Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Orta Asya’dan Anadolu’ya

Nuray KAYACAN

18 Nisan 2012 00:00

Yorum Yapılmamış

Doğa, tarih, kültür hepsi var Bilecik’te. Tek eksiği, yemek yenecek yerlerin çok ama çok kısıtlı olu

Ertuğrul Gazi Mescidi (Kuyulu Mescidi.Borcak Camii, Çelebi Sultan Mehmet Camii (Çarşı Cami), Hamidiye Camii, Balaban Camii ilk etapta sayabileceğimiz camiler. Lakin bunların içerisinde Osmanlı Devleti’nin ilk mescidi olan Kuyulu Mescit’in ayrı bir önemi var. O kadar küçük ki, bir yıl öncesine kadar burada hiç Cuma namazı kılınmamış. Cami imamının gayreti ile artık Cuma namazı kılınabiliyor. Elbet cemaat bir elin parmakları kadar, lakin niceliğin ne önemi var azizim, mühim olan nitelik değil mi?

Kayı aşiretinin Söğüt’e geldiği dönemde yaptığı ilk mescit olan Kuyulu Mescit, Osmanlı devrinde birkaç defa yıkılınca kuyusu da kaybolmuş. Aradan asırlar geçtikten sonra kayıp kuyu ortaya çıkarılmış. Mescidin içinde olan 7 metre derinliğindeki kuyu, çevre düzenlemesi sırasında tesadüfen bulunduktan sonra, içi temizlenip, ağız kısmı onarılarak ziyarete açılmış. Yaklaşık 750 yıllık mescidin tam girişine kuyu yapılmasının önemli bir sebebi de Rum Mahallesi’ne kurulan mescide, su alma bahanesi ile gelen Gayri Müslimlerin İslam’a ısındırılması, ibadetin öğretilmesi. Yani bu stratejik bir kuyu… Özellikle mescit çevresindeki Rum evlerinin restore edilmesi dönem ambiyansının ortaya çıkarılması açısından gayet hoş olmuş.

Kaymakam Sait Bey Çeşmesi

Söğüt Meydanında, parkın yanında bulunan bu çeşmeyi Söğüt de kaymakamlık yapmış olan Sait Bey 1914 yılında yaptırmış. Neoklasik ölçülerde ve dört tarafındaki Kütahya çinileri ve süslemeleri ile küçük ve zarif bir eser. Çeşmeyi özel kılan ise sadece üç tarafının işlevsel olması, bir tarafının kör bırakılması. Burada abdest alınırken kıbleye arkasını dönerek saygısızlık yapılmaması düşüncesi. Bu da duyarlılığı ve saygıyı ifade ediyor. Şekilcilik mi, belki evet. O kadarı bile yoksa bizde, şekilciliğe bile evet. Günümüz kaymakamlarına örnek olur ümidiyle…  

Osmanlı Devleti’nin ilk kadısı Dursun Fakih Türbesi

Dursun Fakih, Şeyh Edebali’nin damadı, Osman Bey’in bacanağı. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemekte. Karamanlı olduğu bilinen Dursun Fakih, Şeyh Edebali ’den Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Usul ilimleri talim etmiş. Osman Bey ile birlikte pek çok gazaya ve fetihlere katılmış. Katıldığı bu seferlerde askerlerin imam hatipliğini ve vaizliğini yapmış. Devletin bağımsızlığının bir nişanesi olan Osman Bey adına ilk hutbeyi Karacahisar’da okuyan Dursun Fakih Osmanlı Devleti’nin ilk kadısı. Türbesi ilçeye bağlı Küre beldesinde, Söğüt-Bilecik karayolu yakınında huniyi andıran bir tepe üzerinde.

Hamidiye Camii (Çifte Minareli Camii)

II. Abdülhamit tarafında 1905 yaptırılan caminin kare planı tek kubbesi çift minaresi var. Duvarlar kırımızı kesme taşlardan örülmüş, kubbesi kurşunla kaplanmış. Pencere aralarında panolar yapılmak suretiyle çiniler yerleştirilmiş. Cami Hamidiye İdadisi olarak bilinen bina ile birlikte karşı karşıya inşa edilmiş. Çift minaresinin mimarisi dikkat çekici. Minareleri sebebi ile Çifte Minareli Cami olarak da biliniyor.

Hamidiye İdadisi

Hamidiye Cami’si ile birlikte II. Abdülhamit tarafından yaptırılan iki katlı taştan yapılmış bina Osmanlı sivil mimarisinin iki örneğinden biri. Cephesinde giriş kapısı üzerinde, İstanbul’da yaptırılmış dokuz manda arabası ile taşınarak getirilen bir Osmanlı Arması yer almakta. 1903 yılında II. Abdülhamit tarafından Hamidiye Camisi ile birlikte, Saray Muhafız alayına asker yetiştirmek için yaptırılmış. Kesme taştan iki katlı olan binanın giriş kapısı üzerinde Sultan Abdülhamit’in tuğrası bulunmakta. Bu tuğra İstanbul’da yaptırılmış ve dokuz manda arabası ile taşınarak Söğüt’e getirilmiş.

Yörük Bayramı, Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Söğüt Şenlikleri

Her yıl Eylül ayında Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde düzenlenen geleneksel şenliklerde yapılan protokol konuşmalarını takiben Mehteran konseri, Cirit gösterileri, Yörüklerin halk oyunları, misafir folklor ekiplerinin gösterileri ile resmi geçit yapılarak, önceden hazırlanan şifalı pilav dağıtımına başlanıyor. Şifalı pilavın yenilmesinden sonra misafirler uğurlanıyor ve tören sona eriyor. 

Bu şifalı pilav olayı tüm seneye yayılmalı. Gelen turist bu pilavdan yemek isteyecektir, ayrıca günübirlikçi turistin yöreye katkısı bu tür markalaşmalarla mümkün olabilir. Konya’ya giden nasıl etli ekmek yemeden dönmüyorsa, Söğüt’e gelen de şifalı pilavdan pekâlâ yemek isteyebilir. Doğa, tarih, kültür hepsi var Bilecik’te. Tek eksiği yöreye özgü veya değil, yemek yenecek yerlerin çok ama çok kısıtlı oluşu.şu

Okunma Sayısı: 75
Kategori: Nuray KAYACAN

Yazarın Diğer Yazıları

Skandal

Biz ülke olarak skandalları gayet kolay atlatabilen bir milletiz sanırım. Bu Ergenekon davası, her gün...

Sıkıldık Gayri

Ahmet Altan'ın Taraf Gazetesi'ndeki köşesinde (14 Ağustos) Gürcistan, Osetya, Rusya üçgeninde hatta Amerika’yı da...

Türban Çıkmazı

Yaz geldi geçiyor, herkes tatilde ama gündem dur-durak tanımıyor. Full çekiyor maşallah. Çeteler, patlamalar, orman...

Ne Hale Geldik?

Evrim diye bir teori var ve bu teoriye göre her ırk bir şekilde evrimleşiyorsa biz...

İlkler Şehri Bilecik

Osmanlı'yı kuran Ertuğrul Gazi ve Osman Gazi bu topraklarda topraklarına toprak katmış, Orhan Gazi bu...