Türkiye, yıllardır terörün ağır bedelini ödedi. Nice ocaklara ateş düştü, nice gençlerimiz toprağa verildi, nice aileler evlatlarının yolunu gözledi. Şimdi ise yılların acılarını geride bırakmak ve geleceğe daha güçlü bakmak için önümüzde önemli bir fırsat bulunuyor.
Ben bu sürece yalnızca Meclis’te yapılan bir oylama olarak bakmıyorum.
Çünkü mesele bundan çok daha büyük.
Mesele, Türkiye’nin terörün gölgesinden çıkıp kardeşliğin, huzurun ve ortak geleceğin ışığında yürümesidir.
TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, “Terörsüz Türkiye” sürecinin önemli adımlarından biri olarak öne çıkıyor.
Verilen bilgilere göre teklif, 468 kabul, 88 ret ve 6 çekimser oyla kabul edildi.
Fakat benim için asıl önemli olan yalnızca bu rakamlar değil.
Asıl önemli olan, Türkiye’nin kendi meselelerini kendi Meclis’inde konuşabilmesi ve geleceğine ilişkin bir irade ortaya koyabilmesidir.
Bu süreçte siyasi partilerin tutumları da birbirinden farklı oldu. Verilen bilgilere göre AK Parti, MHP, DEM Parti, HÜDA PAR ve Yeni Yol Partisi sürece destek veren siyasi aktörler arasında yer aldı. CHP yönetim düzeyinde destek verirken milletvekillerine serbestlik tanıdı.
Yeni Parti de milletvekillerini serbest bırakan bir tutum sergiledi.
Saadet Partisi sürece belirli şartlarla destek yaklaşımı ortaya koyarken, Yeniden Refah Partisi çekimser kaldı. İYİ Parti ise düzenlemeye karşı çıkarak “hayır” yönünde tutum aldı.
Burada önemli olan, bütün siyasi partilerin aynı düşünmesi değildir.
Demokrasi zaten bunu gerektirmez.
Farklı görüşler olacak, farklı değerlendirmeler yapılacak, eleştiriler dile getirilecek.
Ancak bütün bu farklılıkların üzerinde Türkiye’nin ortak geleceği bulunmalıdır.
Benim gönlümden geçen de tam olarak budur:
Siyasi tartışmaların sonunda kazanan Türkiye olsun.
Terörsüz Türkiye denildiğinde meseleyi yalnızca güvenlik başlığı altında değerlendirmek bana göre eksik kalır.
Terörsüz Türkiye demek, bir annenin çocuğunu geleceğe daha güvenli gönderebilmesi demektir.
Terörsüz Türkiye demek, gençlerin başka şehirlerde veya başka ülkelerde gelecek aramak zorunda kalmadan kendi memleketlerinde umut bulabilmesi demektir.
Terörsüz Türkiye demek, yatırımcının güven duyması, üretimin artması, turizmin gelişmesi ve bölgesel kalkınmanın hız kazanması demektir.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun potansiyelini düşünün.
Tarım var.
Turizm var.
Ticaret var.
Genç ve dinamik bir nüfus var.
Üretim için büyük imkânlar var.
Huzurun kalıcı hâle gelmesiyle bu potansiyelin daha güçlü değerlendirilmesi mümkün olabilir.
O zaman kazanacak olan yalnızca bir bölge değildir.
Kazanacak olan Türkiye’nin tamamıdır.
Yıllarca çocuklarımıza terörün acılarını anlattık.
Şimdi onlara başka bir Türkiye hikâyesi anlatmanın zamanı gelmeli.
Bilim insanlarının yetiştiği, teknolojinin üretildiği, fabrikaların çalıştığı, turizmin geliştiği, gençlerin hayal kurmaktan korkmadığı bir Türkiye…
Benim özlediğim Türkiye işte budur.
Bunun için geçmişin acılarını unutmadan geleceğin huzurunu inşa etmek zorundayız.
Çünkü geçmişi unutmak başka, geçmişten ders çıkarmak başkadır.
Biz acılarımızı unutmayacağız.
Ama acılarımızın çocuklarımızın geleceğini belirlemesine de izin vermemeliyiz.
Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, farklı şehirleri ve farklı kültürleriyle bu ülke hepimizin.
Bizi güçlü yapan şey aynı düşünmemiz değil; farklılıklarımızla birlikte yaşayabilmemizdir.
Birimizin huzuru diğerinden bağımsız değildir.
Birimizin ekonomik refahı diğerinin refahından ayrı değildir.
Bir annenin gözyaşının doğuda ya da batıda olması acının rengini değiştirmez.
O nedenle artık birbirimize daha fazla kardeşlik borçluyuz.
Siyasetçiler tartışabilir.
Partiler farklı görüşler savunabilir.
Ama millet olarak ortak bir noktada buluşabiliriz:
Türkiye’nin huzuru.
Bir kanunun kabul edilmesi elbette önemlidir.
Ama asıl mesele bundan sonra başlıyor.
Bu sürecin kalıcı bir toplumsal huzura dönüşmesi için hukuk, devlet güvenliği, şeffaflık ve milletin hassasiyetleri birlikte gözetilmelidir.
Terörle mücadelede elde edilen güvenlik kazanımları korunurken, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi de ihmal edilmemelidir.
Çünkü kalıcı başarı, sadece bugünün kararını almakla değil, yarının güvenini kazanmakla mümkündür.
Benim beklentim açık:
Devlet güçlü olsun, hukuk güçlü olsun, milletin kardeşliği daha da güçlü olsun.
Peki bu sürecin sonunda kim kazanacak?
Bir parti mi?
Bir siyasetçi mi?
Bir siyasi anlayış mı?
Hayır.
Benim dileğim çok daha büyük:
Kazanan Türkiye olsun.
Kazanan Diyarbakır’daki genç olsun.
Kazanan İzmir’deki genç olsun.
Kazanan Şanlıurfa’daki çiftçi olsun.
Kazanan İstanbul’daki işçi olsun.
Kazanan Türkiye’nin dört bir yanındaki anne ve babalar olsun.
Çünkü bu ülke hepimizin.
Terörsüz Türkiye’nin gerçek anlamı da burada yatıyor.
Silahların ve korkunun yerine huzurun gelmesi…
Ayrışmanın yerine kardeşliğin güçlenmesi…
Kaygının yerine umudun büyümesi…
Ve Türkiye’nin enerjisini kendi içindeki sorunlara değil, geleceğin büyük hedeflerine yöneltebilmesi…
Ben artık çocuklarımıza korkuların mirasını değil, umutların mirasını bırakmak istiyorum.
Bunun yolu kolay olmayabilir.
Fakat Türkiye, zor yolları aşabilecek kadar güçlü bir ülkedir.
Yeter ki ortak geleceğimizi birbirimizden üstün görmeyelim.
Yeter ki birbirimizi düşman değil, aynı ülkenin evladı olarak görelim.
Yeter ki Türkiye’nin huzurunu günlük siyasi hesapların üzerinde tutabilelim.
Çünkü sonunda mesele hepimizin ortak meselesidir.
Terörsüz Türkiye, güçlü Türkiye’dir.
Kardeşlik kazanırsa Türkiye kazanır.
Ve artık sıra, yılların acılarından ders çıkarıp geleceğin Türkiye’sini birlikte inşa etmektedir.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84















