Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Kriz, ÖTV Ve Kredi Taksitlendirmesi – II


21 Haziran 2009 00:01

Yorum Yapılmamış

Geleceği ipotek altına alan harcamalar:

Ülke içinde ekonomik sistem, hükümeti buraya taşıyan uluslararası desteğin ekmeğine yağ sürecek şekilde dizayn edilirken sürekli pompalanan “istikrar” olgusuyla tüketim (tüketim malları da ithalatla karşılanarak) sürekli artırıldı. Oysa cari açık rakamlarından da aleni bir şekilde görüldüğü gibi ülke içinde üretilen ekonomik değer talebin her zaman altında kalmıştır. Bu ise dolaylı bir şekilde yeni gelirler yaratılmasını engellemiştir.

Vatandaş bankaların zaman içinde rakamsal bazda düşürülen daha doğrusu faizi düşük gösterilen ama masrafları ile hesaplandığında dünyanın hiç bir yerinde olmayan faiz oranlarıyla kullandığı kredilerle tüketime yöneldi. Ayrıca alışıldık ifadesiyle söylemek gerekirse “peynir ekmek” gibi dağıtılan kredi kartları ile aslında hiç elde etmedikler ve bir kaç yıl boyunca elde edemeyecekleri gelirlere karşılık başkasının parasıyla harcamalar yaparak geleceğini şimdiden tüketmiş oldu.

Kimileri diyor ki: “E onlar da bu kadar kredi kartına yüklenmeseydi, kesesine göre hareket etselerdi”. Olabilirdi, ama bankalarla ilgili mevzuatı ve uygulamaları belirleyen uluslar arası sermaye ve hükümettir. Kör değillerdi ya bunun böyle olacağı belliydi.

Bu soru gerçekten düşünülebilirdi, ancak “Tavşana kaç tazıya tut” misali vatandaşı yokluğa mahküm edip sonra da “kredi kartı alma, kredi kullanma” diyemezsin. Eğer vatandaşa bunu diyorsan bankalara da “dur” diyeceksin. “Kredi kartını neye göre hangi kritere göre dağıtıyorsun” diyeceksin. Bunların hiç biri yapılmamış sonra da dönüp “vatandaş art niyetliydi” demek küfür gibi bir şey. Vatandaşın çaresi yoksa geleceğini bile bile satılığa çıkaracak. Maalesef son yıllarda yaşanan da budur krizi derinleştiren de budur.

Ekonomik krize yönelik paketlerin içeriğine kısaca bakacak olursak; maalesef paketler doğrudan mağduru değil mağdur edeni kollayan bir niteliğe sahip.

Devletin sağdan soldan bulup buluşturup piyasaya veriyorum dediği para tamamen tüketim dışı kanallara akmakta. Devlet vatandaşın parasını krizi çıkaran ahlaksız kapitalizmin kendisine altın tepside sunmaktadır.

Can suyu dendi, bu su kime can verdi? İşinden olan kaç kişinin durumu düzeldi? Para piyasada dolaşırken o da işini bulacakmış? Bırakın bu iktisat teorilerinin yalanlarını. Adamın evi başına yıkıldıktan sonra teoriler gerçekleşse ne olur? Can suyu ancak piyasa yapıcı bankaların kredi hacmini genişletti, onlar da zaten kredileri artık daha yüksek maliyetlerle verir oldular.

Baksanıza dünya yıkılıyor Türk Bankacılığı 7 milyar doların üstünde kar açıklıyor? Hangi bankacılık geliriyle? Yüksek faizlerden ve ödeme güçlüğüne düşenlerin ümüğü sıkılarak elde edilen gelirlerden.

ÖTV dendi, parası olanlar gidip araba vs. gibi içerdeki üretime bir katkısı olmayan ithal ürünleri bir takım avantajlarla aldı. Devletin vatandaştan toplayarak kasasına koyduğu vergiden ettiği fedakarlıkla sınırlı sayıda kapitalist gemisini kurtardı.

Galiba oyunun adı “Gemisini kurtaran kaptan” oyunu. Baksana ne yana dönsek gemisini devletin eliyle kurtaran bir kaptan var.

Devletin kesesinden ve kasasından onca para çıktı, ancak reel olarak durumu düzelen bir vatandaş yok piyasada. Neymiş efendim borsa yukarıymış yok aşağıymış. Ahlaksız bir fenomenle evine icra gelmiş insanla dalga geçiyorlar. Sonra da adı makro göstergeler iyiye gidiyor edebiyatı.

Oysa devletin kasasından söğüşlenen onca para doğrudan transferlerle vatandaşa makul ölçülerde borç olarak aktarılsa ayrıca bankaların gırtlağına yapışıp, yeni bir gelir bölüşümüne gidilse, para aynı gün piyasaya girer. Hem bu şekilde açılan paketlerle vatandaşın gelirinden tırtıklanan paralar yurtdışına transfer olmayacağı gibi yurtiçi üretim kesimi derhal faaliyete geçer.

Ezcümle:

Hükümetin yapması gereken tek şey; kitabını kapitalist burjuvazinin yazdığı ve değirmenine “üç kağıtçı iktisatçıların ve yalancı borsacıların” su taşıdığı çarşaf çarşaf reklam edilen iktisat teorilerini ve IMF’vari reçeteleri bir kenara bırakarak yüzünü vatandaşına dönmesidir.

Gerekirse herkesin borçlarını devlet üstlenip Halk Bankası ve Ziraat Bankası aracılığıyla taksitlendirip vatandaşı bir kere mevcut borç kaygısından kurtaracaktır. Bu bankalar aracılığıyla vatandaşının ayağına gidip gerekirse sıfır faizle oluk oluk kredi akıtmalıdır. Hem böyle bir tavır reel faizleri de aşağı indirirken vatandaşın diğer kredi kurumlarından da uygun krediler kullanmasının önü açılır.

Olmaz diye bir şey yok. Enişteye bir gecede devlet bankasından (Kimsenin vermediği krediyi Halk Bankası ve Ziraat Bankası verdi) 700 milyon dolar verilebiliyorsa vatandaşa da verilebilir. Devlet masrafsızca ve sıfır faizle vereceği bu kredilerden birkaç yıl içinde anapara kadar vergi geliri edebilir. Hesabı basit. Yeter ki iyi niyetli olunsun ve kapitalizmin kemirgen ve sömürgen cenderesine aman verilmesin.

Okunma Sayısı: 91
Kategori: Halil DAĞ

Yazarın Diğer Yazıları

Türk Rus İlişkilerinde Enerji Jeopolitiği

1986’da başlayan doğalgaz işbirliği ile Türkiye Rusya ilişkisi, 20. Yüzyılın sonlarından itibaren farklı şekiller almaya...

Bahçeli’nin Mübarek Elleri

Herkes neden bahsettiğimi hemen anlamıştır. Kurban Bayramı’nın bana göre iki temel klasiği var. Birincisini televizyonlar...

Gezi Sendromu ve Siyasette Ufuk Çizgisi Sorunu

Siyasetçiler çoğu zaman kendi varoluşlarını, kendi varlıklarına dayandırarak gerçekleştirme kapasitesinden yoksun oldukları için kendilerini kabul...

Gezi’nin Gençlerini Anlamak…

Gezi Eylemlerinin ilk başladığı günlere ait bir kaç, tekrar hatırlatmak için…Gezi Parkı, dünyada yeni bir...

Avrupa’da Sol’un Gerilemesi

İddialı ve heyecanlı “Tarihin Sonu” tezine sonradan demarş yaparak bizatihi kendisi son veren Fukuyama, yakın...