Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Liberalizm, Kapitalizm ve İslam

Kaan GÖKTAŞ

07 Şubat 2012 00:01

3 Yorum

Son model jeep'le gezen türbanlı hanımlar, lüks restoranlarda yemek yiyen badem bıyıklı erkekler. Sakalını sünnete uygun traşlamış, imam nikahlı ikinci eşine kentin lüks rezidanslarından birini kiralamış zamparalar…

Beş vakit namazını kılıp, İslami bankacılık kurumlarından "kar payı" yiyenler… Cuma namazı bitince, "alışverişe" kaldığı yerden devam edip, vergi kaçırmak için kırk takla atan arsız esnaflar… Yılda bir kez zekat verip, onun için de yastık altındaki parasını, karısının dizi dizi burma bileziklerini, kiradaki dairesini, dukkanını dirhem dirhem hesaplayanlar. Yerli dizilerin, Yeşilçam filmlerinin komedi unsuru, paragöz, üçkağıtçı, fırıldak "hacı" amcalar…

 

(Teori Dergisi'nin Şubat 2012 sayısı için hazırladığım yazıdır.)

Neo-liberalizmin, modern muhafazakarlığın, yeni sağın, ismine ne dersek diyelim, temelde kokuşmuş insanlık değerlerinin önümüze koyduğu tablo maalesef bu…

 

Zekatı yılda bir kez, kaşığın sapıyla ver. Alırken kepçeyle al… Biriktir, istifle… Bankaya yatır, "kar payı" diyerek Allah'ı kandır. Biriktirdiğini etrafındakilerle yarıştır…

Musallat olduğu her topluma ayrı ayrı tablolar çizen, ancak biraz yukarıdan bakıldığında büyük resmin her ülkede aynı olduğunu gördüğümüz kapitalizm, İslam coğrafyasına da bu imajı uygun görmüş, bu rol-modeli oturtmuş.

"Elhamdülillah müslumanım" diyerek ağızlarından Allah'ı eksik etmeyenler, aslında malın mülkün kölesi… Aslında onların rabbi, mevlası para ve para çarkının başındakiler…

Oysa Kuran, 1400 yıl önce ekonomik bir devrim yaparak kapitalistlerin çarklarını, Müslüman halklar nezdinde bir daha işlememek üzere kırmıştı…

Lütfen dikkat! Kuran, o devirde dünya ticaretinin merkezlerinden birine inmişti. Yine dikkat, vahyin muhattabı Muhammed, çok başarılı bir ticaret ehliydi.

Zamanın konjonktürüne ve hitap ettiği kişilere baktığımızda, devrin kodamanlarını yanına çekip onların gönlünü hoş etmek, böylece avamı da rahatça etkileyebilme imkanına sahip olan Muhammed, hepsinin nefretini üstüne çekmek pahasına, ilahi emrin ilk uygulayıcısı olmuş ve Arap coğrafyasında sosyal-demokrasi devrimini gerçekleştirmiştir.

Yeri gelmişken, bir tespitte bulunmanın da faydası var. Kuran'ın önerdiği devlet-toplum modeli, günümüz terimleriyle ve karşılıklarıyla bakarsak, bilimsel sosyalizm ile sosyal demokrasinin ortasında bir yerde yer alır. Örneğin bankacılık sisteminde, serbest piyasa ekonomisine tanıdığı sınırlı tolerans sosyal demokrasiyi andırırken, yastık altı ekonomisine karşıtlığı ve elde bulunan ihtiyaç fazlası malın tümünün, toplumun belli dezavantajlı kesimlerine dağıtılmak üzere ekonomiye katılmasını emreden yardımlaşma modeli, tam anlamıyla sosyalist bir uygulamadır. (Bu konuyu inşaallah yakın zamanda İslam-Sosyalizm başlığı altında daha genişçe işleyeceğiz.)

FAİZ VE İSLAM…

İslam'ın ve Kuran'ın ekonomik emir ve yaptırımları konu olduğunda ilk gündeme gelen, "faiz" konusudur. Çoğunlukla yanlış bilinmekle birlikte, Kuran faize tamamen karşı değildir.

Faiz olarak çevrilegelen "er-riba" kelimesi Kuran'da çeşitli yerlerde geçmesine rağmen, konuya ışık tutacak ayet öbeği, Bakara Suresi'ndedir :

"O ribayı yiyen şu kişiler, şeytanın bir dokunuşuyla çarptığı kişinin kalkışından başka türlü kalkamazlar. Bu, şüphesiz onların, ”Alışveriş, riba gibidir” demeleriyledir. Oysa ki, Allah, alışverişi helal, bu ribayı haram kılmıştır. Kendisine Rabbinden bir öğüt gelip de yaptığından vazgeçenin geçmişi kendisine, işi Allah’adır. Ve kim ki yeniden dönerse, işte onlar ateşin dostlarıdır. Onlar orada sürekli kalacaklardır. / Allah, ribayı yok eder, sadakaları da artırır. Allah, tüm aşırı nankör ve günahkar kimseleri sevmez. / Şüphesiz iman eden ve salihatı işleyen, salâtı ikame eden ve zekâtı veren kişilerin Rabbleri katında mükâfatları vardır. Ve onlar üzerine hiçbir korku yoktur, onlar üzülmezler de. / Ey iman etmiş kimseler! Eğer müminler iseniz, Allah’a takvalı davranın ve ribadan kalanı bırakın. / Artık böyle yapmazsanız, o zaman Allah ve elçisinden size savaşı bilin. Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. Haksızlık etmezsiniz, haksızlığa da uğramazsınız. / Eğer o (borçlu), darlık içindeyse, kolaylığına kadar mühlet! Eğer biliyorsanız, sadaka olarak vermeniz, sizin için daha hayırlıdır."

Ayetlerden görüldüğü gibi, Kuran ribayı yasaklamış, alışverişten elde edilen karı ise serbest bırakmıştır. Ayrıca inananlardan, ribadan kazandıkları haksız kazancı elden çıkarmalarını / bağışlamalarını istemiş, ana paralarını / öz mal varlıklarını ise dokunulmaz ilan etmiştir.

Bağlantılı diğer ayetleri de incelediğimizde, "riba" kelimesinin sadece faize indirgenmesinin doğru olmadığını görürüz. Riba'dan kasıt; abartılı yüksek faiz, yani tefeciliktir. Riba, üretmeden, üretime katkıda bulunmadan ve ekonomiye artı değer katmadan elde edilen kazançtır.

KURAN, TEFECİLİĞİ YASAKLAR.

"Yüksek faizin ekonomi için sağlıksız olduğu bilinen bir gerçektir. Kuran'ın yasakladığı riba, yani tefecilik, iş yapma ve geliştirme amacıyla serbest piyasada alınan borçlar konusunda olmayıp zaruri ihtiyaçlara harcanmak amacıyla bireyler tarafından alınan borçlarla ilişkilidir. Daha önceki ve sonraki ayetlerle birlikte değerlendirildiğinde burada kınanan tefeciliğin banka faiziyle bir ilişkisi olmadığı anlaşılır. Serbest piyasa ekonomisi paranın değerini belirler. Kuran ayetleri bu konuyu ticaret ve kar bağlamında değil zekat ve sadaka bağlamında işler. Bireylerin zaruri ihtiyaçlarını sömürenler, tefeciliği ticaret diye savunur.

4:161 Men edildikleri halde tefecilik yapmalarından ve halkın parasını haksızlıkla yemelerinden ötürü… Onların inkarcılarına acıklı bir azap hazırladık.

 

3:130 İnananlar, faizi kat kat arttırılmış olarak yemeyin. Başarılı olmak için ALLAH'ı dinleyin." (Edip Yuksel – Mesaj : Reformist Kuran Cevirisi.)

İşini geliştirmek, yüz yerine bin kişi çalıştıracak yatırım yapmak, yeni iş yerleri açmak gibi amaçlarla alınan krediler, şüphesiz ki toplumsal ekonomiyi olumlu yönde etkiler. Bu kredilerin karşılığında, topluma artı değer katarken, kendisi de kazanan kişinin, aldığı borcun karşılığında belli bir fark ödemesi de, çarkın dönmesi ve bankacılık kurumlarının yaşaması için zaruridir.

Kuran'ın yasakladığı şey: bu tip kredilerin faizleri değildir. Evlenmek, ev kurmak, çocuklarını okutmak, borçlarını ödemek gibi amaçlarla, yani insani ve zaruri ihtiyaçları gidermek amacıyla alınan borçlara ödenen faizler yasaklanmıştır. Temel mutfak / günlük alışverişler için kullanılan kredi kartları ve bu kartlara işleyen tefe faizleri de bu kapsama girer.

Kuran, zaruri ihtiyaçların üzerinden prim elde etmeyi yasaklar. Özetle, Kuran'ın yasağı, insanlık onurundan para kazanana karşıdır.

Kuran, borçlunun gerçekten borcunu geri ödeyemeyecek durumda olması halinde, alacaklının borcu silmesini emrederken, vahşi kapitalist sistemin, "borç transferi" ya da "ihtiyaç kredisi" gibi sistemlerle, zaten zor durumda olan kişinin borcuna borç katması, muhtaca parayla para satması tefeciliktir. Kuran'ın "riba" yasağı işte bu insafsızlığa karşıdır.

Kuran, ribaya yasak koyarken, aynı zamanda çalışmadan, üretmeden, rahat bir yaşam hayaliyle ve "refah toplumu" vaadiyle yattığı yerden para kazananların önüne set çekmiştir. Bunun için, para-mal biriktirmeyi ve bu biriktirilenlerle övünmeyi-yarışmayı da yasaklayan Kuran, emek sarf edilmeden elde edilen her türlü yüksek geliri haram kılmıştır.

İSLAMİ BANKACILIK YALANI

Ancak, Kuran'ın bu kesin hükmüne rağmen, hem liberalist-kapitalist olup paraya, hem de Müslüman olup Allah'a kulluk ettiklerini iddia edenler, uydurdukları "faizsiz bankacılık" ya da "İslami finans" gibi sistemlerle, Allah'ı kandırmaya çalışmaktadırlar.

İslami bankacılık denilen sistem, koca bir yalandan ve kandırmacadan ibarettir. Eskilerin "hile-i şeriyye" dedikleri şekilde, Allah'a karşı hile yapmaya çalışanlar, şirk ve küfür içindedir.

İslami bankacılık ya da faizsiz bankacılık modeli, sistemin temeli ve mantığı açısından mümkün değildir. Bu sistemlerin işleyişine bakıldığında, kara da zarara da ortak olunan bir borçlanma modeli ile, sözde ticaret yapılıyor ve ticaretten "helal" kazanç elde ediliyor gibi görünülse de (“İslami” kredi modellerinde çoğu zaman araya bir “hülleci” konularak, hayali bir zararına satış yapılır ve alacaklıya “faiz” değil, vadeli ana borç ödendiği iddia edilir.), aslında liberalizmin kurallarına göre faaliyet gösteren X Bankası ile, İslami bankacılık yaptığını iddia eden X Finans arasında bir fark yoktur.

Diyelim ki, iş yerinizi geliştirmek için, X bankasına giderek, 10 Bin Lira kredi aldınız. Banka, size verdiği bu parayla, iş hacminizi geliştirmeniz, doğal olarak daha fazla para kazanıyor oluşunuz karşılığında, bu kazancınızdan bir miktar pay alır. (Ancak burada senaryo, her daim kar ettiğiniz üzerine kuruludur. Zarar etmeniz ya da borcunuzu ödeyemeyecek durumda olmanız, bankayı bağlamaz. Banka, verdiği ana para ve faiz fazlasını sizden her durumda tahsil eder…) Aynı şekilde İslami finans kuruluşu da, kendisinden aldığınız parayla, işinizi geliştirmeniz karşılığında, size belli bir oranda, belli bir süreyle ortak olur ve karınızdan pay alır. Yani aslında, iki kuruluş da, kazancınızdan faiz almıştır.

Tam tersi senaryoda, kenardaki 10 Bin Lira paranızı, X bankasına yatırdığınızda, bankanın paranızla çeşitli yatırımlar yapması ve gelir elde etmesi karşılığında, siz bankanın bu artı değerinden pay alırsınız. İslami finans kuruluşunda da, şirkete "kar ortağı" olursunuz ve sizden topladığı paralarla yaptığı ticaretlerden elde ettiği kardan, hisseniz, yani yatırdığınız para oranında pay elde edersiniz. İki kazanç da, bir emek ortaya sunmadan ve riske girmeden elde edilen kazançtır. Zira, bankanın zarar etmesi durumunda, ana paranızda bir eksilme olmaz. İşte bu, tefeciliğin bir başka türüdür ve Kuran'ın "riba" diyerek yasakladığı haksız kazançtır. Kurumun tabelasında banka ya da finans kurumu yazması, sözleşmede faiz ya da kar payı olarak belirtilmesi bir şeyi değiştirmez.

İşleyen bir finansal sistemin devamı için kurumların bireylerden aldığı pay ayrıdır, bireylerin kurumlardan pay alıp hiç bir şey yapmadan kazanması, daha çok kazanmak için daha çok biriktirmesi ayrıdır…

KURAN İŞÇİNİN HAKKINI SAVUNUR.

Kuran'ın ekonomi politikası, üretmek ve artı değer yaratmak üzerine kuruludur. Üretimin sacayaklarından biri iş gücüdür. İstihdam, aynı zamanda toplumsal refahın artmasına da katkıda bulunur. Kuran'da çesitli ayetlerde bir çok defa alin teriyle, emek vererek kazanılan ücretin helal olduğu işaret ve teşvik edilmiştir. Aynı zamanda, emek sahibinin hakları da Kuran'ın kanatları altında güvene alınmıştır. Ancak Kuran, bu konudaki detayları, toplumsal kurallara, yasalara ve geleneklere bırakmıştır.

"Ücret, herhangi bir ayetle Allah tarafından belirlenmemiştir. Ücret, işin niteliği, işteki risk faktörü, işçinin kalifiye oluşu, yöresel şartlar, sosyal ve ekonomik şartlara göre, adalete, hakkaniyete uygun; işçinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin rahat yaşayabilmesi için yapmak zorunda olduğu masrafları karşılayacak ölçüde kamu otoritesinin nezaretinde işçi ve işveren arasında karşılıklı rıza ile belirlenir." (Hakki Yilmaz – Tebyin-ul Kur'an)

KURAN, YASTIK ALTI EKONOMİSİNİ YASAKLAR

Kuran'ın çizdiği ekonomi modelinde, yasaklananlardan biri de "kenz"dir. Kenz, sözlük anlamı olarak "saklı kalmış para-altın-eşya" demektir. Kenz, üretime, istihdama ve ticarete katılmayan, bankada ya da yastık altında tutulan ihtiyaç fazlası her türlü para, altın, gümüş ya da maldır. Dolayısıyla kenz, biriktirmek, stoklamak ve bundan geçinmektir.

Yeme-içme, eğitim, giyim-kuşam, binit (otomobil), ev gibi asli ve asgari ihtiyaçlar harici artan her türlü menkul ya da gayri menkul, kenzin kapsamına girer.

İki kişilik ailede ikinci otomobil, kenzdir. Yazlık ev, kenzdir. Bankada ya da yastik altında istiflenen, biriktirilen para ya da altın da kenzdir. Kira geliri kazanılan arsa, dükkan, daire vs. de kenz ve riba olarak değerlendirilebilir.

"Allah, tedavülde olması gereken değerlerin tümünün, ihtiyaç fazlası olanlarının infak edilmesini emretmiş, kenz edip infakta bulunmayanların de dünya ve ahirette cezalarını çekeceği ihtarında bulunmuştur.

Ey iman etmiş kişiler! Şüphesiz, hahamlardan, rahiplerden birçoğu kesinlikle insanların mallarını haksız yere yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Ve altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayan kimseler, hemen onlara acıklı bir azabı müjdele!

 

O gün, biriktirdikleri altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak: “İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi, şimdi tadın şu biriktirmiş olduğunuz şeyleri!”(113/9, Tevbe/34-35)

 

Sana neyi Allah yolunda harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan fazlasını harcayın.” (Bakara/220)

 

Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz “iyi adamlık” değildir. Ama “iyi adamlar”, Allah'a, Ahiret Günü'ne/Son Gün'e, meleklere, Kitab'a, peygamberlere inanan; malını akrabalara, yetimlere, miskinlere, yolcuya ve dilenenlere ve özgürlüğü olmayanlara, Allah'a/mala/vermeye sevgisi olmasına rağmen veren ve salatı ikame eden [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturan-ayakta tutan], zekatı/vergiyi veren kimselerdir. (Bakara/177)

Görüldüğü gibi bu ayette zekat ve malın harcanması; infak ayrı ayrı yer almıştır. Müslümanların işe, aşa, istihdama, istihsala ihtiyaçları varken servet; altın, gümüş, döviz, nakit biriktirip; ikinci, üçüncü evler, yazlıklar edinip tedavülde olması gereken değerlerin atıl bırakılması Müslümanlıkla bağdaşmaz. Müslümanlar, “tekasür (çoğaltma yarışı)” yapıp kapitalizm dinine mensup kimselerle birlikte dünyayı cehenneme çevireceklerine, çok çalışıp çok kazanıp hayırlarda yarışarak hem dünyayı cennete çevirebilirler hem de ahirette “mukarrebun”dan olabilirler.

Ve sizi huzurumuza yaklaştıracak olan, mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak kim iman eder ve düzeltmeye yönelik işleri yaparsa, işte onlar; kendileri için yaptıklarına karşı kat kat karşılık olanlardır. Ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler. (Sebe/ 37)" (Hakki Yilmaz – Tebyin-ul Kur'an)

Kuran, biriktirilen mallarla gösteriş yapmayı, kenz-biriktirme yarışı yapılmasını da yasaklar.

KURAN'IN SOSYAL YARDIMLAŞMA MODELİ

Liberalizm, ister eskisi, ister "neo"su olsun, devletin bireylere sağlık, eğitim gibi temel hakları dahi ücretsiz sunmasına karşı çıkar. Sosyal devlet anlayışı, liberalizme göre devletlerin sırtında bir yüktür. Liberalizm, sağlik gibi, eğitim gibi, yaşamı sağlayacak gıda ve su gibi en temel haklardan, sadece parası olanların yararlanmasını, parası olmayanın ise ölmesini emrederken, Kuran temel ihtiyaçlardan artan mal varlığının bağışlanmasını, elde edilen mal ve servetin ekonomiye katılmasını buyurur, insanların zaruri ihtiyaçlarından kazanç elde etmeyi, üretmeden para kazanmayı yasaklar.

Kuran ayrıca getirdiği zekat/vergi modeli ile, toplumun dezavantajlı kesimlerine, sürdürülebilir bir fon ayırır.

Kuran'ın yüzlerce ayette değindiği ve bilinenin aksine yılda bir kez değil, sürekli olarak kazanılan maldan verilmesini emrettiği zekat, temelde bir vergidir ve bu vergi, herkese eşit iş, aş, eğitim, sağlik imkanı yaratmak amacıyla kullanılır.

"Kesinlikle, Allah tarafından bir taksim/zorunlu görev olarak sadakalar/ kamunun gelirleri ancak fakirler, miskinler/ yoksullar, işsizler, o iş üzerine çalışan görevliler/ kamu görevlileri, kalpleri İslâm'a ısındırılacaklar, özgürlüğü olmayan köleler, ağır borç altındakiler, Allah yolundakiler [askerler, öğrenci ve öğretmenler], yolda kalmışlar içindir. Allah her şeyi en iyi bilendir ve en iyi yasa koyandır." (Tevbe/ 60)

Çağımızın önemli din adamlarından Hakkı Yılmaz'ın Tebyin-ül Kur'an isimli eserinde belirttiği "yardımlaşma ve dayanışma sandığı" modeli de, liberalizme karşı Kurani bir alternatif olarak dikkate alınmalıdır.

KAPİTALİZM DİNİ, KURAN'A KARŞI.

Burada bir kaç örneğini verdiğimiz daha onlarca ayette ve başka bir çok konu başlığında İslam, kapitalizmin ve liberalizmin temel değerlerini ve sistemin çarklarını yıkmakta, sosyal devleti ve demokrasiyi ilahi bir emir olarak dünya halklarına sunmaktadır. Ancak ne yazık ki, yazımızın başında belirttiğimiz gibi, para-tapımının yarattığı günümüzün sözde Müslüman imajı, Kuran'ın en temel değerlerine ve emirlerine dahi ters düşmekte, küfür ve şirk batağında çırpınmakta…

Ülkemizde 1950'den sonra şekillenen, Milli Görüş hareketiyle yapılanan ve AKP'nin iktidara gelmesiyle zirve noktasına ulaşan kapitalist sözde Müslüman güruhun evrimine baktığımızda, samimi gibi görünen dindarların zaman içinde kendilerine çizilen role tamamen büründüklerini, stokladıkları mallar-paralar karşılığında, imanlarını sattıklarını ve İslam dininden, kapitalizm dinine düşey geçiş yaptıklarını göreceğiz.

 

Kaan Göktaş – Twitter : @kaangkts

 

Dipnot : Yazıda geçen konuların ayrıntıları için; http://dinkulturu.kaangoktas.net ve
http://bit.ly/zfEdCM adresine bakmanızı tavsiye ederim.

Okunma Sayısı: 151
Kategori: Kaan GÖKTAŞ

Yazarın Diğer Yazıları

Twitter’da Spam Savaşları

Özellikle Gezi Parkı Direnişi olaylarında, Twitter sadece bir sosyal ağ olmaktan çıktı, toplumsal, kitlesel bir...

Derin internet : Deepweb (Bölüm 1)

Deepweb ya da “derin” internet; üzerinde çok geyik yapılan, adeta efsaneleştirilmiş bir kavram. Hem merak...

İnternetten Kitap Satışları Yükselemiyor

Türkiye, yıllık basılan kitap sayısında rahatlıkla dünya liginde top koşturabilir. Kültür Bakanlığı verilerine göre 2012...

Basın Bülteni Nasıl Yazılır?

Firmalar, resmi kurumlar, siyasetçiler, dernekler, sivil toplum örgütleri, bürokratlar, ünlüler… Kısacası medyayla ilgisi olan herkes,...

Ajansların Değişimi Markaları Etkiliyor mu?

İhap Hulusi ismini -hele ki günümüz gençlerinden- kaç kişi hatırlar? Türkiye’de grafik sanatının mihenk taşlarından...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Edip YÜKSEL dedi ki:

    Tebrik ederim bu makale için Kaan. Kuran'da ekonomi ve sosyal yardımlaşma ile ilgili ayetleri sistematik olarak incelemeyi düşünüyorum. Burada "market demokrasisi" ve benzeri kapitalist sistemleri ve dogmaları savunan profesörlerle tartışıyorum. İnşallah yakında bu konuda ciddi bir makale yazacağım. Selam.