Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

O Çakalların Çobanıydı


23 Mart 2017 00:04

Yorum Yapılmamış

Rus Yahudi’si Brzezinski, baronların en iğrençlerinden biri olan David Rockefeller’in iki akıl hocasından biriydi. Diğeri ise Alman Yahudisi ve İngiliz istihbaratının önemli adamlarından Kissinger.

Batılı yazarlara göre batıl(ı) dantellektüel çakalların çobanlığını David yaparken, çoban köpekleri ise Brzezinski ve Kissinger’dir.

Bugün insanlığın ve Türkiye’nin de başının belası olan Cargill, bu kan emicilerin ürünü, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) adlı musibet ise Cargill’in ürünüdür. İşlevini yitiren örgütlerini GATTledip yerine DTÖ’yü kurarak, sınai mülkiyet, patent, tohum, telif ve ticareti kontrol altına alarak, -aslına bakarsanız- kendileri açısından muazzam bir iş başarırlar. Çünkü DTÖ demek, ülkelerin, şirketlerin ve dolayısıyla şirketlerin özgürlüklerinin yok edilmesi demektir.  CHP’lilerin bugün pişkin pişkin attıkları nutuklara bakmayın öyle 21 bin sayfalık belgeleri hiç okumadan DYP-CHP (SHP) koalisyonunda apar topar meclisten geçiren onlardı.

O gün Başbakan Tansu Çiller‘di. Yardımcıları ise Erdal İnönü, Murat Karayalçın, Hikmet Çetin ve Fikri Sağlar… İşte o gün bir kez daha teslim oluruz batıya.

O SSCB’Yİ, STALİN DE ONU KORUR

Rockefeller ailesi dendiğinde, Rostschild ailesi, Alman Yahudileri ve Rus Yahudileri asla akıldan çıkarılmaması gerekiyor. Çünkü arkadaki güç bunlar.

Bir örnek vermek gerekirse, SSCB’yi kuran ekibin içinde Yahudi olmayan tek kişi Stalin’di. O da Masonların has ve en acımasız itlerinden biriydi. Stalin, 1935’de SSCB’de yatırımı olan tüm yabancı şirketlere el koyar. Bunun tek istisnası Rockefeller’in Standart Oil’i yani bugünkü Mobil‘dir. Bunun nedeni ise ABD’nin 1933’de SSCB’yi tanıması için lobi ve baskı yapan ve önceki gün cehenneme taşınan David’in babası John’dur. Çünkü SSCB, kurucu unsurları ve ideoloji açısından fiilen bir Yahudi devletiydi.

BARONLAR ARTIK ETKİN DEĞİL Mİ?

Şimdilerde Rothschild ve Rockefeller’in eskisi kadar etkin olmadığı söyleniyor. Bu elbette hem doğru, hem de bir aldatmaca… Dün ekranda bir arkadaş, Rockefeller’in servetinin Bill Gates’ten, Facebook’un sözde kurucusu Rus Yahudi’si Mars Zuckerberg’den bile az olduğunu, etkinliklerini 1970’li yıllarda kaldığını söyledi. İnanamadım… Bu nasıl söylenir? Demek ki meseleyi yeterince bilmiyorsunuz.

Rothschild ve Rockefeller’in elbette ilahi bir gücü yok. Herkes gibi beşerler. Hakk’ın karşısında bunların esâmesi mi okunur? Lakin hiçbir ahlakî değeri, dolayısıyla sınırı olmayan, dünya servetinin hâlâ en az yarısını kontrol eden bir güçten söz ediyoruz. Birkaç bin lira ile satın alınacak milyonlarca insanın cirit attığı bir dünyada düşmanı küçümsemekte neyin nesi?

Bu akbabaların her şeye gücünün yettiğini söylemek Allah (c.c.) muhafaza şirk bile olabilir. Ama beşeri açıdan etkinliklerinin, ülkemiz de dâhil tüm dünyada sürdüğünü reddetmek de akılla bağdaşır şey değil. Pek çok sektörün hâlâ belirleyicileri bunlar.

Bunların karşısında Bill Gates ve Mars Zuckerberg de kim ki? Onlar olsa olsa bunların çırağı olur. Kaldı ki Bill Gates Vakfı, tüm baronların dünyadaki tohum avı ve ölümcül çocuk aşılarında bunların misyon şefliğini yapmakta. Bill’in maskesini yırtıp attığınızda arkasından bunlar çıkar. Tıpkı Rothschild ve Rockefeller’in maskesini yırtıp attığınızda iblisin çıkması gibi.

BUNLAR NEDEN BU KADAR ‘FAKİR’LER?

Kimse unutmasın ki, bunların üzerinde hiçbir servet kaydı bulunmaz. Varlıkları başkalarının üzerinde ya da RIT veya Rockefeller Vakfı gibi vergi kaçırma, devletleri soyma ve servet gizleme müesseselerindedir. Kendi yayınladıkları zenginler listesi dalaveresine bakıp hüküm vermek bizi yanıltır.

Bizim, Kur’an’ın hannas ismini verdiği insan görünümlü şeytanları anlatmamızın sebebi, onlardan korkulması gerektiği için değil, düşmanın tanınması ve ağına düşülmemesi içindir. Örnek verelim –istisnaları sakın alınmasın ama– bunların Londra, New York ve Pensilvanya’daki üniversitelerine çocuklarını okutmaya gönderen ve buradan gelenleri devlete veya şirketine yönetici yapmak için çırpınanlara demek gerekir ki, ‘iyi düşündün mü? Yoksa son pişmanlık fayda vermez.’

Bunların pis işleri anlatmakla bitmez. Kitaplar yazmakla da sona ermez. Mesele şu: Basiret ve feraset kanallarınızı kapatırsanız, yem yaparlar. Bu güne kadar tümden yok edememiş olmaları başarısızlıklarından değil, her şeye güç yetiren, mazlumları ve geleceği muhafaza eden Allah Azze ve Celle’nin koruması sayesindedir.

Galiba konuya daha fazla devam edeceğiz, çünkü dert büyük, akıllar ve dolayısıyla bilgiler karışık. Bu yüzden önceki yazımızda temas sözü verdiğimiz noktalar ile devam edelim.

MESSEQUS DOLARLARDAN BİR DAĞ

Fransız nebatat âlimi Messequs, ‘dolardan bir dağ’ olarak tanımladığı kâfir David ile yaşadığını şöyle anlatır: Guadeloupe’de bir konferans sonrasında Martinik Valisi Dolplanque yemeğe davet etti. Yemekte 1,70 boyunda, 45 yaşında küçük bir burjuva olan David Rockefeller de vardı. Amerikalılar elinizi sıkarken 40 yıllık dost gibi davranırlar, bir fikri denemeden vazgeçmezler ama size de asla bağlanmazlar.

Belli ki hakkımda David’e bilgi vermişler. Söze girdi David: Sizinle tanışmayı çok arzu etmiştim. Sizin bitkilerle hastaları iyileştirdiğinizi duydum tıpkı eski çağlarda olduğu gibi. Günümüzde, kimya artık tabak­larımıza konuldu, banyolarımıza girdi, ayda yürüme­mize yardımcı oldu, bize bir yandan can bir yandan ölüm getiriyor. Sizde çelimsiz otlarınızla kimyanın kar­şısına çıktınız. Çok hoşuma gidiyor. Çok cesursunuz. Bütün bunları bana yarın özel adam Senmartin’e gelir anlatırsınız. Kim bilir belki de orada yeni bitkiler bulursunuz da büyük para kazanırız. Havanın iyi gide­ceğini düşünerek gelirsiniz dedim. Doğrudan doğru­ya bizim rıhtıma yanaşırsınız. Bizde ne ararsanız var­dır, atom sığınağı bile. Yıllarca sürecek bir savaşa dayanacak durumdayım. Yalnız malikâneme girip çıkmak için hiçbir yol yok.

Adanın içerlerindeki toprak­ların sahipleri bana ufacık bir toprak parçası bile sat­maya razı olmalıdır. Baha “her şeyi satın alabilirsi­niz ama bizim topraklarımızdan ufacık bir parçayı al­maya servetiniz yetmez” dediler. Ben de bu yüzden adaya bir korsan gibi yerleştim; burnumu denize çe­virdim.

David Rockefeller bana yığınla soru sormuştu; Na­sıl tedavi ediyormuşum? Bir yılda kaç hastaya bakıyordum! Başarı ve başarısızlık oranım ne kadardı? Hemen işi rakama, hesaba vurmuştu. Onu asıl şaşır­tan, bitkilerin şifalı etkisi değildi, kullandığım derme çatma usullerdi. Boyuna tekrarlıyordu: “Çok basit, çok basit”. Kafasında hektarlarca toprakta ilaçlık bitkiler yetiştirdiğimi, bunları endüstriye uygulayarak ilaç haline getirdiğimi kurmuştu. Ona, şunları söylediğim zaman çok şaşırmıştı:

“Haklısınız ama dediğiniz şey imkânsız. On sekiz yıldan beri köyümdeki insanlar benim için bitki toplarlar. Otların bana gelmesi de kolay olmuyor. Ön­ce Gavarret’ten epey uzakta bir istasyona taşımaları gerekiyor: Karışık bir ulaştırma işi. Üstelik de çok pa­halıya mal oluyor. Ben de Paris yakınlarında yetiştir­meyi denedim. Elde ettiğim bitkiler çok güzeldi. Köy­den tabii gübre getirtmiş kimyasal gübre kullanmamıştım. Çok iyi ürün aldım. Yalnız hastalarıma hiç faydası olmadı. Bununla beraber nedenini de kimseye açıklamadım. Sonunda yine babadan kalma usullerle bitkimi toplatmaya başladım.

– Yazık. Para kazandıracak bir yol değil bu. Peki, ilk önemli müşteriniz kim oldu?

– Bir dilenci. Tedavi etmek için üstüne de para vermiştim.

– Ah, şu Fransızlar! Siz bir türlü adam olmazsınız.

Ona mutluluğumu anlatmam imkânsızdı, dolarda ölçü bilmiyordu.  O kahkahaları basarken ben de ‘dilenciden sonra bu kez de meteliksiz bir rahibe. Ondan da bir şey alabileceğimi sanmı­yorum, hepsi dilencilerden beterdi…

Rockefeller bana ‘benim Amerika’da dev arazilerim var. Benimle gel, orada dilediğin bitkiyi ek, yetiştir. Orada her türlü imkân seni bekliyor. Ben de ‘ah siz zenginler, bu gerçeği anlamıyorsunuz, sizin yönteminizle insanlar şifa değil dert sahibi olur…’ diyerek devam eden çeşitli konuşmaları var.

Burada mühim olan şey, David’in ve bunlar tarafından zihinleri kirletilen tayfanın bakış açısını görebilmek. İnsanlık için masalarındaki aşağılık hedefleri görebilmek.

Daha devam etsem okurlar yine uzun yazdın, gerçi ne zaman kısa yazıyorsun ki diyecekler. Allah ömür verirse bu bahse devam ederiz. Hatta daha çok devam edeceğiz inşaallah!

Ama şunu belirtmekte yarar var: Söz konusu kişilerin önemi yok. Tarihte bunlar gibi çok firavun, nemrut geldi geçti. Her biri şeytanla iş tutup, Allah ile savaştı ve hezimete uğrayıp cehenneme gitti. O halde mühim olan şey, bunların tuzağına / ağına / ateşine düşmemek. Çünkü bunlar bazen hoca, bazen şeyh, bazen kadın, bazen makam, bazen servet kılığında karşımıza çıkabilirler. Şöhret, şehvet ve ihtiraslarımıza kapılıp yem olmamak büyük bir zaferdir, lakin yetersiz. Bunlarla mücadele etmekte her Müslüman’ın üzerine vaciptir, farzdır.

La Ğalibe İllallah, vesselam!

Okunma Sayısı: 173
Kategori: Kemal ÖZER
Etiketler: , , , ,

Yazarın Diğer Yazıları

Ya Şimdi Yahut Bir Asır Daha Esarete Devam

Hilafet, Müslümanları Hz Peygamber (s.a.v.)’in sancağı altında toplama makamı. Onun varlığı Müslümanlar için umut, düşmanlarımız...

‘İlaç’ Savaş ve Suç Ürünüdür

Başlığımız bir ironi ihtiva etmez, aksine gerçeğin ta kendisidir. Şöyle ki, bugünkü ilaç endüstrisi yahut...

Kemalizm: Türkiye’nin Çıkmaz Sokağı

Mustafa Kemal’i ölüme götüren İnönü, 27 Mayısçılar, 12 Eylülcüler ve 28 Şubatçılar zulümlerini neye sığınarak...

Öldüren Işınlar

Bilim ve endüstri bizim neyimiz olur? Yahut şöyle soralım; bilim ve endüstri bizim dostumuz mu,...

İnsanlığı Virüsle Terbiye Yahut Virüslerle İnsanlık Arasında Harp

insanlık, mobil haberleşme teknolojisinin ilki olan 1G ile 1984’de tanışmıştı. Mâlum buradaki G ‘generation/nesil’ kelimesinin...