Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Yağmur Yağar Gibi

GÜLİSTAN
Zeki ORDU

04 Mart 2011 00:00

Yorum Yapılmamış

Bir yazıya ancak bu kadar müdahale edilir… Geçen hafta “Bir Şehir Çelebisi: Recai Keskin” adlı yazıdan sonra gelen olumlu tepkilerden sonra; bir hafta sonraki yazının akışının değişeceğini tahmin edemezdim.

Şöyle bir baktığımda gördüğüm manzara şu ki, Recai Keskin için söylenen sözler bir iltifat değil, hatta hakkını teslim edemeyecek kadar noksan ifadelermiş.
Tanıyalı çok uzun zaman olmamasına rağmen, yakından dost olduğumuz arkadaşlarımızdan biri olan hocamızın ilçemizde çok sevilen kişilerden biri olması pek de tesadüf değil. Elbette her öğrenci -istisnalar hariç- öğretmenini sever ve ona saygı duyar. Bu tabii bir şeydir. Ancak bazıları ön plandadır. Recai Hoca da öyle.

Aynı dersi okutan çok kıymetli öğretmenlerimiz var. Burada konu Recai Bey olduğundan onun hakkında iki kelam etmek istiyoruz. Tabii gücümüz yettiği kadar.

Öncelikle mesleğine olan saygısı, talebelerine olan sevgisi, dostlarına olan samimiyeti ve gösterişsiz sade duruşu ile tek başına bir ekol. Onun okuttuğu talebelerden tanıdıklarımı dinledikçe acaba biz bunca yıl bazı şeyleri noksan mı yaptık diye düşünmüyor değilim. Bu cümleden olmak üzere ben bir meslektaş olarak Recai Bey’i kıskanmıyorum. Ben Recai Bey’in talebelerini kıskanıyorum bir öğretmen olarak. Niçin mi? Keşke benim de onun gibi bir edebiyat öğretmenim olsaydı diye…

Daha hakkında iki kelam yazar yazmaz, yazılı ve sözlü olarak tebrik ‘yağmur’una tutuldum. Tebrik konusu yazdığım yazı değil de yazdığım konu idi. Bazıları benimle yüz yüze görüştü bu hususta. Yazıları fotokopi sureti ile çıkardıkları suretlerini okulun muhtelif yerlerine asmaları elbette yazının konusundan kaynaklanıyordu. Bazılarının ise yazıya yorum yaparak destek oldular.Aslında bu yazı geçen haftanın devamı olması gerekirken, yakın ilgiden dolayı bu hale dönüştü. Elbette yazının devamını diğer okuyucuları sıkmamak için ileri bir tarihe bırakmak durumunda kaldım. Demir tavında dövülür misali günü gününe böyle bir yazıyı yazmaya tabiri caizse zorladılar beni. Onun için “Bir yazıya ancak bu kadar müdahale edilir…” cümlesi ile başladım yazıma.

Recai Bey “Şehir Mimarisini” konu alan yazısında gençlerin dahi dikkatini çekmesini bilmiştir. Belki bir asırlık mimari ve ona bağlı olarak kültürel değişimi kaleme alırken bu dikkati bu nesiller üzerine çekmek kolay değildi. Belki yaşımız itibariyle biz anlayabiliyorduk. “ ..avlu evlerimiz hani? Kapısında baylar için ayrı, bayanlar için ayrı kapı tokmağı bulunduracak kadar nazik bir milletin evleri şimdi misafirlere ‘din, dan, don’ sesleriyle açılıyor” derken ne kadar estetikten mahrum kaldığımızı hatırlatıyor bize. Bir öğrencisi ise belki bu satırları okuyunca “ biz insanların böyle durumları nasıl ele alacaklarını hep merak ederdim. Farkında olup da farkında olmaktan gelme kötü bir şey bu…” diye yazmış Mert adlı veya rumuzlu bir öğrencisi.

İşte bütün mesele bu. Yazdıklarının bir yerlere ulaşması. Nihayetinde ne kadar çok yere ulaşırsanız, arzu ettiğiniz şey o kadar gerçekleşir. Yoksa gerisi laftan ibaret olur ki hassasiyetini kaybetmiş bazı kişiler bu gibi hallerde ancak ‘edebiyat’ yapıyorsunuz derler.

Yine yazısının bir yerinde “… mahalle evlerinin mimarları da mühendisleri de yoktu. Ama bu mahalleleri kuran insanlarımızın akademik birikimleri olmasa da belli bir estetik anlayışları olduğu kesindir.” Şimdi hakikati dile getiren bu satırların yazarını ‘zarif, efendi kimse, şehir kültürüne hakim’ anlamlarını taşıyan bir sıfatla anmamın mübalağalı olduğunu düşünen var mı?

Edebiyatın ‘edep’ ve bedii’ gibi kavramları birden içine alması, ‘edebiyatçının’ da bunun gereklerini yerine getirmesi iki güzelliğin bir arada bulundurulması demektir ki, bu fevkalade bir haldir. Recai Bey yaptığı işin hem değerini, hem ağırlığını, hem mesuliyetini hem de bu üçünün bir arada bulunmasının kıymetini bilen değerli bir muallimdir. Kendisin uzun yıllar eğitim ve kültürümüze hizmet edeceğini bilmek, yarınlarımıza daha umutla bakmamı sağlıyor. Umarım bu azmi ve gayreti hiç eksilmez. Ondan daha uzun seneler istifade ederiz.

Arkadaşlığı, dostluğu, kapasitesi ve azmi bir arada bulunduran nadir insanlar vardır. İşte Recai Keskin bu nadir şahsiyetlerden biridir. Umarım talebeleri beni bağışlar. Bir hafta bekledikten sonra hakkında yazacakların bu muydu derlerse benim de bir cevabım olur elbet. Cevabım şudur ki benim sizin gibi edebiyat öğretmenim yoktu ve bu kadarı elimden geldi. Umarım sizler ileride hocanızı daha uygun cümleler ile kaleme alır, hem bir şahsiyeti yarınlara taşımış hem de vefalı davranmış olursunuz. Malum günümüzün eksikliklerinden birisi de vefasızlıktır.

Recai Bey’e çalışmalarından dolayı teşekkür eder, kendisini ve bütün öğrencilerini saygıyla selamlarım.

Sürç-i kalem ettikse affola…

Okunma Sayısı: 122
Kategori: Zeki ORDU

Yazarın Diğer Yazıları

Daşova’ya Gurbetten Mektup!…

Pek gıymatlı yegenim Hüsnü. Önce selam ider gözlerinden öperim. Daşova’da senden başka akrabam galmadı. Yengen...

Endoskopi

Çok kişinin duyduğu, hatta bazı yakınlarına uygulandığı,  teşhis yöntemlerinden biridir. Kısaca şöyle açıklanabilir: Sindirim sistemi...

Taşova’da Birleşen Kollar

Bazen alıp başınızı gitmek istersiniz. Hatta bazen gidersiniz de. Nelerle karşılaşacağınızı bilmeden. Sonra bilmediğiniz bir...

Nurcan Ateş

İnsanların farklı yerlerde, farklı mekânlardaki kişilerle nasıl tanıştığını hep merak ederim. Bir gün bir de...

Erme’yi En Çok Kimler Sever?

Sizce zor soru mu? Soru zor mu kolay mı bilmem ama sorulan kişin içinden geçirdiği...