Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Siyonist Haçlıların, İslamiyeti Bitirme Planları

VAHDET PENCERESİ
Atilla TURAN

08 Nisan 2017 00:02

Yorum Yapılmamış

 “Ey iman edenler!

Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin…. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardan sayılır. Allah ise, zalim kavmi doğru yola çıkarmaz”  ( Maide Süresi-51.Ayet) 

İlahi Emri kimler dikkate alıp anlamını kavrayabiliyor acaba?   Batılılar, yüzyıllardan beridir İMEFE yoluyla borç verip kendi arzularına göre vesayetle yönettikleri Türkiye, uyanıp ayağa kalkmaya çalışınca kızılca kıyametler koparmaya başladılar.Bütün Hıristiyan Dünyasının İslam’ı yok etme planlarından bazıları “Siyonist Haçlıların, Türklerin Şahsında İslamiyet’i Bitirme Planları” başlığı altında verilecektir.

a) Senatör Yahudi Mansur’un Türkleri Kızılderililerden beter yapacağını belirten Raporu:Siyonist Yahudi Süleyman Mansur’un ABD’ne gönderdiği (1967) Raporunu birlikte okuyalım.“Biz Türklerden, Kudüs’te bir parça arazi almak için izin istemiştik. Bunun için milyonlarca altın rüşvet bile teklif etmiştik ama, Sultan Abdülhamit adamlarımızın bu  teklifini reddettiği gibi, onları huzurundan da kovdu. Şimdi emin olun ki, biz bu mağrur devleti yerin dibine geçireceğiz, ve kibirli Türk Milletini de İslam’dan koparıp,Kızılderililerden daha beter duruma düşüreceğiz……”. (M. Necati Özfatura)

Bütün batılılar ve ABD’leri, raporda belirtilenleri Bize ve bütün İslam ülkelerine uygulamadılar mı? Koskoca Osmanlı İmparatorluğunu parçalayıp ortadan kaldırmadılar mı? Osmanlının külleri üzerinde binlerce şehit ve gazilerimizin kanları pahasına kurabildiğimiz Türkiye Cumhuriyetinin her türlü gelişmesini önlemek için; iç karışıklıklar çıkartarak, darbeler yaptırarak,  PKK ve FETÖ  gibi terör örgütlerini başımıza bela ederek yıllarca bizi uğraştırmadılar mı? Bizi İslam’dan koparmadılar mı? Müslüman olduğunu iddia eden milyonlarca insanın Kur’an-ı Kerim’i okumasını bilmiyor. Mensubu olduğu kitaptan haberi olmayan Müslümanlar.!Demek ki hakkımızda iki yüzyıldan beri çizilen planları günümüz de de aynen uygulamaya çalışılmaktadırlar. Belki de bu saldırılar Türkiye Cumhuriyeti var olduğu sürece devam edecektir. Uyan benim ey şanlı milletim Unutma “Müslüman gaflete düştüğü anda dağlar üzerine yıkılır” Altından kalka bilirsen kalk!

b) İngiltere’nin eski başbakanı ve aynı zamanda AB ve BM Ortadoğu Özel temsilcisi olan Blaer, 23 Nisan 2014 tarihinde Londra’da yaptığı konuşma.“Batılı liderlerin Ukrayna konusunda Rusya ile farklılıkları bir yana bırakıp İslam tehdidine odaklanması gerekmektedir. İslam tehdidi milletlerin hatta toplumların  istikrarını bozuyor.” Demek suretiyle, Müslümanları hedef göstererek tek hedefin İslam olduğunu taraftarlarına hatırlatıp Rusya ile anlaşıp asıl hedef olan İslam’ın üzerine gidilmesini ısrarla istemektedir.Batılılar, Türk deyince Müslüman halkları kast ediyorlar. Bütün husumetleri Müslüman Türk Milleti içindir. Haçlı Siyonistlerin Türkiye ve İslam hakkındaki düşüncelerini gözden geçirmemiz gerekiyor.

c) Rum Patrik’i Gregorios’un Rus Çarı Aleksandr’a Yazdığı Mektup.1821 yılında Rum Patriğin Rus Çarı’na yazdığı mektubu burada zikretmekten geçemeyeceğim.Patrik Gregorios Sultan İkinci Mahmut Han zamanında çıkan Rum isyanının baş planlayıcısıydı. Bunun için yargılanıp1821’de Patrikhane kapısında idam edildi. Patrik Gregorios’un Rus Çarı Aleksandra yazdığı mektup, tarihî ve ibret vericidir. “…….  Türklerde evvelâ itaat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını parçalamak, dinî  metânetlerini  zaafa uğratmak  icab eder. Bunun da en kısa yolu, millî geleneklerine, maneviyatlarına uymayan haricî fikirler ve hareketlere alıştırmaktır. Maneviyatları sarsıldığı gün, Türkleri kendilerinden şeklen çok kudretli, kalabalık ve zahiren hâkim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddî vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. Bu sebeple Osmanlı Devletini tasfiye için mücerret olarak harb meydanındaki zaferler kâfi değildir. Hatta, sadece bu yolda yürümek Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden, kendilerini anlamalarına sebep olabilir.Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden, bünyelerindeki tahribi tamamlamaktır.” Deniyor. Yoruma gerek var mı?

d) Macar asıllı romancı Stefan Zwelg,ın 1927 yılında yazdığı “Yıldızın Parladığı Anlar” isimli eserde açıkladığı Ayasofya ile ilgili fikirleri.“Ey Hıristiyanlar, Ey salibe(Haç) bağlı olanlar uyumayınız!Barbarların Ayasofya’dan indirdikleri altın haç yerde sürünmektedir. Bu altın haçı ortadan kaldırmak ve yerine koymak zamanı gelmedi mi? Yıllar önce fethedilen İstanbul’un fethini unutamıyor, mağlubiyetin acısını bir türlü unutamıyor ve bunu her vesile ile dile getiriyorlar. Fatih Sultan Mehmet Hanın İslam dünyasına kazandırdığı Ayasofya Camiini koruyamamış, maalesef müze dönüştürmüşüz. Haçlılar ise şehri geri alıp Ayasofya’yı tekrar kilise olarak kullanabilme hayalı ile yaşıyorlar.

e)Margaret Thatcher’in 1990 tarihinde İskoçya’da düzenlenen NATO toplantısında yaptığı konuşma.“Tehlikenin rengi artık Kızıl değil Yeşildir ve Radikal İslam’dır”. Diye asıl hedefin İslam olduğuna işaret ediyor. Böylece 1947 de başlayan Soğuk Savaş, 1991’de S.S.C.B.’nin dağılmasıyla bitmişti. Böylece Rusya’nın yerine düşman olarak İslam ilan edilerek tek hedef olarak gösteriliyor.Haç ve Hilal arasındaki savaş yüzyıllar boyunca devam etmiş, bugün de bu savaş halen devam ediyor. ABD, AB, BM, NATO gibi batı Hıristiyan dünyası İslam’a savaş açtıklarını her vesilede dile getirmekteler. Bugün, batı dünyasının bize ve Müslümanlara yapmak istediklerinin arka planını görmemiz lazımdir.Müslüman ve Hıristiyanlar arasında yedinci yüzyılın sonlarında başlayan ve 1800 yılına kadar devam eden Haçlı Savaşları sonunda yenilen, kaybeden hep haçlılar olmuştur. Bin iki yüz yıl boyunca devam eden haçlı savaşları sonunda bütün Avrupalılar birleşip haçlı ordusunu düzenleyip üzerimize saldırdıkça yenilerek mağlubiyetin en acısını tatmışlardır. Dün Viyana kapılarında çalınan Mehter Marşları bugün dahi uykularını kaçırmaktadır. On dokuzun cu yüzyılda haçlı savaşlarında batılılar dengeyi sağladılar ve 1922 yılında Osmanlının son Padişahı olan Sultan Vahdeti’ni esir alan İngilizler, Sultan Vahdettin’i, İngiltere’ye götürecekleri yerde doğrudan Roma’ya götürüp Papaya teslim etmişlerdir. Niçin papaya teslim ettiler acaba? Bin yıl sürecek olan haçlı savaşlarını başlatan ve her savaş sonunda yenilerek geri çekilmek zorunda kalan Vatikan Merkezli Papa Devleti, Müslüman devleti olan Osmanlı İmparatorluğunu yok etmiş ve son devlet başkanı olan Sultan Vahdettin’i esir almak suretiyle nihayet haçlı savaşlarını zaferle bitirmiş oldular. Nihayet yıkılan Osmanlı Devletinin külleri üzerinde binlerce şehit ve gazilerimizin canları ve kanları pahasına Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurduk. Ama devleti yönetecek olan kadronun büyük çoğunluğu batıda yetişmiş, batı hayranı, batı medeniyetini benimsemiş kişilerden oluşuyordu.…Siyonist Haçlılar, yıllarca ülkemize faizle borç para verip ülkenin kanını emerek vesayetle ülkemizi yönetiyorlar, hatta verdikleri borç paraları “kullanamazsınız” diye de maliyeden sorumlu bakan gönderiyorlardı. Basın yoluyla hükümetler kuruyorlar, kurulan hükümetlerden memnun kalmayınca da ya başbakanları asıyor, ya cumhurbaşkanlarını öldürüyor, ya da hapse atıyorlardı. Üniversitelerdeki gençleri kamplara ayırarak birbirleriyle çatıştırıyorlardı. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türk silahlı Kuvvetleri, Kandilde bulunan bir avuç PKK’lıların hakkından gelemiyor onlarca yıl devam eden PKK savaşı hiç bitmiyor, bitirilemiyordu. İrtica hortladı deyip bütün dikkatler sadece camide namaz kılan Müslümanların üzerine çekiliyordu. İsteklerinin gerçekleşebilmesi için birileri tarafından türetilen Ali Kalkancılar ortaya salınıp hu hu çektirip ortalıklarda arzı endam ettirilerek dikkatler irtica üzerinde yoğunlaştırılıyordu. Ortada bu tiyatro oynanırken birileri 22 bankanın içini boşaltılıyor, millet fakr-u zaruret içine itiliyordu. Yıllar önce yapılan yerli arabaların üretimine izin verilmiyor, yapılan savaş uçakları işe yaramaz diye toprağa gömdürüyorlardı. On yılda bir askerlere darbe yaptırılıyor yapılan darbelerin bin yıl süreceğinden dem vuruluyordu. Her darbe sonunda ekonomi çöküyor, halk kuyruklarda ömrünü geçiriyor, bu kuyruklarda can veren vatandaşlar oluyordu. Faizler %40’ lar da dolaşıyor, devlet üçer aylık  % 50 faizle tahvil çıkarıyor, paradan para kazananlar servet üstüne servet kazanıyorlardı. 1999 yılında ülkemizde deprem meydana geliyor, depreme gelen yardım paraları olmasa memurun maaşı ödenmeyecek hale geliyor, başbakanımız Sayın Ecevit Avrupa kapılarında birkaç milyar dolar yardım alabilmek için kapı kapı dolaşıyor, milletin onuru ayaklar altına alınıyordu. Yazar kasalar başbakanın ayakları altına atılıyor, iflas eden esnaftan kendilerini yakmaya teşebbüs edenler oluyordu. Eğitim sistemi tamamen materyalist ve ateist felsefeye göre düzenlenmiş, yüksek okulu bitirenlerin büyük çoğunluğu kendi kültür ve medeniyetinden bihaber yetişiyordu. Ülkemiz halkları kamplara bölünüp birbirleri ile sürekli kavga etmeleri için içimizdeki ajanlar tarafından devamlı olarak kavga ortamı yaratılıyordu. Yıllarca üniversitelerimizde öğrenciler kavga halinde bulunduruluyor, eğitim kurumları savaş alanları haline getiriliyordu. Faizler patlıyor, bankaların içi boşaltılıyordu. Hulasa devleti, yönetenler günü kurtarmanın derdine düşüyor, ortalama 18 aylık hükümetlerle, koalisyonlarla ayakta durmaya çalışılıyordu. İstikrar yok, ekonomi çökmüş, millet kendi derdine düşmüş, kamplaşmış perişan…

Tam batınında istediği işte buydu. “Kaos çıkar, böl ve yönet sistemi” kusursuz işliyordu. AB, NATO ve BM’ler ülkemizin bu durumunun devam etmesi için el birliği ile çalışıyor, bu kaos ortamının sürekli olabilmesi için her türlü şer güçlerini seferber ediyorlardı. Karşı çıkanlar acımasızca faili meçhul olarak ortadan kaldırılıyor, susturuluyor, yok ediliyordu. Sistem kurulu saat gibi teklemeden çalışıyordu. 2002 yıllarından sonra kabul edilemez bu gidişe dur diyen, artık yeter diyenler çıktı. Ülkede istikrar sağlandı. Millete güven gelmiş, ekonomi düzelmeye başlamış, çılgın projeler uygulama alanına konmaya başlamıştı. Artık İMEFE de yoktu ortalıkta. İki yüzyıldan beri İlkokul Alfabesiyle “Yat yat uyu, uyu uyu yat” Felsefesiyle uyutulan bu millet uyanmaya başlamıştı.Bu gelişme Batı tarafından kabul edilecek bir durum değildi. Türklerin şahsında İslamiyet’in yükselişinin önüne geçilmesi lazımdı. Bu gidiş durdurulamazsa AB çökecek, Hıristiyan alemi dağılacak, belki de siyaseten 16. yüzyıla gerileyecekti.

Ne pahasına olursa olsun bu yükselişin önü kesilmeli, bunun için ne yapılması gerekiyorsa yapılmalıydı. Bu yükselişi önlemenin tek yolu; girdiği her seçimi kazanarak iktidara gelen, başbakanlık görevini başarıyla devam ettiren, halkın içinden çıktığı için de halkla bütünleşen, “Halkı yaşat ki devlet yaşasın”, felsefesiyle hareket eden “Yaratılanı Yaratandan ötürü severiz” inanışını benimseyen,“Biz bu yola kefenimizi giyerek çıktık” diyen, ülkeyi her bakımdan üçe katlayan liderin ve ekibinin susturulması lazımdı.Bunun için NATO, AB, BM, ABD’leri kırk yıldır koruyup kolladıkları, ahtapotun kolları gibi devletin bütün kademelerini işgal ederek paralel devlet haline gelen FETÖ çetesini 15 Temmuz 2016 akşamı bu milletin üzerine salıverdiler. Kesin sonuç alıp Türkiye’yi Suriye’den, Kızılderililerden beter hale koyacak, ülkeyi paramparça, halkını parya yapacaklardı. Hesaba katılmayan iki şeyi unutmuşlardı. Birincisi herkesin bir planı olabilirdi ama Allah’ın da bir planı olduğu. İkincisi ise beş bin yıllık devlet kurma geleneği olan bu necip milletin imanından gelen vatan ve bayrak sevgisiyle her an şehit olabileceği duygusu. Nitekim öyle de oldu.15 Temmuz 2016’da Türk halkının FETÖ kalkışmasına karşı direnişe geçip istiklalini, istikbalini, istikrarını korudu.

Sonuç:Türkiye’nin istikrara kavuşması sonucunda yükselişe geçmesi, yeniden kalkınması batı dünyasını şoke etmiştir. Haçlı Siyonistlerin maşaları olan yerli satın alınmış hainleri ile PKK ve FÖTE canilerinin başlattığı isyanın bu necip millet tarafından bertaraf edilmesiyle Türkiye’nin şahsında bütün Müslümanların ayağa kalkmak üzere olduğunu görünce haçlılar deliye döndü. Çünkü, Osmanlı topraklarına sahip olmak için Osmanlıya savaş açarak iç hainlerle birlikte hareket ederek Osmanlı’yı yıktılar. Osmanlı topraklarını işgal edip yer altı ve yer üstü zenginliklerini soymak için yerleştiler. Bugün, varlıklarını devam ettirebilmek için ele geçirip sömürdükleri toprakları kaybetmemek için canhıraş halinde çalışmaktadırlar. Biliyorlardı ki, işgal ettikleri toprakların halkı ayaklanacak kendi ülkelerine sahip çıkarak bağımsızlıklarını kazanacaklar. Bütün İslam ülke halklarının gözü Türkiye üzerinde. Türkiye’nin yükselişi mazlum milletlerinin umudu olmuştur. Şu anda verilen kavga Türklerin ayak sesleri batıda duyulmaya başlamasındandır. Bunun için maşalarla, veraset yoluyla açtıkları savaşı kazanmaları ihtimali kalmadığından maskelerini çıkarıp haçlı Siyonistler, AB’ği,  NATO ve Hıristiyan dünyasının bütün temsilcileri birleşip Haçlı Savaşına bizzat girdiler. AB’li temsilcilerinin Vatikan’da papanın başkanlığında toplanmasının sebebi ne? Roma Bildirgesi her şeyi açığa çıkarmış bulunuyor. Bütün batı dünyasının gerçek lideri PAPA’ nın olduğu bir kez daha açığa çıkıyordu. “Biz dağılıyoruz, medet ya papa. Eskiden olduğu gibi Hıristiyan dünyasını dağılıp parçalanmaktan kurtar bizi” diye yalvardılar. Son günlerde AB.Devletlerinin ülkemiz hakkında takındıkları olumsuz tavırlar, her türlü hukuk dışı olarak bakanlarımızın, siyasilerimizin sınır dışı edilmesi, bütün terör örgütlerine kucak açılması, Ülkemizde yapılacak olan halk oylamasında Hayır propagandasını desteklemeleri, devletimiz ve milletimizle ilgili karalamalarda bulunmaları gösteriyor ki, bütün emirleri Vatikan’dan alan AB devletleri Türkiye’nin dirilişini, ayağa kalkışını yükselişini terör örgütleriyle önlemenin imkânsız olduğunu gördüler. Son doksan yılda gelişmeyi önlemek için bütün kozlarını kullanıp, her türlü kargaşayı yaratacak terör örgütlerini açıkça desteklemelerine rağmen başarıya ulaşamadılar. Bıçak kemiğe dayanmıştı. İkiz kulelerin vuruluş tarihinde başlatılan Müslüman- Hıristiyan savaşları el altından sürdürülüyordu. Arap baharının önünün kesilmesi, Irak’ın işgal edilmesi, Suriye’nin yıkıma uğratılması, Müslüman ülkelerindeki etnik ve mezhep ayrılıklarının körüklenmesi, iç kargaşaların aralıksız devam ettirilmesinin sonucunda İslam ülkelerine verdikleri nizamın üzerinden yüz yıl geçmişti. 21. yüzyıla yeni düzenlemelerle girilmeliydi. Ulusal devletler yerine eski çağlarda olduğu gibi şehir devletleri kurulmalı, yönetilmesi daha kolay haline getirilmeliydi. Dünya 21. yüz yıl da kantonlarla yönetilmeliydi. Kavganın temelinde bu yatıyor.

Ey Batı Dünyası!

Sinsi çalışmalarınız artık deşifre olmuştur. Bütün sokaklarınızı inleten tekbir sesleri, dalgalanan bayraklarımız daha çok kâbusunuz olacaktır Her karış toprağı aziz şehitlerin kanlarıyla sulanan bu aziz vatan toprağına dirilişin tohumu düştü. İki yüzyıldan beri bu milletin gelişmemesi için önüne barajlar konulmuştu. Bu baraj 15 Temmuzda yıkıldı. Barajdan taşan bu selin önüne kim çıkarsa çıksın boğulup yok olmaya mahkümdür. Bu dirilişi hiçbir iç ve dış düşman engellenmeyecektir Allah’ın izniyle.

Yirmi Birinci Yüzyıl Müslüman Türkün Olacaktır.

 

Okunma Sayısı: 164
Kategori: Atilla TURAN

Yazarın Diğer Yazıları

Dünya Kadınlar Günü Kutlanırken

Dünya Kadınlar Günü Kutlanırken Dünya Kadınlar Gününün Kutlanması: 8 Mart 1875 tarihinde New York kentinde...

Mevlid-i Nebi Kandilini Kutlarken

Esselatu vesselamu aleyke ya Rasulalah! Bu gece, Yüce Allah’ın(c.c.) alemlere rahmet olarak gönderdiği iki cihanın...

Başlangıç Meridyeni İstanbul’dan Geçerdi

Kayıp Medeniyetin İzleri Eski Türkiye haritaları incelendiği zaman, dünyayı doğu ve batı yarı küre diye...

TarihinTekerrür Etmemesi İçin Tarihi İyi Okumalıyız

Tarih boyunca güçlüler her zaman güçleri ve kuru gürültüleriyle güçsüzleri korkutup baskı altında tutup vesayetle...

Türk Milli Eğitim Sistemi

Hıristiyan Ülkelerinin Okullarındaki Eğitim Felsefesi         Daha önce kaleme aldığımız “Türkiye Üzerine Oynanan Oyunlar” başlığı altındaki...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.