Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Satılmış Medya Ne Demek?


03 Mart 2008 00:03

Yorum Yapılmamış

Eleştiriye tahammülümüz olmayan bir millet olduğumuz bilinen bir gerçek.

Zaten, en kolay yaptığımız iş de hiç kuşku yok ki, eleştiride bulunmak.

Anladığımız veya anlamadığımız konularda ahkâm kesmekte üstümüze yok.

Hepimiz otoriteyiz maşallah.

Her futbol izleyicisi kesin kendini ya en iyi hakem, ya en iyi teknik direktör ya da en iyi futbolcu olarak görüyor ve maç izlerken, bunu en güzel şekilde ifade ediyor; “Yuh ..ne topa öyle mi vurulur?”

Tabii bir de siyasetçi olma konusunda üstümüze hiç kimseyi tanımıyoruz.

Üç beş kişi bir araya geldiğimizde, mutlaka memleketi kurtarırız. Özellikle mahalle kahvelerinde.

Hele bir de konuştuğumuz sevmediğimiz bir siyasetçiyse, yandı gülüm keten helva…

“…..nın çocuğu, bu iş öyle mi yapılırdı” diyerek, en içten duygularımızı dile getiririz.

Kısaca, futbol ve siyaset konusunda hiçbirimizin üzerine yoktur.

Dikkat edin bakın, yemekli toplantılarda konuşulan konular ya siyasettir, ya da futbol…

Diğer konular, masada çok az yer alır.

Sanat, aşk, tiyatro, müzik, sinema, kültür ve benzeri konular, masalarımıza neredeyse hiç uğramaz.

Adam çekiştirmeye de bayılırız.

Meslek icabı en çok eleştiride bulunanlar da kuşkusuz biz gazetecileriz.

Hayata hep muhalif gözlükle bakmaya çalışırız.

Güzellikleri, olumlu işleri pek görmezden geliriz de, olumsuzlukları yanlışlıkları dilimize ya da kalemimize dolar, ayyuka çıkarırız.

Sanki bu Allah kelamı gibi, yazılı olmayan bir kural olarak medya sektöründe kabul edilmiş bir kanun maddesi gibidir.

Anında adam asarız!..

Artık ne kadar doğruysa…

Kendi adıma, eleştiride bulunurken eleştiri konusu zümre içerisinde genelleme yapmamaya özen gösteririm.

Mümkünse, o zümre içerisinde yer alan bir örgüt varsa onun, ya da kişi varsa o kişinin adını vermeye dikkat ederim ki, tüm zümreyi zan altında kalmamasını isterim.

Eh, zaman zaman bizim de endazeyi kaçırdığımız oluyordur.

Fakat, genel yapı hangi sektör eleştiriliyorsa, o sektör genelleme yapılarak kalemlere dolanır.

Benim de en kızdığım eleştirilerden ya da suçlamalardan biri de, aydını olsun, kör cahili olsun, bir olay karşısında tepkilerini dile getirirken, mutlaka sözlerinin arasına “satılık medya”, “satılmış medya”, “işbirlikçi medya” demeleridir.

Çok merak ederim, kimlerdir bu “satılık”, “satılmış” ya da “işbirlikçi” medya?

Zaten, bizim insanımızın medya denilince akla ilk gelen İstanbul yapılanmasıdır.

Oradaki, bizlerin yaygın medya dediğimiz büyük televizyon kanalları, büyük gazeteler ya da radyolar falandır.

Kısaca kargadan başka kuş tanımayanların, televizyon olarak akıllarına Kanal D, ATV, Show TV ve Star TV gibi, gazete denilince de Hürriyet, Milliyet, Sabah ya da Posta gelmesi, belki de aydın aymazlığı ile eşdeğer tutulacak bir davranış psikolojisi olarak değerlendirilebilinir.

Oysa ki, bu aymazlar bilmezler ki, Anadolu’nun çeşitli köşelerinde binin üzerinde yerel gazete, yüzün üzerinde de yerel ve bölgesel televizyon kanalı ile yüzlerle ifade edilecek kadar da radyo vardır.

Özellikle Kurtuluş Savaşı sırasında, mandacılığı benimseyen ve bu yönde yayınlar yapan Ali Kemal gibilerin, Anadolu’da yükselen özgürlük rüzgarlarını karalayıcı yayınlarına karşın, Anadolu’nun bağrındaki “Ya İstiklal, Ya Ölüm”cü yerel basın, bu savaşın en büyük tetikleyicisi ve ateşleyicisi olmasına karşın, günümüzdeki aymazlar, bu oluşumun da farkında olmamanın yüz kızartıcı utancını dahi hissetmemektedirler.

En küçük bir nedenle dahi “satılmış medya” demeyi kendilerine şiar edinenler, akılları sıra İstanbul basınını aşağılama amacı güderken, Anadolu basınını da karaladıklarının farkında bile değillerdir.

Böylesine yoz bir düşüncenin doğrultusunda yaptıkları açıklamaların nerelere kadar uzanacağının, beyinlerindeki loplarından süzdüremeyenler, kendi açıklamalarını “en doğru ve yerinde karar” olarak dillendirirken, Anadolu basınında yer alan binlerce emekçinin de, yüreklerini sızlattıklarının aymazlığını yıllardır sergilemeye devam etmeyi de kendilerine adeta bir görev üstlenmişlerdir.

İşin kötüsü, kendilerine aydın süsü veren ama karanlıkları bir mum ışığı kadar dahi aydınlatmaktan aciz bu zavallı yaratıklar, boş tenekenin çıkarttığı kuru gürültülerini duyduklarında, ne kadar büyük bir iş yapıp, ne güzel söylemler gerçekleştirdikleri kuruntusuyla, memleketi kurtarma peşinde koşmalarını, ulvi bir iş yapıyorlarmış görüntüsüyle bağdaştırma abukluğunu da sergilediklerinin farkında bile olamıyorlar.

Eğer gerçek aydınlarsa, eğer yürekleri yetiyorsa, cesaretleri varsa, genelleme yapacaklarına, adıyla, sanıyla, ismiyle, cismiyle hangi gazete, hangi televizyon kanalı, hangi gazeteci, hangi köşe yazarı olduklarını açık seçik yazsınlar da, bizler de öğrenelim kimler olduklarını!..

Tabii sıkıyorsa…

Kolaycılığa kaçıp da, “satılmış medya” diyerek genelleme yapıp, karşı tepki geldiğinde de, “Biz sizin için söylemedik ki!.. Siz niye alınıyorsunuz?” geri vitesini her daim hazırda tutmak ve tepki gösterene de yalakalık yaparak gönül almak şerefsizliği ve kahpeliğini sergilemek varken, böylesine aleni isimleri kullanmak hiçbir zaman işlerine de gelmez doğal olarak.

İşin üzüntü verici yanı ise, İstanbul medyasının uluslararası sermaye gücü ile teknolojideki rakipsizliğine karşın, son derece kısıtlı imkanlar ve teknolojik zayıflığını, sadece mesleki yürekliliği ile aşmaya çalışan Anadolu basınının bu cevval çabası, devleti ayakta tutan niteliklerden biri olurken, devletin gözünde çok yer edememesinin hayıflanmasını da beraberinde getiriyor.

Küresel sermayenin oluşturduğu plazalarda yer alan medyaya diş geçiremeyen devlet ve iktidarlar, ne gariptir ki, bu dişlerini yerel ve bölgeseler medyaya alabildiğine yaptırımlar uygulayarak, bir anlamda tatmin olma ihtiyaçlarını da gidermenin yollarını da buluyorlar.

Zaman zaman başbakandan bakanına kadar incir çekirdeğini doldurmayan atıfta bulunmalara, yaygın medyanın toplu salvosu, açıklama yapanı zorunlu olarak geri çekilmeye yöneltirken, Anadolu basınından böylesine örgütlü bir sesin çıkmaması ise, bizlerin en büyük eksikliği olarak yansıyor.

Ancak şu unutulmamalıdır ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin harcında Anadolu basınının büyük emeği vardır ve bu emek devam etmektedir…

Okunma Sayısı: 157

Yazarın Diğer Yazıları

Başkan Adaylarını Açıklayın

Türkiye’de herhangi olağanüstü bir durum olmadığı takdirde (ki, bunu garanti etmek de mümkün değil ya!..)...

ATV’nin Nasıl Bir Ayrıcalığı Var?..

Geçtiğimiz günlerde bir kez daha yazdım, ama dayanamadık tekrar gündeme getirmekte yarar olduğunu düşündüm....

Fırsatçılara Fırsat Tanıyanlar!..

Malum önümüz Ramazan… 11 ayın sultanı, kutsal ay… Bu ayda dini duygularımız had safhaya yükselirken,...

Kim Durduracak Bunları?

Türkiye’de özellikle doğu ve güneydoğudan sonra, büyük kentlere sıçrayan, bombalama, patlatma ve orman yangınları ile...

Ha Tabanca… Ha Araba!…

Sabah haberlerini gazete başlıklarından okuyup, ilgi çekici olanların da spotlarını okuyan sunucu, bir haberin üzerinde...