SİHİRLİ TOPRAKLARDA ŞİİRLİ VE ŞUURLU GEZİNTİ
Yüzümde geniş bir gülümseme, yüreğimde şiir, şiir dostları ve huzur var. Mutluyum, gülümsüyorum elimde olmadan… Nasıl mutlu olmayayım ki! Kapadokya’nın ve şiirin güzelliğinin buluştuğu benzersiz bir ortamda şiir soluyorum. Türkiye’nin ve dünyanın değerli şairleriyle bir arada bulunuyorum. Bu güzelliği bizlere yaşatan sevgili Ayşe Paslanmaz Hanımefendi başta olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.
2008’de 3. Uluslararası Kapadokya Şiir Şöleni’nde de ödül almıştım. Her yarışmaya katılan biri değilimdir, ama katıldığım yarışmaların pek çoğunda birinci olduğum için mansiyon aldığımı öğrenince hafif bir üzüntü duymuştum. Hatta “Madem mansiyon imiş, ödülümü postalayın lütfen!” demiştim. Ayşe Hanım tatlı diliyle etkinliğe katılmam için beni ikna etmişti. Küçük kızım da ödülümü almaya gitmem için ısrar etmişti. İyi ki gitmiştim de Türkiye’de 
Ayşe Paslanmaz Hanımefendinin üstün gayret ve fedakârlıklarıyla bu yıl sekizincisi düzenlenen geleneksel ve uluslararası bir şiir şölenine ödül aldığım için davet edilmiştim. 6-7-8 Eylül’de Aydın Belediyesinin ilk kez bu yıl düzenlediği etkinlikte birinci olmuştum. Arkadaşım İzmir’den Şerife Çınar da ikinci olmuştu. O yarışmada mansiyon alanlardan biri de Ayşe Paslanmaz idi. Aydın’da bu güzel dostlarla bir araya gelmek bana hastane günlerinin sıkıntılarını unutturmuştu. Aydın Şairler ve Yazarlar Derneği Başkanı Türkiye’nin önemli şairlerinden Sayın Şükrü Öksüz Beyefendi de gerçekten örnek bir misafirperverlikle bizleri ağırlamıştı.
Ayşe Paslanmaz Hanımefendi, 1 Kasım 2013’te 8. Kez yapacağı geleneksel ve uluslararası etkinliğinden söz etmişti. Şerife Çınar Hanımefendi şiir yarışmasına katılmayı düşündüğünü söylemişti. Ben de büyük bir ihtimalle katılmayacağımı belirtmiştim. Adana’ya döndüğümde Kapadokya adlı bir şiir yazmıştım. Benim bir projem var. Türkiye’mizin 81 iline de şiirler yazmak ve bu şiirleri “İl İl Türkiye Şiirleri” adlı kitabımda toplamak düşüncesindeyim. Kapadokya da beş ili içine alan muhteşem bir bölge olduğuna göre böylesi güzide bir yere şiir yazmamak olmazdı. Şiir bitince de “Rüya” rumuzunu kullanarak yarışmaya katıldım.

Bu kez Nevşehir’e nasıl gideceğimi düşünmeye başladım. Adana’dan Nevşehir’e Nevşehir Turizm Firmasının otobüsleri çalışıyordu ama saatleri bana göre pek uygun değildi. Ya gece 00.30’da binip sabah 05.30’da yahut öğlen 11.30’da binip 15.30’da Nevşehir’e varacaktım. Etkinlik 1 Kasım 2013!te saat 10.00’da Dedeman otelde kahvaltı ve tanışma faslı ile başlıyordu. 2008’de otobüsle gelmiştim ve etkinliğin çoğunu kaçırmıştım. Sadece akşamki ödül törenine katılabilmiştim. O yıl konaklama yerimiz Ürgüp’te Büyük Otel idi. Bu kez hiçbir şeyi kaçırmamalıydım. Gece binip uykusuz bir halde katılmak da cazip gelmedi bana. En iyisi özel arabamızla gidelim dedim ama kızım şehir dışına çok çıkmamıştı arabayla… Mersin’e, Tarsus’a çok gitmiştik ama yakın mesafelerdi oralar… Acaba dört saat gidebilir miydi? Yollar nasıldı? Benim ehliyetim 17 yıllık ama sağlık sorunlarım nedeniyle arabayı kullanamıyorum. Kızım Sena geçen yıl arkadaşlarıyla Hatay’a gittiğini söyleyince onun Nevşehir’e de gidebileceğine kanaat getirdim.
Bin bir dua ile sabah sekizde yola çıktık. Yollar çok bozuktu ve neredeyse her kilometrede yol çalışması vardı. Bazı yerlerde yol, tek şeride düşüyordu. Önümüzde kamyon, arkamızda tır bu şekilde saatte 50-60 kilometre hızla Nevşehir’e vardık. Dedeman’ı sorduk. Tarif ettiler, Ürgüp yolu üzerindeymiş. Bu arada Nevşehirlilerin yabancılara ne kadar nazik ve hoşgörülü davrandıklarını söylemeden geçemeyeceğim.

Saat 12.00 olmuştu. Hepimiz otobüslere binerek öğle yemeği için Han Odası Restoran’a hareket ettik. Bizi güler yüzle karşıladılar. Nostaljik öğelerle dekore edilmişti. Gözüme ilk çarpan şömine oldu. Bu arada Kelami Akdemir meslektaşım da bu güzel yerde bol bol fotoğraf çekti. Eski bir radyo ve elle kullanılan ayaksız singer dikiş makinası dikkati çekiyordu. Gaz lambaları da unutulmamıştı. Masalar gayet özenli hazırlanmıştı. Restoran görevlileri canla başla hizmet ediyorlardı. Sofrada çok nefis yiyecekler vardı. Karnabahar turşusu, domates soslu patlıcan kızartması, ezme salata, çoban salatası gibi değişik salatalar ve özel ekmekler iştah açıcıydı. Mercimek çorbası nefisti. Enfes soslu ızgara tavuğu da yanında pirinç pilavı ile servis etmişlerdi. İsteyen istediği içeceği seçti. Yemekten sonra kaymaklı ekmek kadayıfı ve üstüne tahin döktükleri kabak tatlısı ikram ettiler. Bizim Adana’da ceviz içi dövülerek kabak tatlısının üzerine serpiştirilir. Bu da hoşumuza gitti. Nevşehir’in kayısısı meşhurmuş. Oysa kayısı dendiğinde ilk aklıma gelen il Malatya olur. Bize kayısı suyu da sundular. Çaylarımızı da afiyetle içip oradan ayrıldık.

Nevşehir Belediye Binasına gittik. Bina oldukça görkemliydi. Nevşehir’e özgü taşlarla inşa edilmişti. Nevşehir Belediye Başkanı Sayın Hasan Ünver bizi makamında kabul etti. Ayşe Paslanmaz Hanımefendi her zamanki nezaketi ve güler yüzlülüğüyle başkana güzel bir çiçek buketi sundu. Bu görkemli salonda akvaryum ve güzel çiçekler dikkatimi çekti. Akvaryumun bulunduğu yerde altın yaldızlı Osmanlı arması bulunuyordu. Büyük bir kitaplık, onlarca dersem az olur yüzlerce plaket ve çini tabak ile oda oldukça doluydu. Duvarlarda çok güzel tablolar vardı. Özellikle atların resmedildiği 
Otelimize döndük. Akşam yemeği ve etkinlik için hazırlandık. Akşam yemeği Nevşehir Konağı’nda idi. Bu konak da çok farklı bir tarzda döşenmişti. Özellikle tavanı çok ilginçti. Bez bir tavan ve üzerinde işlemeli aplikeler ile kristal taşlı dev bir avize altın gibi parlıyordu. Kuru fasulye, pirinç pilavı, bol soğanlı bir salata ve testi kebabından sonra kaymaklı ekmek
kadayıflarımızı afiyetle yedik. Çaylarımızı da yudumlayıp ödül töreninin yapılacağı Nevşehir Kültür Merkezi’ne hareket ettik.
Nevşehir Kültür Merkezi’ne vardığımızda salon tıklım tıklımdı. Neyse ki protokol için geniş bir yer ayrılmıştı. Sahne çok yüksek değildi. Bu, çok hoşuma gitti. Sağ köşeye kürsü konmuştu. Ürgüp FM’in Kapadokya 8. Geleneksel ve Uluslararası Şiir Şöleni afişleri, ışıklı panoları harikaydı. Sahnenin uç kısımlarına maytaplar yerleştirilmişti. Etkinlik başlamadan önce bu maytaplar ateşlendi ve Sunucu Uğur Aslan sahneye çıktı. Sempatik hareketleri, sahne hâkimiyeti ile takdir topladı. Zaten gençler onu çok iyi tanıyorlar ve çok seviyorlar. Nevşehir Valisi Sayın Mehmet Ceylan ve Nevşehir Belediye Başkanı Sayın Hasan Ünver Beyefendi çok güzel konuşmalar yaptılar. Nevşehir Emniyet Müdürü Sayın Mehmet Yüksel Beyefendi, Nevşehir Milli Eğitim Müdürü Sayın Osman Şimşek Beyefendi, Nevşehir Garnizon Komutanı Jandarma Kıdemli Albay Dursun Ertuğrul Beyefendi, Nevşehir İl Kültür ve Turizm Müdürü Sayın Velettin Birsöz Beyefendi, Kayseri İl Kültür ve Turizm Müdürü Sayın İsmet Taymuş Beyefendi ve adını sayamayacağım kadar çok bürokrat vardı. Ayrıca davetliler arasında şeref konuğu olarak Azerbaycan Milletvekili Ganira Paşayeva, Azerbaycan Yazarlar Birliği Üyesi ve Edebiyat Gazetesinin Şube Müdürü Servaz Hüseyinoğlu, Azerbaycan Devlet Ses Sanatçısı Elza Seyidcahan, Azerbaycan Devlet Opera Sanatçısı İlham Askeroğlu, Azerbaycan’ın önemli kadın şairlerinden Gülaye Rzayeva ile Azeri pek çok konuk bulunuyordu.
Azerbaycan Milletvekili Ganire Paşayeva 
Değerli sanatçı Uğur Aslan’ın okuduğu şiirler özellikle gençlerden çok alkış aldı. Yavuz Bülent BakilerBeyefendi’ye “Türkçemize Üstün Hizmet Ödülü”; Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Genel Başkanı- Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Teşkilat Başkanı İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem Beyefendi’ye “Türkçemize Üstün Hizmet Ödülü”; Azerbaycan Milletvekili Ganire Paşayeva Hanımefendi’ye “Türk Dünyasına Üstün Hizmet Ödülü” takdim edildi.
Ardından öğrenci kategorisinin ödülleri verildi. Uğur Aslan gençlerle şakalaştı. Dereceye giren öğrenciler şiirlerinden birer bölüm okudular. Kazanan öğrencilerin okulları da unutulmamıştı. Milli Eğitim Müdürüne ve okul yöneticilerine takdir belgeleri ve kristal ödülleri takdim edildi.
Birinci olan Eskişehir’den şair Dr. Nedim Uçar’a şiir tacı takıldı. Şiir tacı takılması Türkiye’de ilk defa Ayşe Paslanmaz Hanımefendinin öncülüğüyle gerçekleşti. Gerçekten bu etkinlik, şairleri taçlandıran, Türkiye’de benzeri yapılmayan çok özel bir yarışmadır. İkinciliği elde eden Trabzon’dan Nihat Malkoç ve üçüncülüğe layık görülen Gümüşhane’den Talat Ülker’e ödülleri de protokol tarafından verildi. Takdir belgeleri, kristal plaketler ve çeyrek altının yanı sıra Kozaklı’daki termal kaplıcalarda üçer günlük tatil ödülleri de vardı.
Adana’dan Harika Ufuk (ben), İzmir’den Şerife Çınar, Kahramanmaraş Elbistan’dan Hanifi Kara, Düzce’den Artvinli Yunus Kara, Ankara’dan Bayram Mecit, Manisa Salihli’den Gündüz Aydın, Yavuz Doğan, Şemsettin Ağar mansiyon aldık. Vali Mehmet Ceylan Beyefendi mansiyon alanları tebrik etti ve ödüllerini verdi. O an çok mutlu oldum. Etkinlik boyunca herkesin yüzünde gülümseme vardı. Bu kadar şairi mutlu etmek kolay iş değildir. Ayşe Paslanmaz Hanımefendiyi bir kez daha takdir ettim.
Yarışma jürisi şu isimlerden oluşuyordu:
Jüri Başkanı Bülent Gündoğan (Eğitimci-Şair-Yazar), Yavuz Bülent Bakiler (Ünlü Türk Şairi) Cemal Safi (Ünlü Türk Şairi), Ahmet Selçuk İlkan (Ünlü Türk Şairi), Doçent Doktor Tuncay Bülbül (Nevşehir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bölüm Başkanı), Uğur Aslan (Sanatçı- Şair-Sunucu), Ali Özkanlı (Eğitimci-Şair-Yazar), Hüseyin Say (Eğitimci-Şair-Yazar), Ayşe Paslanmaz (Kültür Bakanlığı Halk Şairi)… Jüri üyelerine de ödülleri takdim edildi. Cemal Safi ve Ahmet Selçuk İlkan törene katılamamışlardı.
Uğur Aslan- Ayşe Paslanmaz şiir düeti de çok hoşuma gitti. Ayşe Paslanmaz Hanımefendi’nin “Yaşa Sevdiğim” adlı şiirine kızım bayıldı.
Azerbaycan Devlet Sanatçısı Elza Seyidcahan Hanımefendi’nin söylediği iki şarkıdan birinin sözleri Azerbaycan Milletvekili Ganire Paşayeva’ya, bestesi ise Elza Seyidcahan’a aitti. Nakarat kısımlarında hepimiz eşlik ettik sanatçıya… Azerbaycan Devlet Sanatçısı İlham Askeroğlu Beyefendi mükemmel bir sese sahip tenor… İlk şarkısı “Size Selam Getirmişem” mükemmel bir seçimdi. Azeri dostlarımızın selamları başımızın üstünedir elbette… “ Götür Beni Gittiğin Yere” ile “Bu Aşk Böyle Bitemez” şarkılarında biraz hüzünlendik. “Gel Ey Seher” ve “Ayrılık” şarkılarıyla da hüzün dalgası esti gönlümüzden… Bu şarkıların ardından son olarak “Çırpınırdın Karadeniz” şarkısını söyledi ama önce hikâyesini anlattı. Azerbaycan Milli Marşını yazan Ahmet Cevat ile besteleyen Üzeyir Hacıbeyli’den söz etti. Bu şarkının sözlerinin ve bestesinin de onlara ait olduğunu söyledi. Ellerimizde Türk ve Azerbaycan bayraklarıyla büyük bir coşku ile ona eşlik ettik. Hepimizin bildiği ortak şarkıları seçmesinin bu coşkudaki payı çok fazlaydı.
Şair Gülay Rızayeva Hanımefendi güzelliğiyle, zarafetiyle göz kamaştırıyordu. Kendi yazdığı duygu yüklü bir aşk şiirini ezbere okudu. Söylediklerinin neredeyse hepsini anladım. O an “İki devlet, bir millet” olduğumuza bir kez daha inandım.
İsveç’ten gelen konuk dünyanın en itibarlı ödüllerinden kabul edilen Nobel Edebiyat Ödülü’nü 2011 yılında kazanan İsveçli şair Tomas Tranströmer ‘in arkadaşı Leif Olsson idi. Arkadaşının sağ tarafının tamamen felç olduğunu ve sol eliyle yazmaya çalıştığını anlattı. Gelirken Tomas Transrömer’in büyük bir fotoğrafını ve Nobel ödülü aldığı kitabını da getirmişti. Sahnede bunları gösterdi ve arkadaşının iki şiirini seslendirdi. Birinin Türkçesini Ayşe Paslanmaz Hanımefendi, diğerininkini de çok yönlü sanatçı Uğur Aslan Beyefendi okudu. Tomas Tranströmer ‘in “Tren” adlı şiirini daha çok sevdim.
Geceye damgasını vuran Âşık Ayten Gülçınar Hanımefendi ile Âşık Behrami Aktemur Beyefendi’nin doğaçlama olarak yaptıkları kadın- erkek konulu atışmasıydı. Âşık Ayten Gülçınar Hanımefendi Sivaslı ama Ankara’da yaşıyor. Sivas zaten âşıklık kültürünün beşiği olan illerimizdendir. Bana göre Türkiye’nin en önemli kadın âşığıdır. Onun başarıları beni çok gururlandırıyor. Âşık Behrami Aktemur Beyefendi ise yine âşıklık kültürünün beşiği olan illerimizden Ardahan’dandır. Gözleri görmese de gönül gözünün ışığı ile yolunu aydınlatan çok değerli bir sanatçımızdır. “Ah şu kadınlar- Ah şu erkekler” diye atıştılar. En sonunu “Kadın da erkek de birbirlerine muhtaçtırlar. Bizler onlarsız, onlar da bizsiz olamazlar.” Diyerek tatlıya bağladılar.
Uğur Aslan’ın “Ben Hep On Dokuz Yaşındayım” şiiri özellikle öyküsünü dinleyince bizleri hüzünlendirdi. Bu şiirin öyküsünü yıllar önce Yavuz Bülent Bakiler Beyefendiden dinleyen Uğur Aslan çok etkilenmiş ve bu sevilen şiirini yazmış. Tekrar yakılan maytaplar eşliğinde söylediği “Karagümrük Yanıyor” adlı parçası çok beğenildi. Şiir ve müzik iç içeydi.
O kadar mutluyduk ki gecenin ilerleyen saatlerini yaşarken hala doyamadığımız etkinliğin hiç bitmemesini diliyorduk.
Bazı etkinliklerde de yemeğe gittiğimizde “Bu yemeğin masrafını bu restoranın sahibi Bay Filanca üstlenmiştir. Çok teşekkür ederiz.” Diye başlayıp yarım saat şükranlar belirtiliyordu. O anda kendimi çok moralsiz hissediyordum. Sanki aç sefil sokakta kalmışım da bu hayırsever adam olmasa açlıktan ölecekmişim gibi… Elbette bu tarz büyük etkinlikler destekleyen kişi, kurum ve kuruluşlar olmadan düzenlenemez. Sponsor olan kişi veya kurumlar da adlarının geçmesini haklı olarak beklerler. Ayşe Hanım en güzelini yaptı. Ödül gecesinde sponsorlara ödüllerini ve takdir teşekkür belgelerini sundu. Olması gerektiği gibi onlar onore edilirken biz de böylece rencide olmadık. Bu husustaki inceliğini çok takdir ettim.
Otelimize döndüğümüzde çok yorgun ama huzurluyduk. Sabah erkenden kalktım. Kahvaltı dokuzdaydı. Mükellef bir kahvaltı ve tadına doyum olmayan şiir sohbetleriyle güne keyifli başlamıştım. Saat 10.00’da otelin Ihlara salonunda şiir dinletimiz başladı. Bu kez sunucumuz Kelami Akdemir Beyefendi idi. Dereceye girenler ödüllü şiirlerini okudular. Türkiye’nin dört köşesinden gelen güçlü kalemlerle bir arada olmak harika bir duyguydu. Ben de yarışmada mansiyon kazandığım “Kapadokya” adlı şiirimi okudum.
KAPADOKYA
Altmış bin sene önce lavlar ile oluşmuş,
Peri bacalarınla sihirsin Kapadokya.
Dünyadaki cennetle bu vadide buluşmuş,
Benzeri yazılmayan şiirsin Kapadokya.
Koruma altındaki on bir yerden birisin,
Ezelden ayaktasın, ebediyen dirisin,
Ahilik ocağının ilk toplanma yerisin.
Yüreklerde çağlayan nehirsin Kapadokya.
Beş ilden oluşursun birbiriyle barışık,
Niğde ile Aksaray, Kayseri ışık ışık
Nevşehir’le Kırşehir peri kızına âşık,
Bence bu bölgede baş şehirsin Kapadokya.
Güzelliği bahşetmiş esirgemeden Mevla,
Başları döndürürsün, yerli yabancı hala,
Gökyüzünden seyreder herkes seni ne ala
Yarınları bugünden görürsün Kapadokya.
Bağlarında yetişir doyulmaz tatta üzüm,
Efsanen, masalın çok ne desem yetmez sözüm,
Hünkâr Hacı Bektaş’la açıldı gönül gözüm,
Günden güne özümde büyürsün Kapadokya.
Kendisine sığınan insanları saklayan,
İyileri kollayıp kötüleri haklayan,
Adalet duygusuyla masumları aklayan,
Geçmişten geleceğe gurursun Kapadokya.
Pırıl pırıl parlıyor altından taç başında,
Bolluk bereket vardır ekmeğinde, aşında,
Ne sevdalar yazılı toprağında, taşında,
Yaşanmış bin bir aşkla yürürsün Kapadokya.
Ay ve yıldız dökülür saçlarına, yüzüne,
Bulutlar yarışırlar yatmak için dizine,
Çiçekler renk renk açar girmek için gözüne,
Bengi taş heybetinle mağrursun Kapadokya.
Rüyalar ülkesinin büyülü diyarısın,
Sanat ile kültürün ilelebet yarısın,
Dostluktan uzak olan kişinin ağyarısın,
Evrende gizeminle durursun Kapadokya.
HARİKA UFUK
Ayşe Paslanmaz Hanımefendi; şiirini okuyup kürsüden inen herkese katıldıkları için teşekkür belgesi ve kristal plaket ile kırmızı gonca güller armağan etti. Onları teker teker kutladı, teşekkür etti. Biz kazananlar kristal ödüllerimizi ve takdir belgelerimizi geceki törende aldığımız için sabahki etkinlikte katılım teşekkür belgesi ve güllerle yeniden tebrik edildik. Bu da çok nazik bir davranıştı. Kızım Sena Morkal gripliydi. Bu nedenle şiirini okuyamadı.
Fotoğraf sanatçıları Orhan Çınar Beyefendi, Nazende Süzer Hanımefendi ve Gürsel Gökçe Beyefendi Ankara’dan iştirak etmişlerdi. Etkinlik boyunca çok yoruldular. Yaşadığımız bu güzel anları fotoğraflarla kalıcı kıldıkları için binlerce kez teşekkür ederim.
Bugüne dek pek çok etkinliğe katıldım ama en çok keyif aldığım bu etkinlikti. Davetlilerin hepsi birbirlerinden değerli, hayata güzel bakan, kendileriyle ve dünyayla barışık, hoşgörülü














Saygıdeğer yazarımız ve Şaiiriçemiz Harika UFUK hanım yazınızı ve O güzel KAPADOKYA şiirinizi okudum çok güzel olmuş ve TAŞ ERİDİ şiirinizde çok mükemmeldi çok duygulandım Harika hanım kaleminize ve o güzel yüreğinize sağlık. Başarılarınız daim olsun saygılarımla esen kalın.
Emine Dönüş ÖZATAR