Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Özal Erdoğan Benzerliği

Selami SAYGIN

20 Nisan 2010 00:05

4 Yorum

Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, ölümünün 17. yılında anılıyor. Teslim etmek gerekir ki ölen diğer Cumhurbaşkanlarına göre daha çok ilgi görmektedir. Elbette, ölüleri daha çok seven ve yücelten bir toplum oluşumuzun da bu durumda bir payı vardır. Çünkü sağlığında değer vermediğimiz pek çok kimseyi ölünce yere göğe sığdıramayız.

Turgut Özal, varlıklı seçkin bir aileden değil orta belki ortanın da altı sayılacak bir aileden gelmiştir. Döneminin şartlarına göre iyi bir eğitim görmüştür. Bürokraside yükselmesini elbette en çok Süleyman Demirel’e borçludur. Ama Başbakan ve Cumhurbaşkanı olduktan sonra en çok onunla mücadele etmiştir. Siyasette vefanın çok aranan ve gereken bir husus olmadığının öğretici misallerinden birisidir. Demirel’in her hangi bir insani vefayı hak edip etmediği de ayrı bir husustur.

12 Eylül darbe hükümetinin (Bülent Ulusu Hükümeti) önemli ve neredeyse vazgeçilemez olan bir ismi olmuştur. Darbe hükümetindeki yeri ve görevine hiç itirazı da olmamıştır. Ama daha sonra  “demokrat” sıfatı en çok O’nun eylemleri ve görüşleri için kullanılmıştır. Bunun önemli bir çelişki olduğu şüphe götürmez.

Turgut Özal’ın belki en önemli yükü ailesi olmuştur. Oldukça renkli ve farklı kişilerden oluşan bir ailedir Özal Ailesi. Gece hayatına düşkünlüğü ile bilinen kızı Zeynep Özal, kumar partilerinin önemli isimlerinden eşi Semra Özal, annesi Tarikat erbabı Hafize Özal, bu ailenin uç misalleridir. Turgut Özal’ın davranışlarında da bu farklı isimlerin yansımaları görülmüştür. Ama Cumhurbaşkanı olmasından sonra, bütün ağırlığını koyarak eşini ANAP İstanbul İl Başkanlığı’na seçtirmesi, Turgut Özal’ın, adı ve ağırlığı ile bağdaşmayan hafifliklerinden ilk akla gelenlerdendir. Turgut Özal’ın Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak Türkiye’ye önemli hizmetleri de olmuştur. Onun döneminde Türkiye büyümüştür. Türkiye’nin her tarafında yeni yollar, köprüler, barajlar vb yapılar yapılmıştır. Türkiye zenginleşmiştir. Bu hizmetlerine karşılık, Mesut Yılmaz’ı bu halka armağan etmesinden dolayı bu hizmetlerinin sıfırlandığını iddia edenler bile olmuştur.

Yine teslim edilmelidir ki, Hasan Celal Güzel gibi bir insanın belden aşağı bir tertiple vurularak yolunun kesilmesi buna karşılık, Mesut Yılmaz’ın yolunun açılması, Turgut Özal’ın yakın geleceği hiçte göremediğinin bir misalidir. Mesut Yılmaz, ANAP’ı Özal’dan kopararak ona tavır alarak belki de Turgut Özal’a yaptığı tercihin vehametini göstermiştir.
Kenan Evren ve darbe arkadaşları istemediği halde 1983 genel seçimlerine Turgut Özal’ın girmesine ABD etkisiyle izin vermek zorunda kalmışlardır. Belki de seçimde bir varlık göstereceğine ihtimal vermemişlerdir. Ancak halk Turgut Özal’ı kendisine diğer adaylara göre daha yakın bulmuş ve tercih etmiştir. Böylece Turgut Özal’ın aleyhine gibi görünen siyasi şartlar 1983 genel seçimlerinde onun lehine sonuçlanmıştır.

Turgut Özal, askeri idareden devr aldığı Türkiye’de enflasyon oranının % 30 olmasını kabul edilemez ilan etmiştir. Ama kendisinin döneminden enflasyon bırakınız % 30’u, % 70’lerden aşağı inmemiştir. Böylece ortaya koyduğu ve en çok iddialı olduğu hedefe hiç yakalaşamamıştır. Buna rağmen Türkiye’nin büyümesine katkısı olmuştur.

PKK eylemleri onun döneminde adeta yeniden hortlamıştır. Turgut Özal döneminde PKK eylemleri artarak devam etmiştir. Özal’ın bu konu ile çok ilgilenmesine rağmen yeterince anladığı ve gerçekçi çözümler geliştirdiğini iddia etmek çok zordur. Ancak Kürt Sorunu hakkında selefi Demirel’e göre daha duyarlı ve sorumlu davrandığı söylenebilir.
Turgut Özal’ı ifade edebilecek kavramlardan belki en uygunu “pragmatizm”dir. Gerçekten de Özal sabit fikirli değildir. Her şeyi müzakereye hazır bir tutum içinde olmuştur. Bunun hem olumlu hem de olumsuz etkileri de görülmüştür. Türkiye’nin idari yapısında başlayan değişim de “her şeyi müzakere edebilme” tutumunun önemli bir payı olmalıdır.
Özal dış siyasetinde ABD’ye çok yakın davranmıştır. Ama Türkiye’nin coğrafi konumunun da hakkını görerek çok yönlü ilişkileri ihmal etmemiştir. Savaş halindeki İran ve Irak ile aynı dönemde önemli ilişkileri sürdürebilmiştir. Cezayir bağımsızlık savaşında, Türkiye Müslüman Cezayir halkına karşı işgalci ve katliamcı Fransa’yı desteklemiştir. Özal, Cezayir’i ziyaret ettiğinde bu ayıp sebebiyle Cezayir’den özür dileme olgunluğunu göstermiştir.

Irak konusunda ise Özal’ın yeri ayrı ve önemlidir. İran-Irak savaşı bittiğinde Özal’da Saddam Hüseyin’e karşı inanılmaz bir kin ve düşmanlık ortaya çıkmıştır. Saddam Hüseyin idaresindeki Irak ile sanki kendisinin “iyi ilişkileri hiç olmamış” gibi, sanki Saddam Hüseyin’in eski Saddam Hüseyin değilmiş gibi davranmıştır. 36. paralel’in kuzeyinden Irak kuvvetlerinin bütünüyle çekilmesini öngören ve bunu denetlemek için de NATO bünyesinde bir Çekiç Güç kurulmasını içeren Birleşmiş Milletler kararı da Özal’ın eseridir denilse abartı sayılmaz. Yine Özal tarafından hazırlanıp 4 Şubat 1991’de Hürriyet Gazetesinde yayınlanan Irak haritası (Irak’ı Arap, Kürt ve Türk olmak üzere üç ayrı bölge halinde gösteren) bile onun Irak’a ilgisinin önemli misallerindendir. Kabul edilmelidir ki, Irak’ın günümüzde ki halinde Özal’ın o politikalarının payı büyüktür. Irak’ın ulaştığı bu sonuçtan da Türkiye’nin hatta Iraklıların kazançlı çıktığını iddia etmekte zordur.

Ancak Irak konusunda Özal’ı hem kendisi partisi ANAP hem de Demirel-İnönü ikilisi engellemiştir. Ortaya çıkan bu sonuçtan bütünüyle Özal’ın Irak siyasetini de sorumlu tutmak bu yüzden gerçekçi olmayacaktır. Özal’ın Irak konusunda seleflerine ve haleflerine göre çok daha önde olduğu ise tartışma götürmez.

Özal’ın Türk Cumhuriyetleri ile olan ilgisi ise fantezi düzeyini aşabilmiş midir? Özal’ın bu konu hakkında açık ve bilinen bir düşüncesi bir planı da yoktur. Üstelik Demirel’in Başbakanlığı Türkiye için bu dönemde bir kayıp olduğu gibi Özal için de büyük bir şanssızlık olmuştur. Ne Özal’ın ne de başka birisinin Demirel engelini o dönemde aşarak Türk Cumhuriyetleri ile ciddi bir yakınlaşma sağlayacak siyasetler uygulaması da uygulanabilir olmaktan hayli uzaktır.
Tayip Erdoğan ile Turgut Özal karşılaştırması da sıkça görülür duyulur olmuştur. ABD ile yakın bir dış siyaset izlemek, AB ile entegrasyon için çalışmak gibi bazı hususlarda Özal ve Erdoğan’ın yakın olduğu söylenebilir. Erdoğan’ın aile hayatının daha düzenli ve oldukça gösterişsiz olduğu açıktır. Parti ve hükümet işlerinden Erdoğan ailesini, Özal’ın aksine uzak tutmayı başarmıştır. Erdoğan’ın Irak konusunda ki tartışmalı tutumuna rağmen Filistin hakkındaki tavrı ise son derece saygı değerdir. İçeriği ve sonucu kesinleşmeyen Kürt Açılımı siyaseti ile de Erdoğan ve Özal arasında önemli benzerlikler görülmektedir. Halkın daha çok hak ve özgürlüklere sahip olması gibi hususlarda da iki isim arasında paralellik vardır.

K A Y N A K Ç A

1-Fatih Emin, Turgut Özal (1983-1993), Risale Yayınları, İstanbul 1998.
2-Fatih Bayhan, Recep Tayip Erdoğan’ın Liderlik Şifreleri, Pgasus Yayınları, İstanbul 2008.
3-Hasan Cemal, Özal Hikayesi, Doğan Yayıncılık, İstanbul 2000.
4-Osman Özsoy, Özal’ın Misyonu, Meşhurların Hatıra ve Değerlendirmeleriyle, Türdav Yayınları, İstanbul 2006.
5-Mehmet Barlas, Turgut Özal’ın Anıları, Birey Yayınları, İstanbul 2000.
6-Ramazan Gözen, Amerikan Kıskacında Dış Politika: Körfez Savaşı, Turgut Özal ve Sonrası, Liberte Yayınları, İtanbul 2000.
7-Turgut Özal, Tarih ve Miras, Yakın Plan Yayınları, İstanbul 2010.
8-Yavuz Donat, Özal’lı Yıllar, (1983-1987) , Bilgi Yayınevi, 2005.

Okunma Sayısı: 137
Kategori: Selami Saygın

Yazarın Diğer Yazıları

Kadının Yeri Ne Oldu?

İnsan cinsinin yarısı kadınlardan oluşmaktadır. Sırf bu yüzden olsa bile eski çağlardan beri, kadının toplum...

Kerbela Faciası

Kerbela Faciası, bir tarih olayına indirgendiği için mi yeterince anlaşılamamaktadır? Belki bu yüzden...

İç Savaşın Başlaması

Beraberliğin yürümediği durumlarda ayrılık bir çare, bir çözüm olarak görülebilir. Ancak ayrılıkta çoğu kere yeni...

Kalpak

Kalpak’ın siyasi bir kavga aracı olacağını muhtemelen hiç kimse tahmin edememiştir. Onun bir siyasi ideolojinin...

AB Bakanlığı Ne İş Yapar?

Her yıl AB tarafından görevlendirilen birisi Türkiye’deki uygulamaların AB kriterlerine ne ölçüde uyum sağladığına dair...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Halil DAĞ dedi ki:

    İkisi de birbirinden kötü diye tanımlayabileceğimiz iki siyasi simge hakkında güzel bir yazı olmuş.

    Evet iki kötü siyasi simge (insani anlamda değil siyasi figür olarak kötü örnek anlamında…).

    Çünkü ikisinin de siyasi hayatımıza ve buna bağlı şekillenen sosyal, eknomik ve kültürel yaşantımıza kattığı tek artı değer yok.
    Biri dedi ki benim memurum işini bilir. Üstüne üstlük tek çivi bile çakmadı.

    Öteki de dedirtti ki: Babalar gibi satarım. Sahiden satmadık bir şey de bırakmadı…
    Ha bu arada ikincisi birinci gibi bir başkanlık lafı ortaya attı aynı selefinin yaptığı gibi. O da hacamat ettiği siyasi sahnenin yükünün altından Çankaya’ya çıkarak kurtulmak istiyor.

    Elinize sağlık bilgilendirici bir değerlendirme olmuş.

  2. SEAMİ SAYGIN dedi ki:

    Teşekkür ederim ilgniz ve katkınız için Halil bey. Anlaşılan bahsi geçen bu iki isim için oldukça karamsarsınız. Selamlar.

  3. Halil DAĞ dedi ki:

    Ben üç kahramanın sahte ve tamamen bir illüsyon olduğuna inanırım.

    İkisini ele almışsınız, üçüncüyü de bilmenize karşın yazınıza almadığınız için ben de anmadım.

    Tarih bu üç illüzyonun yarattığı yanılgıları hiç iyi yazmayacaktır…

  4. Ahmet AY dedi ki:

    Ben Halil Bey gibi düşünmüyorum:
    Türkiye Cumhuriyetini statükocu, içine kapanık, yarınlara ait projesi olmayan bir konumdan uygar, özgürlükçü, “dünya sahnesinde ben de varım” diyebilen bir seviyeye getiren bu iki siyasetçiyi yanlışlarına “şerh” koyarak saygıyla anıyorum.