eder. Bunlar ihtiyaç sahiplerine eşit şekilde dağıtılacaktır. Uzak diyarlardan gelenler olduğu için de kimisinin de kesilip gelenlere ikram edilmesi müsteheptır (iyi, güzel görünen bir davranıştır)

İslam’da kurbanın yeri bundan ibarettir.

Görülüyor ki Kur’an eski çağlardan beri gelen ve tapınağı “kamu alanı” olarak gören anlayışı sürdürmekte ve Kabe civarını bir toplanma, kaynaşma, yakınlaşma ve paylaşma merkezi olarak değerlendirmektir.

İslam dünyası büyüdüğü için, milyonlarca cami yapıldığı için ve oralarda Kabe’yeyönelindiği için, aynı şeyin camilerde yapılması gerekiyor. Kabe’de yapılanın küçük bir izdüşümünün camilerde yapılması gerekiyor.

Camilerin birer salatgâha dönüşerek ihtiyaç fazlası ne varsa oraya getirilmesi ve oradan tüm garibanlara, yoksullara, kimsesizlere eşitçe dağıtılması gerekiyor. Dahası bunun çağdaş bir “sistemi”kurulması gerekiyor.

Her geçen gün camiler doldukça, bayramlar geçtikçe zengin ile yoksul arasındaki farkın azalması, banka dükkanlarının giderek azalması ve nihayetinde onlara hiç ihtiyaç duyulmaması gerekiyor. Bunun gücü haccın, bayramın, salâtın, caminin dinamik içeriğinde var.  Anlaşılmayı ve yeniden inşa edilmeyi bekliyorlar orada öylece. Gel gör ki camiler çoktan bu misyonlarını kaybetmiş ve sessiz birer “devlet tapınağına” dönüşmüş vaziyette…

Şimdi …

“Gurbân” ın neden bir “Garîp –Gurebâ bayramı” olduğunu anladınız mı?

“Garip kuşun” yuvasını Allah nasıl yapıyor gördünüz mü?

yukselmertoglu@hotmail.com

Paylaş
Etiketler: garipGurbân bayramıgurebâKur’an’da
Önceki Yazı

Hesapta Olmayan Kurban(lık)lar

Sonraki Yazı

Rahat uyuyun Bay Alex

Yüksel MERT

Yüksel MERT

İlişkili Yazılar

Yüksel MERT

Ceyhan Şehremini Aemdar Öztürk’e Mertçe Çağrımızdır!

10 Haziran 2017
5k
Yüksel MERT

Gönlüm Zirvede Dedim Ya!

23 Nisan 2017
5k
Yüksel MERT

Hayata Gülser

21 Nisan 2017
5k
Yüksel MERT

İcradan Mal Almak!

18 Nisan 2017
5k
Sonraki Yazı

Rahat uyuyun Bay Alex

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Trendler
  • Yorumlar
  • En son
Aşık Veysel ve Kara Toprak Türküsü Hikayesi

Aşık Veysel ve Kara Toprak Türküsü Hikayesi

22 Mart 2019
Ayak Tabanına Veya Göğüse Vicks Sürmenin Faydası Yok

Ayak Tabanına Veya Göğüse Vicks Sürmenin Faydası Yok

24 Ocak 2016

Yok Saymak

28 Mart 2020

Yıldızname Baktırmak Günah mı…Günah…

09 Haziran 2022

Keltepen’in Taşları /Şu Akkuşun Gürgenleri

18 Nisan 2020

Düz Dara Yâr Düz Dara

23 Mayıs 2020

Tüketicilerin Süt Tozu Dilekçeleri!

97

Fethullah Gülen’e 19 Soru

72

Ayasofya Açılsın Zincirler Kırılsın

70

İslâm Dışı Bir Uygulama: Çocuk Sünneti…

45

Gıda Mühendislerinin Petek Ataman’a Çağrısı

40

Şarkı Sözü Alan Var mı?

39
Tərcümeyi – Hal

Tərcümeyi – Hal

31 Ocak 2026
Ünye Döner Çeşme Meydanı

Ünye Döner Çeşme Meydanı

31 Ocak 2026
Herkese ‘Kelle’ Gerek

Günce

31 Ocak 2026
Müzisyen Kardeşler

Müzisyen Kardeşler

31 Ocak 2026
Suskun Ve Sessiz

Kürsüde Az Ses, Çok Mana

30 Ocak 2026
Toplumsal Cinsel Problem

Toplumsal Cinsel Problem

30 Ocak 2026

Köşe Yazarları

Türkiye Deprem Haritası

 

Ayın Sözü

Lütfen Duyarlı Olalım!

de, da vb. bağlaçlar ayrı yazılır.

Cümle bitişinde noktalama yapılır. Boşluk bırakılır, yeni cümleye büyük harfle başlanır.

Dilimiz kadar, edebiyatımıza da özen gösterelim.

Arşiv

Sosyal Medya’da Biz

  • Facebook
  • İnstagram
  • Twitter

Entelektüel Künyemiz!

Online Bilgi İletişim, Sanat ve Medya Hizmetleri, (ICAM | Information, Communication, Art and Media Network) Bilgiağı Yayın Grubu bileşeni YAZAR PORTAL, her gün yenilenen güncel yayınıyla birbirinden değerli köşe yazarlarının özgün makalelerini Türk ve dünya kültür mirasına sunmaktan gurur duyar.

Yazar Portal, günlük, çevrimiçi (interaktif) Köşe Yazarı Gazetesi, basın meslek ilkelerini ve genel yayın etik ilkelerini kabul eder.

Yayın Kurulu

Kent Akademisi Dergisi

Kent Akademisi | Kent Kültürü ve Yönetimi Dergisi
Urban Academy | Journal of Urban Culture and Management

Ayın Kitabı

Yazarımız, Sedayi ALTUN’dan,

“Bir Eğitim Yolcusu” adlı güzel bir eser. Yazarımızın eseri, yine bir yazarımız ve Karadeniz Şairler ve Yazarlar Derneği yönetim kurulu üyemizin sahibi olduğu Ateş Yayınlarından çıkmıştır. Kendilerini kutluyoruz.

Gazetemiz TİGAD Üyesidir

YAZAR PORTAL

JENAS

Journal of Environmental and Natural Search

Yayın Referans Lisansı

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International License.

Bilim & Teknoloji

Eğitim & Kültür

Genel Eğitim

Kişisel Gelişim

Çocuk Gelişimi

Anı & Günce

Spor

Kitap İncelemesi

Film & Sinema Eleştirisi

Gezi Yazısı

Öykü Tefrikaları

Roman Tefrikaları

Röportaj

Medya

Edebiyat & Sanat

Sağlık & Beslenme

Ekonomi & Finans

Siyaset & Politika

Genç Kalemler

Magazin

Şiir

Künye

Köşe Yazarları

Yazar Müracatı

Yazar Girişi

Yazar Olma Dilekçesi

Yayın İlkeleri

Yayın Grubumuz

Misyon

Logo

Reklam Tarifesi

Gizlilik Politikası

İletişim

E-Posta

Üye Ol

BİLGİ, İLETİŞİM, SANAT ve MEDYA HİZMETLERİ YAYIN GRUBU

 INFORMATION, COMMUNICATION, ART and MEDIA PUBLISHING GROUP

© ICAM Publishing

Gazetemiz www.yazarportal.com, (Yazarportal) basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Yazıların tüm hukuksal hakları yazarlarına aittir. Yazarlarımızın izni olmaksızın, yazılar, hiç bir yerde kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta

© 2008 - 2021 Yazar Portal | Türkiye Interaktif Köşe Yazarı Gazetesi

Yeniden Hoşgeldin

Aşağıdan hesabınıza giriş yapın

Şifrenimi unuttun?

Parolanızı alın

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş yap