Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Yarın Çok Geç Olabilir!…


01 Nisan 2020 00:02

Yorum Yapılmamış

Doğmak ve ölmek kavramları yaşam döngüsünün bir parçası değil midir? Son zamanlarda medyada, dikkat ettiyseniz haberler doğum ve ölüm ilanları gibi. Ölüm korkusunu yayma için miydi tüm bunlar? Acaba bu durum salgına hazırlık mıydı? Bu dünyada onlarca salgın oldu ama hiçbir zaman tepki bu kadar çok olmadı. Yoksa bu kadar çok medya yoluyla pompalanıyor olması korku/endişe/panik havası yaratmak için mi? Yoksa şu anda büyük bir savaşın oyuncakları mıyız? Bu savaşın adı var mı bilmiyorum ama çok can yakacağı kesin…

Şöyle bir tarih kitaplarını karıştırdığımızda, “Yüzyılın Savaşı” diye nitelenenlerin bile yüz yüze vuruşma ile gelişmiş olduğunu görürüz. Daha düne kadar terör örgütleri yoluyla dünyayı dize getirmek isteyenler, ne olmuştur da bir virüs ile adeta yeni bir Dünya Savaşı çıkarmıştır? Kim bilir kaç yıldır hazırlık yapılıyordur bu savaş için? Var mı düşünen? Gerçi var evet. Türlü senaryolar anlatılıyor her gün farklı kanallardan. Peki hangisi doğru? Neden şimdi? Bu soruların yanıtı yok.

Hani derler ya “Güneş doğudan doğar” diye. Evet neredeyse dünya var olduğundan beri de bu böyledir. Ama acaba bu fiziksel bir doğa olayı mı? Anlatılmak istenen bu mu? Yoksa bu kültürel bir yayılımı mı anlatıyor? Şöyle bir tarihe baktığınızda kadim uygarlıkların hemen hepsi doğudadır. Ve batı evet daha da geliştirmiştir ama köklerini bunlardan almışlardır. Yani doğudan yayılmıştır dünyaya her şey. Kıyamet alametleri der ki “Güneş batıdan doğduğunda…” Fiziksel olarak bu mümkün mü, değil. O halde güneşi/kültürü batıdan yaymak isteyenler var. Ancak bu asla mümkün değildir. Bu anlamda her ne kadar unutulmuş gibi görünse de doğu insanlarının içinde bir yerde kadim bilgiler var ve bu bilgilerle baş etmek kolay değildir, olmayacaktır.

Biliyorsunuz geçenlerde sınır kapılarını açan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Doğu / Asya merkezli göçlerin batıya geçişine kapı açmış bulunmaktaydı. Bu göçün arkasında ise Sünni Müslüman olarak kendini tanımlayan bir kesim vardı. Kendi eliyle doğayı yok eden batı, bir taraftan sömürüp / kazancını yeniden sömürdüğüne satan batı, bugün sömürdüğü bir topluluğun tarih de görülmeyecek bir göç dalgasıyla karşı karşıya bırakılmıştı. Bu ise güneşi batıdan doğurmak isteyenlerin hoşuna gitmedi. Belki de bu virüs bunun sonucu olarak mı daha çok yayıldı?  Acaba insanlık bir kesimin idealleri uğruna kendi sonunu hazırlama savaşına mı girdi?

Bir de dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta daha var. Bu virüs ortaya çıktığından beri Kâbe, Mescit-i Aksa, hatta Vatikan bile kapısına kilit vurdu. Tüm dinlerde Tanrı inancı söz konusudur ve hepsi inanır ki “Tanrı’nın verdiği canı yalnız kendisi alır.” Peki madem bu inanç hepsinde var da nasıl bu kadar korkutulabildi bu kadar insan? Yoksa amaçlarından biri de dinleri yok etmek mi? Peki yıllardır Tanrı’nın dinlerine savaş açanlar bile nasıl bu virüsten korkup önlem alır duruma geldi?

İdeallerini hayata geçirme savaşına girmiş olanlar, biliniz ki gün gelecek bizleri bu virüsü bile mumla aratacak daha büyük felaketlere de kapı aralamış olacaklar. Farkında mıyız acaba? Henüz yaşanan sıcak bir olay var ve fark edemedik ama gelecek, felaket tellallığı yapmak da istemiyorum ama büyük felaketlere gebe. Bu salgın belki de bir uyarı niteliğinde hepimiz için…

Bu nedenledir ki ayakta kalmak isteyen uluslar, öncelikle bu virüsün arkasında gizlenenleri bulmalı ve özellikle amaçları tespit edilerek bu yönde önlem almaya başlanmalıdır. “Bu süreçten ne kazanırım?” şeklindeki kapitalist mantığı bir kenara itip önlem alınmaya başlanması gerekmektedir. Bu hem virüsü alt edebilmek hem de geleceği sağlam bir şekilde kurabilmek adına elzemdir.

Bu yazımda benim de kafamda olan pek çok soruyu sordum sizlere, yanıtlarını ancak ortak akılla çözeceğimiz… Ama bir soru daha; acaba ülkemde ortak akıl sistemini kurabilecek bir merkez var mı? Gerçek liyakat sahiplerini bir araya getirip bu ülke ve geleceği için çalışabilecek, sadece bu ülkeyi ve insanını düşünebilecek bir yönetime sahip miyiz? Umarım sahibizdir. Yoksa yarın çok çok geç olacak…

Türkiye Cumhuriyeti’nde toplu kıyımları hesap edenlerin şeytani fikirlerine karşı dirlik/birlik olma zamanı gelmiştir, geçmektedir. Karar verin artık…

Okunma Sayısı: 64
Kategori: Arzu KÖK

Yazarın Diğer Yazıları

Bitmeyen Senfoni

Yüz yıllardır susmayan bir senfoni duyuluyor… Maistro pek değişmiyor. Hatta hiç değişmiyor. Sadece iki üç...

Gençlerimiz!…

Birkaç orta yaşlı insan bir araya geldi mi başlıyorlar gençleri eleştirmeye. Gençleri eleştirmeye ne kadar...

Kızılay Meydanı ve Güvenpark

Bir kenti keşfetme ile ilgili ilk heyecanı, son tepeyi aşıp kenti yukarıdan gördüğümüz an hissederiz....

Evdeyiz!…

“Çocuklar inanın inanın çocuklar Güzel günler göreceğiz güneşli günler Motorları maviliklere süreceğiz Güzel günler göreceğiz...

Ders Alacak Mıyız?

Her çocuk bir devrimcidir özünde. Doğanın yasaları onunla tazelenir ve olgun insanların onlara karşı yüreği...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.