Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Yarı(m) Başkanlık İyidir -1-


24 Mayıs 2012 00:01

Yorum Yapılmamış

12 Nisan 2007’de Dönemin Genelkurmay başkanının bütün ‘azametiyle’ “Ben sözde değil, özde laik cumhurbaşkanı istiyorum” dediği günden birkaç gün sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi 11. Cumhurbaşkanını seçmek için oylamalara başlayacaktı.Cuntanın Büyükanıt üzerinden yaptığı bu “HÖT”ten dolayı bazı korkak siyasetçiler meclise girmeyince cumhurbaşkanlığı seçimleri netice vermemişti.

27 Nisan e-muhtırası/bildirisi cumhurbaşkanını TBMM’nin seçemeyeceği gerçeğini ortaya serdi ve bu duruma siyasetin çare bulması gerekiyordu. Ak Partinin “cumhurbaşkanı halk tarafından seçilsin” kararı ülkeye yepyeni bir ufuk açmıştı. Süreci biliyorsunuz; halk oylaması, yeni seçim süreci ve TBMM cumhurbaşkanını seçip “uzatmalı cumhurbaşkanı” A. Necdet Sezer Köşkü sn. Abdullah Gül’e bıraktı.

Aslında o tarihte yapılan “cumhurbaşkanını halk seçer” değişikliği bir nevi başkanlığa geçiş niyetineydi. Zira halkın seçtiği cumhurbaşkanı doğal olarak güçlü bir cumhurbaşkanıdır. 12 Eylül anayasasıyla cumhurbaşkanına verilen “yürütmenin ‘en’ başı” yetkisi” de gücüne güç katmaktadır.

Ama gerçek manada başkanlık tartışmaları çok önceden başlamıştı. Başkanlık sistemi daha önce rahmetli Turgut Özal tarafından dile getirilmiş ve oldukça tartışılmıştı. Özal ABD tipi tam bakanlık hayal ediyordu. 28 Şubat sonrası postmodern darbenin “sivil” mimarı S. Demirel de dönemin bulanık havasından yararlanıp bir kez daha seçilebilsin diye başkanlık sistemini dile getirmişti. Hayal ettiği sistem Fransa tip yarı başkanlıktı. Anlayacağımız başkanlık ilk kez Türkiye gündemine gelmiyor. Başkanlık veya yarı başkanlık daha önce birkaç defa tartışılmış ve kamuoyunun büyük bir kısmı bu tartışmalarda olumlu görüş belirtmişti.

Başkanlık sisteminin dört başı mamur şekli ABD’de iç savaşlar sonunda görülmüştü. Bu süreçte çok uzun ve çetin geçen tartışmalarla kabul görmüş, o dönemin karakterini taşımıştır başkanlık sistemi. Daha sonraları pek çok Latin Amerika ülkesinde ve 1900’lü yılların ortalarından sonra da içinde bulunduğumuz Ortadoğu ülkelerinde başkanlık sistemine geçilmişti. Başkanlık sistemleri halkın iradesini yansıtmaya yeterli gelmediği gibi tek bir versiyona da sahip değil. Sistem olarak en önemli istisnası Fransa’da onlarca yıllık kargaşanın ardından De Gaulle’ün verdiği büyük mücadele sonunda geçilen yarı başkanlık sistemidir.

Her başkanlık sisteminin demokrasi olmadığı gibi pek çok ülkede krallıktan devşirme başkanlıklar oluşa geldi. Gelişmemiş ve Orta Afrika’daki kabilelere dayalı ülkelerde başkanlığın halkın iradesini yansıtmadığı bilinen bir gerçek.

Bu sebeple Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu’daki başkanlık rejimlerinin diktatörlüğe dönüşmesi halkımızın zihninde başkanlıkla ilgili birtakım olumsuzluğa sebebiyet verebilir.

Bizde oluşacak olan kaygıların başında ‘başkan tekeli’nin oluşması endişesi gelmektedir. Zira mevcut parlamenter sistemimizde parti ve seçim yasası, lider tekelini oluşturmaya izin veriyor. Ancak başkanlık sisteminde bu durum tamamen ortadan kalkacak.

Siyasi istikrarsızlığın birbirine yakın ama birbirinden kopmuş siyasetçilerin kurdukları partilerden kaynaklı olduğu ülkemizde, başkanlık sistemi karakteri gereği bu dağılmışlığı ortadan kaldıracaktır.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi cumhurbaşkanının halk tarafında seçiliyor olması onu doğal olarak güçlü kılar. Bu yetkilerle halkın seçtiği cumhurbaşkanının başbakan ve hükümetle uyumlu olması oldukça zorlaşır. Eğer son 5 yılda bu sorun yaşanmıyorsa sayın cumhurbaşkanı ile sayın başbakanın uyumlu olmasına borçludur. Bugüne kadar farklı partilerden gelen Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında görülen ‘Çift başlılık’ sorunu yeni durumda (cumhurbaşkanının halk tarafından seçiliyor olmasından dolayı A. AY) daha da derinleşme istidadına sahiptir. Gül-Erdoğan ikilisi ideal bir uyum yakaladığı için bugün herhangi bir sorun yaşanmamaktadır, ama gelecekte farklı aktörler arasında bu uyumun yakalanamaması durumunda ciddi olumsuzluklar ortaya çıkabilir.” (Y. AKDOĞAN) Öyle olumsuzluklar ki devleti kilitleyecek boyutlara varabilir. Özellikle halk tarafından seçilen cumhurbaşkanının anayasadan aldığı yetkilerle hükümete sorun çıkarması her zaman mümkündür. Halk tarafından seçilmedikleri halde Özal-Yılmaz, Demirel-Çiller, Sezer-Ecevit ve Erdoğan arasındaki gerginliklerin neye yol açtığını hatırlıyoruz.

Bu konuda Türkiye’deki “erklerin ayrılığı” ile ilgili sıkıntıları da hatırlarsak bu güçte bir cumhurbaşkanı ile hükümetin ve dolayısıyla başbakanın muhtemel güç savaşları kaçınılmaz olur.

Konuya devam edeceğiz inşallah, Cuma günkü yazımızda…

 

Okunma Sayısı: 82
Kategori: Ahmet AY

Yazarın Diğer Yazıları

AB’nin ‘İRİNİ’ Akdeniz’e Aktı

Batı, BM tarafından Libya’nın tek meşru hükumeti olarak kabul edilen Serrac yönetimine karşı, ABD’de tutulan,...

Başkan Erdoğan’dan Kıbrıs Çıkarması

“Devletlerin dili” konusunda 1-2 yazı yazdığımı hatırlıyorum. Devletlerin dilinin bizim günlük konuştuğumuz dilden farklı olmadığını...

Biden’a Neden Sevindiler?

  Öncelikle kardeş Azerbaycan’ın mütecaviz ve işgalci Ermenistan’ı yenerek elde ettiği destansı zaferini kutluyorum. Allah...

“İslam’a Karşı Soğuk Savaş”

Millet olarak Avrupalı’da potansiyel olarak var olan ve özellikle belirli dönemlerde siyasiler tarafından körüklenip tedavüle...

Macron’un Aradığı Müslüman

Kendi din ve dindarına ihanet eden Hristiyan Batı medeniyeti, şimdi de İslam dinini kendi dinlerine...