Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Türk Milli Eğitim Sistemi

VAHDET PENCERESİ
Atilla TURAN

09 Aralık 2016 00:02

Yorum Yapılmamış

Hıristiyan Ülkelerinin Okullarındaki Eğitim Felsefesi        

Daha önce kaleme aldığımız “Türkiye Üzerine Oynanan Oyunlar” başlığı altındaki yazımızda Ülkemiz üzerine iç ve dış güçlerin oynadığı oyunlardan bazı pasajlar sunulmuştu.

Avrupa  Devletleri yaklaşık üç yüz yıldan beri satın aldığı yerli işbirlikçilerle birlikte son İslam Devleti olan Osmanlı İmparatorluğunu yıkmış, Selçuklu Devletinin medeniyet geleneğini devam ettiren Osmanlı Devletinin yıkılışından sonra O’nun külleri üzerinde binlerce şehit ve gazilerimizin kanı, canı pahasına kurulan Türkiye Cumhuriyetini yıkmak için aynı güçlerin aynı sistem ve metotlarla halen çalışılmakta oldukları mesajını vermiştik. Dış düşmanların ülkemiz üzerinde ileri sürdükleri istek ve arzularını tahakkuk ettirebilmek için düşmanca, haince çalışmalarda bulunmaları anlaşılabilir belki. Çünkü düşman düşmanlığını, hainler hainliğini yapacaktır elbette.

Burada üzerinde durulması gereken ve en acı olanı ise, ülkemizin insanlarının vatanımıza hainlik yaparak düşmanlardan daha fazla zarar vermeleridir. Devletin okullarında, devletin  imkanlarıyla okuyarak, ülkemizin her türlü devlet kademelerinde görev almalarına rağmen nasıl oluyor da birer hain oluveriyorlar? Bu durumu sorgulamamız gerekmez mi? Bütün bu olumsuzlukların ana sebebi,

bize göre Milli Eğitim Sistemimizin Yerli ve Milli olmamasıydı.

Bu yazımızda eğitimin temelini meydana getiren ana unsurlardan biri olan Müfredat Programlarının yerli ve milli olması için nelerin yapılmasının gerektiği üzerinde duracağız.

Ülkemizde halen uygulanmakta olan müfredat programlarımızın durumunu incelemeden önce Almanya ve Belçika gibi bazı Avrupa ülkelerinde uygulanan okul müfredat programlarından özellikle de din derslerinin okullara konuluş felsefesinden kısaca bahsetmek istiyorum.

Sayın Yrd. Doç. Dr. İrfan Başkurt Bey, Almanya’da uzun yıllar kalarak ilk ve orta dereceli okullarında Dini Eğitim ve Öğretim müfredat programlarını inceleyerek yayınlamış olduğu  makalesinden bazı alıntıları birlikte gözden geçirelim.

     

Federal Almanya ve Belçika’da, Dini Eğitim ve Öğretim Anlayışı:

“&    Din, insan hayatının ayrılmaz bir parçası olduğundan dini eğitim ve öğretimine ihtiyaç    

         vardır.

 &    F.Almanya Anayasasıyla, dinin icrası teminat altına alınmıştır.

 &    Devlet, dini eğitim ve uygulamalarında kiliseyi tam yetkili kılmıştır.

 &    Devletin din eğitimini şekillendiren ana düşünce Devlet-Kilise ilişkisidir.

 &    Federal Almanya’da bulunan Kiliselerin Kuruluş Anayasasında:

      “Din eğitim ve öğretimi kilisenin tarihi, geleneksel ve esas görevleri arasındadır”   

&     Din eğitimi, insanların temel hakkı olup demokrasi gereği verilen hürriyetin bir parçası   

        olamaz”

Yukarıda verilen bilgilerden Almanya’da Dini Eğitim ve Öğretiminin temel felsefesi belirlendiği, kişinin temel hakkı olarak kabul edilen Dini Eğitiminin, devlet ve kilise anayasası ile teminat altına alındığı anlaşılmaktadır.

Doç. Dr. Mehmet Zeki Aydın’ın Belçika’da eğitim sistemi üzerine yazmış olduğu makalede; “Belçika’da İlk ve Ortaöğretimde Din ve Ahlak Eğitimi” hakkında geniş bilgi verilmiştir. Kısaca özetleyecek olursak:

&  “Belçika Anayasası; “Öğretim serbesttir. Her türlü kısıtlayıcı önlem yasaktır.

&    Belçika halkı, kuvvetli ve dinamik bir Katolik kültür mirasına sahip olduğundan   

       eğitimde kilisenin büyük etkisi vardır.

&    Bir öğretim yılında 41 günlük tatili bulunan Belçika’da bu tatilin sadece bir günü milli  

       tatil olup, 40 günü ise  dini günlerle ilgili tatil yapılmaktadır.

&     Eğitimin amacı, Öğrencilere Hıristiyan dünyasının kültür ve tarihinde bir olgu olan

        Hıristiyanlığı göstermek ve keşfettirmektir.

&     Derslere dua ile başlanır. Öğrenciler Kiliseye götürülür, ayinlere katılmaları sağlanır.

&     Katolik yüksek okul ve üniversitelerde de din dersleri seçmeli ders olarak okutulur”.

Her iki ülkede de anasınıflarından başlayarak üniversitelere kadar uzanan eğitim sistemi içinde Dini Eğitim ve Öğretime aşırı derecede önem verildiği görülmektedir.Geleceklerini temsil edecek olan öğrencilerine, Dini metinleri tanıtmak; kilise inancını anlayıp açıklamalarını sağlamak; Hıristiyan hayatını oluşturan ana değerleri göstermek; sorumlu birer Hıristiyan olarak yetişip Hıristiyan vatandaşı olarak davranmalarını sağlayacak temel bilgileri vermek olduğu açıkça görülmektedir..

Batı dünyasında bulunan bilginleri, tevhit inancından uzaklaştıklarından dolayı materyalist felsefeyi, batıl inanış ve görüşlerini, tabii ilimlere yansıtarak sadece akla dayalı eserler vermişlerdir.

Ülkemizin Milli Eğitim ve Öğretim sistemimizi belirleyen eğitimciler batının etkisiyle laiklik ilkesini esas alarak din eğitimine önem vermemişlerdir. Batı devletlerinin dini eğitimi temel alıp ilköğretimden üniversiteye kadar bütün okullarında din derslerini temel ders olarak kabul etmelerine rağmen, bizim eğitim sistemimiz içinde dini eğitim dikkate alınmamıştır.

Türk Milli Eğitiminin Genel Amaçları:

 (Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 2. Maddesi)

“Türk Milletinin bütün fertlerini Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, Türk Milletinin milli, ahlaki, insanı, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını seven ve daima yüceltmeye çalışan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmektir” der.

Belirlenen bu amaçlara ait yorumu siz okuyucularıma bırakıyorum. Ancak son altmış yıllık geçmişimize kısaca bir göz atarak neleri yaşadığımıza bir bakalım.

1950 yılında bir parti, yapılan genel seçim sonucunda büyük bir halk oyuyla iktidara taşınır. Bu parti yalnız başına üç seçim sonucunda da iktidara gelir. Başbakanı Adnan Menderes,

Rusya ile anlaşmak ister, İMF’nin, yıllardan beri birikmiş olan borçlarını öder, ilişiğini keser. Türkçe okunan ezanı aslına çevirir. Ülke de kalkınma hareketleri hızla başlar. Bu yerli ve milli gayretlerin dış güçlerin ve onların maşası olan yerli birilerinin işine gelmediği için bu yükseliş hareketinin önünün kesilmesi için derhal düğmeye basılır.

 

“Elin oğlu okur atomu böler. Bizimkiler okur vatanı böler”.

Üniversite öğrencileri sokaklara dökülür, bir öğrenci başbakan Adnan Menderes’in yakasına yapışarak “hürriyet istiyoruz, demokrasi istiyoruz” diye bağırır. Halkın büyük çoğunlukla seçtiği başbakanın yakasına yapışmak! Nasıl hürriyet, demokrasi isteniyorsa! Geleceğimizi emanet edeceğimiz öğrenciler cadde ve sokakları savaş alanına çevirir. Özel eğitim görmek için A.B.D.’ne gönderdiğimiz seçkin subaylarımız, eğitimlerini tamamlayıp yurda döner. Bu subaylar 1960 yılında öğrencilerle, bazı aydınlarla birlikte ihtilal yaparak demokrasiyi katletder, özel görevlendirilen hakim ve savcılar, milletin sevgilisi haline gelen, ülkeyi kalkındırmak üzere yurtta seferberlik ilan eden başbakanı- Menderes’i- ve arkadaşlarını idam, binlerce masun insanı zelil ve perişan ederler. Sonuç ortada. Bütün milletin hayalleri, umutları, güvenleri, gelecekleri darağacında son bulur Bugünlerde “Tarafsız yargı istiyoruz” diyenlerin kulakları çınlasın!

Daha sonraki yıllarda Demirel bilmem kaç defa başbakanlığa getirilip götürülür, Özal zehirlenerek öldürülür, Erbakan siyasi linç edilerek görevden uzaklaştırılır.

Hakimiyet “kayıtsız, şartsız milletindir” diyen Cumhuriyetimizin kurucusu M. Kemal Atatürk’ün sözde “adına” askerlerimiz 50 sene içinde onlarca defa darbe yaparak Milletin seçtiği yöneticilerini zindanlara tıkamıştır.

Seksenli yıllarda göz bebeğimiz olarak üzerlerine titrediğimiz canımızın parçası, ciğer pare geçliğimiz “izimler” adına ikiye bölünerek on binlerce öğrenci birbirlerini katletmiştir.

Son yıllarda da öğrenci, aydın ve siyasilerden bazılarını kullanarak aynı oyunu oynadıklarına yakın geçmişte birlikte şahit olduk. Bu sefer oyun din simsarları üzerinden yapılarak, pırıl pırıl gençlerimizi din adına avladılar. Bu milletin yardım ve himmet paralarıyla okuyup belli mevkilere gelenler; vatan haini fetö’nin emriyle bin bir zorlukla milletimiz tarafından alınan silahları, savaş uçaklarını, tankları, helikopterleri milletine karşı kullanarak 240 vatan evladını şehit ettiler, binlerce kadın, erkek, çocuk yaşlı demeden haince yaraladılar. Halkımızın seçtiği Cumhur Başkanını ortadan kaldırmak için harekete geçtiler. Modern silahlarla ve seçkin birlikleriyle kaldığı oteli saatlerce bombalayarak orada bulunan görevlileri hunharca şehit ettiler.

15 Temmuz 2016 tarihi bir milattır. Halkın dirilişinin, yönetime el koyuşunun başlangıcı.Tıpkı Fransız ihtilalı gibi… En son yapılan bu darbe hareketine karşı, vatanını seven milletimizin büyük bir çoğunluğu sokaklara dökülerek vatanına, hürriyetine, demokrasisine sahip çıkarak işgal edilen caddeleri asilerden bir bir temizlerken; bazıları isyanın başarıya ulaşması için evlerinde oturup ellerini ovuşturup dururlar.

Yukarıda kısaca verilen örnek olaylarla ilgili olarak ciltler dolusu eserler yazılmıştır, yazılacaktır da. Peki burada bilinen bu gerçekleri tekrarlamamızın sebebi ne?

Bütün bu olumsuzluklar gösteriyor ki, Milli Eğitim amaçlarımız ve sistemimiz millettin arzuladığı yerli ve milli nesilleri yetiştirememiş, aksine milletinden kopmuş dünya vatandaşı insanlar yetiştirmiştir.

Bu millet, artık çocuklarının din istismarcılarına, çeşitli teröristlere, nihilizm, pozitivizm, materyalizm, realizm, modernizm, satanizm gibi izimlere yem olmasını, onların ağlarına düşmesini istemiyor, İstemiyoruz. Artık yeter diyoruz.

Bütün okullarımızın müfredat programları, Yüce Yaratıcının yarattıklarının okunmasıyla ilgili bilim adına verilen bilgiler, İslam inancına göre değil, tamamen batının seküler inancına göre hazırlanarak genç dimağlara sunulmuştur. Okullarımızın bütün kademelerinde, öğrencinin ilgi, alaka ve yetenekleri dikkate alınmamış, verilen gereksiz bilgilerle yıllarca havanda su dövülmüştür. Bu maddeci; kültürüne ve tarihine, milli ve manevi değerlerine yabancı; baskıcı, jakoben, maddeci eğitim sistemine göre yetişen aydınlarımızın ihanetleri, vatan hainlikleri ortadadır.

Bu kopyacı, ilmi özellikleri tartışılan, yerli ve milli olmayan eğitim sistemimiz çökmüştür. En kısa süre içinde bu eğitim sistemi Yerli ve Milli hale getirilmelidir. Aksi takdirde geleceğimizin teminatı, varlığımızı garantisi olan biricik evlatlarımızı, ya uydurma din cambazlarına, ya da herhangi bir izim adına kurban vermeye devam edeceğiz.

Türkiye’ye Bunca Saldırı Niçin Yapılır?

Ülkemize bütün haçlıların, haçlı zihniyetine sahip olan  düşmanların saldırmalarının sebeplerini bilmeden vatanımızı savunmamız mümkün görülmemektedir.

Anadolu’nun özellikle de İstanbul’un stratejik ve jeopolitik önemine binaen, İstanbul’un gelecekte tarih sahnesinde oynayacağı rolü gören Alemlere Rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz(s.a.v.), “ Kostantiniyye elbet bir gün fethedilecektir. O’nu fetheden komutan ne güzel komutan, O’nu fetheden asker ne güzel askerdir” buyurarak İstanbul’un önemine dikkat çektiğinden bütün Müslümanlar bu kutlu müjdeye nail olabilmek için batıya, İstanbul’a doğru bir nehir gibi akmış, akmış, akmışlardır.

Eyüp Sultan Hazretlerinin seksen yaşında olmasına rağmen İstanbul’un surları dibine kadar gelerek orada şehit olması; Ahmet Yesevi hazretlerinin bütün alp erenlerini “Ruma Revan ol” emriyle Semerkant’tan Anadolu’ya yollaması; Alp Aslan’ın Anadolu’ya sefer eylemesi; ağabeyleri Halep kapılarından doğuya doğru gitmelerine rağmen Ertuğrul Gazi’nin batıya doğru yönelmesi;

İstanbul’un Araplar ve Osmanlılar tarafından defalarca kuşatılması bu kutlu emre nail olabilmek içindi. İstanbul’un  fethini Rabbim henüz 22 yaşında olan Mehmet Han’a nasip etmiştir. “Fetih Süresin’den” ilham alınarak Mehmet Hana “Fatih” unvanı milletimiz tarafından verilmiştir.

Bir İslam Cihan Devleti olan Osmanlı İmparatorluğu, asırlar boyunca İslam’ın bayraktarlığını yaparak dünyaya barışı, adaleti, güveni, huzuru ve İslam’ın hoş görüşünü yaymış, İstanbul’u bergüzar yapmıştır. Osmanlı Devleti tarih sahnesinden çekildikten sonra da bir kutsal emanet şehri olan İstanbul’un kıyamete kadar korunması görevi Türkiye Cumhuriyeti Devletine yani biz Müslümanlara verilmiştir. İslam’a sahip çıkıp Müslüman’ca yaşayabildiğimiz sürece bütün cihan bir araya gelse emanete kimse dokunamayacaktır inşallah.

İstanbul – Anadolu İslam dünyasının hatta üç kıtanın kilit taşıdır. Kilit taşını eline geçiren dünyaya hükmedecektir. İşte bunun için iç ve dış düşmanların olanca güçleriyle ülkemize saldırmalarının ana sebebi budur.

Öyleyse bu vatanda özgürce, bir ve bütün olarak yaşayıp sonsuza kadar iri ve diri kalabilmek için ne yapmalıyız?

Süleyman Şah, Eşi Hayma Ana’ya ve oğlu Ertuğrul Gaziye nasihat ederken üç tane  emanet verir. Verilen emanetler, Kur’an-ı  Kerim, Sancak ve Kılıçtır. O Büyük Şah der ki; “Oğul!

Kur’an-ı Kerim; bulunduğu her yer vatanımızdır. Sancak; dalgalandığı her yer özgürce yaşanılacak yurttur. Kılıç; Kur’an-ı Kerim’i ve sancağı koruyacak güçtür, kuvvettir. Bunlardan sadece birini kaybederseniz her şeyinizi kaybedersiniz, sakın unutmayın, unutturmayın” Buyurur. Günümüzde bu üç emanetten hangilerine tam anlamıyla  sahip çıkabilmişmiyiz acaba ?

Geleceğimizi emanet edeceğimiz yavrularımızı kendi medeniyetimiz, öz değerlerimiz, kültürümüz dikkate alınarak, geleneklerimize bağlı; çağı okuyabilen, niçin, neden sorularını sorabilen, sorgulayan, vatanını milletini seven, aklını, imanını kullanabilen, özgüvenli, bilim aşığı gençler olarak yetiştirmek zorundayız. Aksi takdirde yukarıda uzun uzadıya açıklamak zorunda kaldığımız olaylarda olduğu gibi, bin bir emekle yetiştirdiğimiz askerlerimiz, siyasilerimiz,    aydınlarımız, emniyetçilerimiz, yargıçlarımız, imamlarımız tarafından arkadan hançerlenecek, gökten yağdırılan bombaların, kurşunların altında şehit edileceğiz. Bunun için Eğitim sistemimize bir çeki düzen vermek birinci önceliğimiz olmalıdır.

Eğitim ve Öğretim Sistemimizin Yerli ve Millileştirilmesi,

Eğitim sistemimiz yerli ve milli hale getirilirken acilen ele alınacak konu, müfredat programlarının millileştirilmesidir. Programlar yenilenirken kadim medeniyetimizin temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnet esasları dikkate alınmalıdır. İslam Medeniyetinin temelini şekillendiren ana unsur ilimdir. Pozitif ilimleri olarak da vasıflandırılan Kainat Kitabını okurken; Kainat ve İnsanın yaratılış amacını kavrayabilmek, hikmet ve nimetleri daha iyi anlayabilmek, tefekkür edebilmek, Yaradan’ın yarattıklarındaki incelikleri düşünüp, sorgulayıp, bunlardan ibret alabilecek zihinler yetiştirmek olmalıdır. Bunun için programlarımız yerli, milli olmalı; kadim kültürümüze uygun hale getirilmelidir.

O Halde Ne Yapılmalı?

Din insan hayatının ayrılmaz bir parçası, insan fıtratının temel yapısıdır. Devletimizin, din eğitim ve öğretimini temel bir hak olarak kabul edip bu görevi eksiksiz olarak yerine getirmesi zaruridir. Bütün okullarımızın müfredat programlarında ağırlıklı olarak din eğitim ve öğretimine

gerekli önem verilerek programlar kadim medeniyetimize göre yeniden düzenlenerek,  derhal uygulamaya konulmalıdır.

Yeni Müfredat Programları Düzenlenirken:

1- Din Derslerine ait Müfredat Programları,

2-Diğer temel (Türkçe, Fen ve Sosyal Bilimler) derslere ait Müfredat Programları olarak ele alınmalıdır.

1- Din Derlerine Ait Müfredat Programları.

Din eğitimi anayasal güvence altına alınmalıdır. Din insanların temel hakkı olup bir demokrasi gereği olarak kabul edilemez. Din eğitimi devletin lütfedip vatandaşa vereceği bir hürriyet kavramı değildir.

İlköğretim 1. kademe yani ilk dört yıllık ilkokullarımızda temel dersler arasına, Din Eğitimi Dersleri alınmalıdır.

Programlar hazırlanırken;

  1. a) Haftada 6 ders saati Din Eğitim Dersi konulmalı.
  2. b) Derslerde akademik bilgi yerine din eğitimi yapılmalıdır. İman, ibadet şekillerini belirlemekte olduğundan iman ve ibadetlere ait kavramlar hissedilerek, duyularak, yaşanılarak verilmelidir.

Çünkü, dini inanç ve anlayışlar, insanın yaşantısını, düşünce ve davranışlarını  belirlediğinden

çok önemlidir.

  1. c) Ders konuları yaş grupları dikkate alınarak Kur’an ve Sünnet merkezli, Kur’an Okuma Dersleri dahil olmak üzere İslam’ın temel kavramları yaşayarak öğretilmeli.
  2. d) Batı hayranlığının önüne geçebilmek, öğrencilere öz güven aşılayabilmek için Müslümanlığı Hıristiyanlıktan ayıran temel kavramlar örnekleriyle birlikte sunulmalı. Adanmışlık duygusu aşılanmalı.

 

  1. e) Türk ve Müslüman alimlerimizden örnekler verilerek ecdadımızın yetiştirdiği alimlerimizi tanıtıp batının dayattığı materyalist ve ateist bilginlerin tasallutlarından kurtarılmalı.
  2. f) At sırtında doğup huduttan hududa koşturulan bayrakların gölgesinde İlay-ı Kelimetullah

uğrunda şahadet şerbeti içen alp erenlerin en az bin yıldan beri ortaya koyduğu, dantel dantel

işlediği şanlı Kadim Tarihimizin ortaya koyduğu medeniyetimizi tanıtmalı. Bizi biz yapan

bütün değerlerimizi yaşatarak geleceğimizin teminatı olan neslimizi yetiştirmeliyiz

  1. g) Cuma günü, Cuma saatinde öğrenciler öğretmenleri ile birlikte Cuma namazını kılmak üzere camiye götürülerek Cuma namazını cemaatle birlikte eda etmeleri sağlanmalı. Dini bayram ve dini törenlere, kandil kutlamalarına katılmaları sağlanarak dinimizin özellikleri bizzat

yaşatılarak verilmeli. “Tıpkı Hıristiyan ve Yahudi din adamlarının yaptığı gibi”. Din duygusu, ruh  gelişimi ve ruh sağlığı açısından da önemli olduğu gibi milleti millet yapan özümüzü verdiği unutulmamalı. İnsanımızın bugün ruhi bunalımlarının temelinde dini cehalet yatmıyor mu?

  1. h) Filimler, diziler, kasetler ve kitaplarla bu bilgiler pekiştirilmelidir.
  2. g) İlköğretim birinci kademede mutlaka normal öğretim yapılarak çift öğretimden vaz geçilmeli. Sınıf mevcutları 16 öğrenciyi geçmemeli. Öğretmen olarak okullara atanan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenlerinin dışında; en az İmam Hatip Okulu ile İlahiyat  

Fakültesinden mezun olan imamlar, müftülüklerde görevli bulunanlar, müftü ve müftü   yardımcıları haftada 12 saat bu okullarda mecburi olarak ders vermek mecburiyetinde tutulmalı. Böyle bir seferberliği birlikte başlatmak zorundayız. Vatanını seven herkes bu seferberliğe katılmalı ve  katkı  sunmalı.

 

2-Sosyal ve Fen Bilimleri Derslerinin Programları 

Diğer temel dersler işlenirken konulara göre din eğitimi dersleriyle irtibat kurulmalıdır.

Bütün derslerin ana gayesi, öğrencilerin kendi milletini tanımayı, dünya ve hayatı anlamayı öğretmektedir. Temel derslerde konuların işlenişi farklı olmasına rağmen hedef, okulda elde edecekleri bilgi ve tecrübeyle hayata atılmalarına yol açacağından dini eğitimle irtibat kurulmalıdır. Dersler arasında sağlanacak birliktelik elbette eğitimi daha verimli hale getirilecektir.

Şu anda Fen ve Sosyal bilgiler derslerinde yaratılış konuları işlenirken materyalistlerin belirttiği gibi doğal olayların tesadüfi olarak meydana geldiği anlatılmaktadır. Bugüne kadar bu safsatalarla çocuklarımızın beyinleri yıkanarak yavrularımızı vatana yabancı, vatana haini insanlar yetiştirdik. Ne yazık !

Üç yüz yıldan beridir “Yaradan’ın adıyla oku!” emrini unutmuş, “İlim, bilgi isterseniz Kur’a -nı  Kerim’i karıştırın, O’nu inceleyin. Çünkü evvelin ve ahirin ilmi ondadır” diye ilmin yolunu gösteren Hadisi Şeriften bahseden bir cümle bulamazsınız ders kitaplarımızın hiç birinde. Çünkü batının fikir kölesi olmuştuk batılı olup modernleşeceğiz diye.

İşte bunun için yaratılan her varlığa saygı ile bakmayı öğretemedik, öğrenemedik.

Okullarımızın bütün kademelerinde okutulan materyalist, Marksist, pozitivist teorileri ile hazırlanan ders konuları tekrar gözden geçirilerek, medeniyetimize ters düşen, hayatımızda hiçbir işe yaramayan sözde akademik bilgilerden temizlenmelidir. Eğitim ve öğretim özümüzü, kadim medeniyetimizin temel unsurlarını, Yaradan’ı ve Hz. Peygamber’imizi esas alacak şekilde vahiy esaslarına dayalı programlar yapılmalıdır. Niçin, Neden, Nasıl sorularını sorabilen altın nesilleri; özlemini duyduğumuz “Asımın Neslini”  yetiştirebilmemiz için öze dönmek zorundayız.

Kurtuluşumuz yerli ve milli eğitimde, öz benliğimizde yatmaktadır.

İslam dinini temel alan,  kainat kitabını okumak için gecesini gündüzüne katabilen, bilim aşığı, sanayi ve tekniğe teşne nesilleri yetiştirebilmek için gayret gösterenlere selam olsun. 30.11.2016

Okunma Sayısı: 152
Kategori: Atilla TURAN

Yazarın Diğer Yazıları

Dünya Kadınlar Günü Kutlanırken

Dünya Kadınlar Günü Kutlanırken Dünya Kadınlar Gününün Kutlanması: 8 Mart 1875 tarihinde New York kentinde...

Mevlid-i Nebi Kandilini Kutlarken

Esselatu vesselamu aleyke ya Rasulalah! Bu gece, Yüce Allah’ın(c.c.) alemlere rahmet olarak gönderdiği iki cihanın...

Başlangıç Meridyeni İstanbul’dan Geçerdi

Kayıp Medeniyetin İzleri Eski Türkiye haritaları incelendiği zaman, dünyayı doğu ve batı yarı küre diye...

TarihinTekerrür Etmemesi İçin Tarihi İyi Okumalıyız

Tarih boyunca güçlüler her zaman güçleri ve kuru gürültüleriyle güçsüzleri korkutup baskı altında tutup vesayetle...

Siyonist Haçlıların, İslamiyeti Bitirme Planları

 “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin…. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.