Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Van Minut Dedim Lan! – I


17 Şubat 2009 01:00

Yorum Yapılmamış

Büyük Ortadoğu’nun Genişletilmiş Ortadoğu’ya dönüştüğü şu son birkaç yıl içerisinde kuşkusuz dünya gündemini işgal eden en önemli siyasi vaka Kasımpaşa’dan Davos’a uzanan Osmanlı tokadıdır.

Mübarek o ne tokattı öyle, bırakın Kasımpaşa’yı, tüm memlekette, memleketi bırakın tüm Arap Dünyasında, yahu ne Arap Dünyası, tüm İslam Âleminde müthiş bir ses getirdi. Hatta öyle ki ünü sınırları aşan tokat tüm dünyada müthiş bir coşku yarattı.

Eylemin kritiğine geçmeden önce eylemin bunca ses getirmesinin nedenine kısaca değinmek gerekir.

Türk başbakanının Davos’taki bu çıkışının tüm dünyada bu denli çalkantı yaratmasının birinci nedeni bu tavrın İsrail’den çok Amerika’ya hatta onun da ötesinde Siyonist felsefenin kontrolünde olduğuna inanılan sömürgeci kapitalizme yapılmış bir hareket olarak algılanmasıdır. Çünkü dünyanın tüm ezilen uluslarının acılarında Amerika’nın gerek doğrudan gerekse İsrail gibi biz zulüm ve şizofreni devletini yaratmış olmaktan dolayı parmağı vardır. Ayrıca Amerika’yı ve dolayısıyla tüm dünyayı yönetenin Siyonizm olduğuna olan yaygın kanaatten dolayı da bu çıkış/duruş/tokat herkes tarafından kendisi yapmış kadar içten bulunmuş ve kendi adına alınmış bir öç olarak algılanmıştır.

Ve bu davranış Müslüman olsun olmasın tüm geri bırakılmış ulusların yüreğinde bir genişleme yaratmış insanların “oh oldu, helal olsun” demelerine yol açmıştır.

Türk kamuoyuna gelince;

Bu olay, aklına estikçe aklını yumruğuna kurban eden Türk toplumunda zaman ve mekân ayrımı yapmaksızın gerçekleşen kahve muhabbetlerinin yüreklere su serpen en önemli konusudur.

Çünkü Türk Toplumu geçmişi yüzyıllar öncesine giden bir ezikliğin mirası altında ezilmektedir. 1950’ye kadar Avrupa tarafından temsil edilen Batı dünyası, Viyana’dan beri Türklere ve dolayısıyla İslam âlemine darbe üstüne darbe vuran daha sonrasında ise her türlü desise ile İslam coğrafyalarını yağmalayan bir medeniyet olarak tüm bu âlemin insanlarında izleri kolay silinmeyecek bir eziklik hissi yaratmıştır.

1950’den sonra ise Avrupalı devletlerin yerini alan ABD, o günden bu yana her gün biraz daha içselleşen ve derinleşen bir şekilde Türk toplumunda bir nefret odağı haline gelmiştir. Ancak Amerika’ya karşı olan bu nefreti artıran sebep, 11 Eylül 2001 sonrasında Amerika’nın Afganistan ve Irak’ta çizdiği kanlı tablodur. Fakat bu nefretin doruğunu oluşturan ve bu süreçte Türk vatandaşlarını en çok yaralayan olay ise 1 Mart 2003’te topraklarımızı yabancı asker kullanımına açma izni veren tezkerenin TBMM tarafından reddedilmesinin onur kırıcı bir rövanşı olarak Süleymaniye’de, Amerika’nın bağımsızlık günü yıldönümü olan 4 Temmuz 2004’te 11 Subayımızın başına çuval geçirilmesidir.

Türklerde fili kıçından avuçlayıp tanımlama hastalığı olduğu için bu olayın (Davos Tartışması) tartışılması sırasında ileri sürülen düşünceler tam da bizim fil tanımlama biçimimize uygun düşmektedir.

Hani bizde kahvelerde de “bi dakka lannn…” denir ya, başbakan da aldığı oyu hakkıyla temsil etme noktasında müthiş bir milleti temsil örneği göstermiştir.

Bir kere Türk toplumunun niteliklerinden bihaber aydınlar ve yorumcular aylardır boş yere bangır bangır bağırıyorlar.

Yok efendim bu hareket diplomasiye uymazmış, başbakan bizi böyle mi temsil edecekmiş, başbakan Arapların mı bizim mi başbakanımızmış, Türkiye’nin başbakanı böyle mi olurmuş? gibi bir sürü sitayiş ve kınama ifadesi.

Hayranım bizim aydınlardaki zekâya ve iyi niyet duygusuna.

İyi de sayın başbakan başka bir devletin başbakanı değil ki. Sayın başbakanımız karşısındakine verecek bir cevabı olmadığı zaman “bi dakka lannn…” diyen hatta hızını alamazsa karşısındakinin ağzının burnunu dağıtan insanlardan oluşan bir halkın başbakanıdır. Bu yazıda Türk toplumunun sosyolojik şeceresini çıkaracak halim yok ama yorumculara ve aydınlara tavsiyem odur ki kusuru başbakanda aramayın, çünkü vekilin görevi asılı hakkıyla ve aslına yakışır bir şekilde temsil etmektir.

Siz hangi hakla ve vasıfla halkını, halkına yakışır bir biçimde temsil etmiş bir başbakanı eleştiriyorsunuz ki. Bu noktada sayın başbakanın Türk toplumunun yapısıyla (kimyasıyla) en çok örtüşen başbakanımız olduğunu da belirtmek isterim.

Ben kendi bulunduğum ortamlarda “bi dakka lan…” deyip siz aydınların ve yorumcuların ağzının üstüne yumruğu patlatma arzusuyla tutuşan o kadar çok adam tanıyorum ki. Valla millet etinize aşeriyor haberiniz olsun. Benden söylemesi…

Bu yüzden başbakanı eleştirme densizliğine düşmektense ben de ezilmiş yüreğimin sesi olarak kocaman bir alkışı kalpten duygularımla arz ediyorum.

Devam Edecek…

Okunma Sayısı: 91
Kategori: Halil DAĞ

Yazarın Diğer Yazıları

Türk Rus İlişkilerinde Enerji Jeopolitiği

1986’da başlayan doğalgaz işbirliği ile Türkiye Rusya ilişkisi, 20. Yüzyılın sonlarından itibaren farklı şekiller almaya...

Bahçeli’nin Mübarek Elleri

Herkes neden bahsettiğimi hemen anlamıştır. Kurban Bayramı’nın bana göre iki temel klasiği var. Birincisini televizyonlar...

Gezi Sendromu ve Siyasette Ufuk Çizgisi Sorunu

Siyasetçiler çoğu zaman kendi varoluşlarını, kendi varlıklarına dayandırarak gerçekleştirme kapasitesinden yoksun oldukları için kendilerini kabul...

Gezi’nin Gençlerini Anlamak…

Gezi Eylemlerinin ilk başladığı günlere ait bir kaç, tekrar hatırlatmak için…Gezi Parkı, dünyada yeni bir...

Avrupa’da Sol’un Gerilemesi

İddialı ve heyecanlı “Tarihin Sonu” tezine sonradan demarş yaparak bizatihi kendisi son veren Fukuyama, yakın...