Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Kış Garibi

GÜLİSTAN
Zeki ORDU

12 Ocak 2017 00:02

Yorum Yapılmamış

İnsanlar kendisin neden huzursuz eder bilinmez. Her şeyi olumsuz yanıyla ele almak; kendimize ve etrafımızdakilere sıkıntı vermekten öteye gidemez. Hâlbuki kötü gibi görünen her şeyin mutlaka bir güzel tarafı da vardır ve aranmalıdır. Hatta bu güzellikler keşfedilmeli ve yaşanmalıdır. Biz bu güzellikleri bir tarafa bırakıp, işin zor tarafını dile getirirsek, huzursuzluğa kapı açmış oluruz. Küçücük kusurları ve olumsuzlukları büyütmenin, habbeyi kubbe yapmanın âlemi nedendir ki?

Kış elbet zor ve meşakkatli bir mevsimdir. Fakir fukara yakacak ve geçim sıkıntısını en çok bu mevsimde çeker. Çünkü kış soğuktur ve soğuk insan hareketini kısıtlar. Kışın en büyük zahmeti kar ve yağmur değil, soğukla başlar. Çileli bir mevsimdir yani.

Anadolu insanı yıllarca ne kışlar yaşamıştır. Ne ateş tecrübelerinden geçmiş, ne badireler atlatmıştır. Elindeki imkânlara göre yaşamış, halinden şikâyet etmemiştir. Çünkü bazı şeyler insanın elinde değildir. Kışın gelmesi, karın yağması O´nun iktidarındadır ve bu hususta laf etmek insanlara düşmez.

Kışın yağmurda yağar kar da. Kar kışın sembolü olmuştur. Her şeye rağmen yağması beklenir. Karı en çok küçükler bekler ve sever. Yağmasıyla öyle sevinirler ki, mutluluklarını görme gitsin.

Biz çocukken ilk kar ne zaman yağacak diye pencerelerden dışarıya göz atardık günlerce. Her kar yağışında o günleri tekrar yâd eder, garip bir duygu kaplardı içimizi. Garip ve ılık…

Sanki ne zaman yağacağı minicik kalplere doğar ve beklenir yağması. Her sabah pencerelere koşan çocuk sayısı az değildir. Bir misafir gibi beklenir günlerce… Ve yağar sonunda… Belki yaşadıkları evleri bile soğuktur çocukların. Belki soba devamlı yanmaz. Belki de bir kenara büzüşmüş oturanları da vardır.

Sadece bir çorba kaynatılırken yanan bir sobanın ve ocaklığın önünde ısınırlar. Ama karın yağışını beklerler yine, soğuğuna rağmen. Çünkü gönülleri sıcaktır çocukların. Belki de buzdan dağları eritir, minicik yüreklerindeki sevgi ateşi. Kışın derdi ve kahrı çocukları ilgilendirmez. Asıl mücadeleyi ebeveyn vermektedir. Büyükler bilir ki kar yağdığında en mesut olanlar can pareleri olacaktır. Bu yüzden büyükler de bekler karın yağmasını.

Kar beklenen misafirdir Anadolu´da… Gecikmesi hüzün, gelmesi sürurdur. Çocuklar minicik elleriyle avuçlarlar karları; koşarlar, oynarlar üzerinde… Ne kâbustur ne felaket onlar için. Kar; bir gelin kadar taze, bir çocuk kadar saftır. Kapatır muhitin nahoş manzarasını… Örter insanların kirlettiği mekânları… Sonlu günahlara perde çeker. Kar, nimettir, rahmettir. Kar beklenen misafirdir.

Minicik eller morarana kadar oynar karlarla. Sonra hanelerine koşarlar sıcacık yürekleriyle. Ve yüreklerinin bir kısmı dışarıda kalır. Hasret çabuk başlamıştır. Kaloriferli mekânlarda oturanların çoğu bilmez karın güzelliğini. Evden işe, işten eve gidene kadar temas etmesine rağmen şikâyeti vardır. Hâlbuki ne yakıt derdi vardır onların, ne üşüme tasası. Dedik ya bir kere, bazıları tersinden bakarlar dünyaya. Kim bilir, belki ruhlarının kirini hatırlayanlar sevmiyordur karı. Ama Anadolu

insanı şikâyet etmez. Çok şeyden şikâyet etmediği gibi.

Aslında fazla kalıcı değildir misafirimiz. Kısa süre sonra terk edecektir bulunduğu yeri. Kim bilir daha ne zaman uğrar bilinmez. Gidişindeki hüzün, gelişindeki süruru bastırır. Minicik eller artık ceplerde kalmıştır. Daha doyamamıştır misafirine;
yeterince saramamıştır bağrına… Üşütse de ellerini…

Kar temizliktir, saflıktır. Kar arınmadır maddi kirlerden. Sadece yârin, korlanmış gönlündeki harı söndüremez kar. O da sönmesin varsın. Yoksa nasıl ısınır mekânlar, gönüllerde kor olmasa…

Ey kar!.. Yine gel olur mu? Yine kapat yaptığımız kirlerimizi, yine sakla çirkinlikleri. Bize bizdeki karaları hatırlat. Karalarımızı ve yaralarımızı…

Tamam, gücün yetmez gönüllerin hararetine, serinliğin, ne gam. Biz seni severiz yine… Gönlümüzün ateşi ile seni de ısıtırız. Çocuklarımızı, sevindir. Dolayısıyla büyüklerde sevinir o zaman. Bırak seni anlamayan anlamasın. Sana “kâbus” ve “afet” diyenler, sireti/içi suretine/dışına aksedenlerdir. Her kabın içinde ne varsa dışına da o sızarmış. Bizim senden bir şikâyetimiz yoktur. Aslında bizim bir şeylerden şikâyetimiz yoktur. Biz tevekkül sahibi, tefekkür ehliyiz. Sen olmadığın zaman garip sayarız kendimizi. Bizi kendinden mahrum edip garip bırakma. Zaten yeterince kış garibi var… Seni anlamayan, ya da kendini…

Okunma Sayısı: 96
Kategori: Zeki ORDU

Yazarın Diğer Yazıları

Taşova’dan Taşan Gönüller

Taşova Gazetesine 8 Aralık 2020 Salı günü yazdığım “Taşova Özlenir mi” başlıklı yazıma Taşovalılar umduğumdan...

Cihanda Bir Sıhhatli Bir Nefes

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi...

Alpaslan’a Yolum Düştü…

Bazı yerler vardır ki sen araştırmasan bile o bir şeyler söyler. Derler ya bir duruş,...

Gezici Kütüpane

Çocukluk ve gençlik yıllarım bir Karadeniz sahil kesiminde geçti. Yeni okulumuz iki köyün birleştiği yerdeydi....

Taşova’da Sekiz Asırlık Lezzet: Ekşiare

Taşova gizli kalmış bir kültür şehri. Hakkıyla ya tanınmamış veya tanıtılmamış. Öyle veya böyle Taşova’nın...