Haziran’da Ermenistan’da genel seçimler var. Bu seçim Ermenistan için dönüm noktası. Bu seçim; Ermenistan’ın yüzyılı aşkın “ideallerini” devam ettirmek isteyenlerle, mevcut hükümetin başı Paşinyan’ın savunduğu “barış içinde anavatan Ermenistan” diyebileceğimiz düşünceyi savunanlar arasında geçecek.
Bilindiği gibi, Ermenistan Anadolu’nun kadim halklarından. Geçmişi Milattan önceye (M.Ö. 9. Yüzyıl) kadar dayanıyor. M.Ö. 6. Yüzyıla kadar Güney Kafkasya ve Doğu Anadolu’da Kars platoları ile Van çevrelerinde çeşitli krallıklar kurmuş. Daha sonra sırasıyla Pers, Roma, Bizans, Sasaniler’e bağlı devletçiler şeklinde yaşamını sürürmüş. M.S. 301 yılında Hristiyanlığı devlet dini olarak kabul eden ilk devlet olmuş.
Son olarak Osmanlı İmparatorluğunda, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde etnik kavim olarak yaşamış. Osmanlı İmparatorluğu’nda devlete olan bağları, kültürel uyumları ve devlet kademelerindeki başarıları nedeniyle Ermeniler için kullanılan “sadık millet” anlamına gelen tarihi bir unvanı almış. Bu unvan Osmanlı tebaası içerisinde başka bir millete verilmemiş.
19. Yüzyıl, malum olduğu üzere sanayi devrimi ile beraber milletleşmelerin başladığı yüzyıldır. İmparatorlukların içerisindeki etnik unsurların milletleşme yönünde isyanların çıkarıldığı, bağımsızlık hareketlerinin arttığı, imparatorlukların parçalandığı yüzyıl olmuştur. Elbette Osmanlı da bundan nasibini almıştı.
Önce Rus Çarlığının kışkırtması ve Doğu Anadolu’yu işgali ile birlikte Ermeniler de bu akımdan faydalanmak istemişler, yine Rusların kışkırtması ile 1890’da Erzurum’da isyan çıkarmışlardır. Sonra olaylar gelişmiş 1915 tehcir ile neticelenmiştir. 1914-18 1.Dünya Savaşı sonucuna kadar isyanlar devam etmiş ve Rusların Bolşevik isyanı dolayısıyla geri çekilmesi ile birlikte Ermeni İsyanı Osmanlı tarafından ancak bastırılabilmiştir.
Sovyet Rusya’sının desteği ile 1920’de bağımsız olarak kurulan Ermenistan 1922’de Sovyet bloğuna katılmış, Sovyetlerin 1991’de dağılmasına kadar peyk devlet olarak varlığını sürdürmüş, bu tarihten sonra bağımsız devlet olarak dünya sahnesinde yerini almıştır.
Ancak,
1800’lerin son çeyreğinden günümüze kadar Ermeniler, başta Ruslar olmak üzere bu bölgede menfaati olan büyük devletlerin her zaman maşası olmuş, özellikle Rusların (şu veya bu gerekçelerle) militan devleri olarak varlıkların sürdürmüşlerdir. Bu hem kendi milletine ve hem de komşularına büyük zararlar vermiş, acılar çektirmişlerdir. Nitekim bağımsızlıklarını kazandıkları 1991’den iki-üç yıl öncesinden başlayarak Karabağ ve çevresinde isyanlar çıkarıp, eşkıyalıklar yapmışlardır. Yakın tarihimizde şahit olduğumuz üzere Azerbaycan’ın %20’ni işgal edip bir milyon Azerbaycanlının göç etmesine neden olmuşlardır. 1993’e kadar süren Ermeni-Azerbaycan savaşında (her iki taraftan) binlerce masum insan hayatını kaybetmiş, aileler mağdur edilmiştir. 2020 Eylülündeki 40 gün savaşında Azerbaycan kaybettiği tüm toprakları geri almış, bu sefer işgal ettikleri topraklarda 35 yıldır yaşayan Ermeniler anavatanlarına göç etmek zorunda kalmışlardır.
Bütün bu yaşananlar ne içindi?
Büyük millet, büyük devlet kolay değil. Osmanlı 1. Cihan Harbinden Kurtuluş Savaşına kadar binlerce kilometre kare toprak kaybetmiş, milyonları aşkın sivil, asker kayıplar verdiği halde Mustafa Kemal’in önderliğinde Anadolu’yu yurt edinmiş, geriye dönüp ağıtlar yakmamış, intikam yeminleri etmemiştir. Mustafa Kemal’in “YURTTA SULH CİHANDA SULH” ilkesini şiar edinip, komşuları ile barış içerisinde yaşamanın hazzını almıştır. Nüfusunu 7,5 milyondan 86 milyona çıkarmış, gelirini (bütün olumsuzluklara rağmen) kat be kat artırmıştır. Kısaca elde olanın kıymetini bilmiş, dünya ölçeğinde devasa bir devlet olmuştur.
Miladın başlangıcından itibaren iki bin yıldır darmadağın yaşayan Ermeniler, Rusların ileri karakol amacıyla Erivan bölgesinde – ki burası eski Türk yurdudur- kurdurdukları Ermenistan’ın kıymetini bilememişler, günümüze kadar her devirde çıbanbaşı olmak yolunu seçmişlerdir.
Yukarıdaki sorumuzu soralım “ne için?”
“Gücünü tartmadan ütopya yaratmak ve başkalarının menfaati uğruna maşa olmak.”… Ve ütopyalar uğruna, çilelerle, acılarla edinilmiş vatanı vatan bilmemek, kıymetini idrak edememek. Ayrıca komşuları ile kanlı, bıçaklı olmak.” Bu benim sözüm değil, Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın sözü.
Ermenistan şimdi yol ayırımında,
Ermenistan’ın nüfusu 1991’de 3.570.000 idi. Şimdi ise 2.900.000 civarında. Kaçan kaçana. Azerbaycan’ın nüfusu 7.2 iken şimdi 10,5 milyon. Ermeniler bunun nedenlerini kendilerine hiç sordular mı?
Kısaca,
Ermenistan ya eski huyunu devam ettirip, hayaller içinde yaşayan, vatanı vatan olarak bilemeyen sefiller ülkesi olacak… Ya da vatanlarının kıymetinin idrakine varıp, komşuları ile barış ve huzur içerisinde yaşama yolunu seçip, evlatlarını sonu gelmez kavgalarda yitirmeyen yurttaşlar ülkesi olacak. Umarım akl-ı selim galip gelir.
Not olarak şunu da belirtmeme izin verin; Kötü olan Ermeniler değil. Kötü olan bu güne kadar kendi halkını üç kuruşluk menfaatleri için acımasızca kullanan, halkının kanlarından beslenen ahlaksız işbirlikçilerdir.















