Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Kırmızı mı, Mavi mi?


24 Mayıs 2020 00:00

Yorum Yapılmamış

 

“Mavi hapı alırsan bu hikâye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın. Kırmızı hapı alırsan, Harikalar Diyarı’nda kalırsın. Ben de sana tavşan deliğinin ne kadar derin olduğunu gösteririm. Unutma… Sana vadettiğim tek şey gerçek. Fazlası değil.”

Morpheus / Matrix

https://youtu.be/LbsfsCnqEu8?list=PLf9BYwhV5gEcsDLoKn4bhKamQNxQXyt36

“Uyku Tanrısı Hypnos ve Gece Tanrıçası Nyx’in oğlu; Düşler Tanrısı” Morpheus,  NEO’ya kırmızı ve mavi hapları uzattığında,  takvimler Milenyumun eşiğinde 1999 yılını gösteriyordu… O yıl deprem İstanbul’u 7,4 şiddetinde sallarken, Matrix serisinin ilk filmi de dünyayı salladı… Aynı yıl, Düşler Tanrısı Morpheus, benim de iki elime iki şey bıraktı. Ben de NEO gibi “Beyaz Tavşan”ın peşindeydim. Serinin ilk filmini kucaklarımızda ikizlerimizle seyrettik. O günden sonra, dünya, algılarımızda daha çok sorguladığımız bir yer haline geldi.

Matrix serisi, filmin senaristliği ve yönetmenliğiyle üne kavuşan, sonraları V For Vendetta, Sence8, Cloud Atlas gibi başarılı yapımların da yaratıcıları olan, Polonya asıllı Wachowski kardeşlerin, sinema tarihinde çığır açan ilk eserleri. Sadece sinema ve sanat alanında değil, felsefe ve edebiyat alanında da yankıları etkileri olan bir yapımdır. İnsanlık tarihindeki distopyalar içinde en ünlü ve popüler olanıdır. Çünkü içinde neredeyse bildiğimiz tüm mitolojileri, masalları ve destanları barındırır. Aynı zamanda dönemin filmlerinden çok daha yükseğe sıçrayarak çekim teknikleri anlamında da sinema tarihine öncülük eden bir yapımdır. Başarısını 2000 yılında aldığı En İyi Ses Kurgusu Akademi Ödülü, En İyi Ses Miksajı Akademi Ödülü, En İyi Film Kurgusu Akademi Ödülü, En İyi Görsel Efekt Akademi Ödülü ile de perçinlemiştir. Hem senaryosu, hem de çekim teknikleri yıllar boyunca tartışılmış, incelenmiştir. Devrim yaratan seriyi sadece sinema eleştirmenleri ve sinemaseverler değil, sosyologlar, filozoflar, psikologlar hatta teologlar bile incelemiş, yorum yapmış atıfta bulunmuştur.

Yaşadığımız dünyaya bakış açımızı alt üst ederken, izleyen herkesin kendini ve evrenini sorguladığı film, algıları da tersyüz etmiştir. Seriyi yirmi yaş üstü bireyler mutlaka seyretmiştir. Ancak zaman zaman yeniden izleseniz de sıkılmayacağınız, hatta her seyrettiğinizde kaçırdığınız başka bir detayı fark edebileceğiniz bir seri.

Matrix serisi, temel olarak Matrix, Matrix Reloaded ve Matrix Revolutions olmak üzere üç sinema filminden oluşur. Tüm filmler aynı sanal dünyada geçer.

İnsanoğlu sorumluluklarını makinelere devrederek yavaş yavaş tüketim toplumuna dönüşmeye başlamıştır. Tarih boyunca görevlerini ve sorumluluklarını köleleştirdikleri sömürgelere yükleyen insanlık, bu kez de robotları aynı duruma getirmiştir. Makineler insanların verdiği tüm görevleri yerine getirmekte fakat bu canlılardan saygı görmemektedir. Sahibine direnen ve yargılanan bir robot nedeniyle İnsanlar ve makineler arasında savaş başlar. Bunun üzerine tüm robotlar bir noktada birleşerek “01” olarak adlandırdıkları bölgede toplanırlar. Yapay zekânın üretip dünya pazarına sunduğu cihazlar gezegenin dengesini bozunca dünya liderleri robotların başlıca enerji kaynakları olan Güneş’in karartılması kararını alırlar. Atmosfere atılan kimyasallar gezegenin güneş görmesini engeller ve böylece insanların saldırısı başlar. Ancak makinelerin gücü insanlığın aciz bedeni ve zekâsını alt eder. Böylece insanlığın yeryüzündeki iktidarı sona erer Matrix’in Rönesans’ı başlar. Ancak makinelerin en önemli sorunu “enerji” kaynağıdır.

Savaşta insanoğlu bedenini inceleyen makineler insan bedenindeki ısıyı füzyonun bir türüyle birleştirip elektrik enerjisine dönüştürmeyi sağlarlar. Sürekli üreyebilen ve böylece yenilenebilir enerji kaynağı olan insan bedeni artık makinelerin yeni pilleri ve şarj aletleri konumundadır. Makineler insanları “ Matrix” adını verdikleri bir simülasyonla uyuşturarak bedenlerinden faydalanırlar. Bu şekilde insanlık ve makineler karşılıklı bir yaşam döngüsünde “Yeni Dünya Düzeni”ni oluştururlar.

Mimar ( Architect) adı verilen, programın tasarımcısı ilk sürümlerde insan için kusursuz bir dünya kurar. Ancak, bu mükemmel dünyayı sorgulayan insanlar simülasyondan uyanmaya kalkışır. Mimar 19. Yy. güncelleştirmesinde değişen insan psikolojisini araştırmak için programa Kahin ( The Oracle) karakterini ekler. Sistem anormali olarak gördükleri asileri, kontrol edebilmek için Kahin senaryoya “Seçilmiş Kişi” ( The One)  karakterini entegre eder. Programa göre bu kişi, üstün nitelikli biridir ve insanları Matrix ’ten kurtaracak kahramandır.

İşte hikâyenin bundan sonrası “Alice Harikalar Diyarında”masalıyla devam ediyor. Kahramanımız NEO “Beyaz Tavşan”ın peşinden o meşhur “DELİK” içinde yolculuğuna başlıyor.

Yukarıdaki tüm detaylar aslında hikâyenin ana hatlarıdır. İzlemeyenlere alt yapı oluşturacaktır. Sonuçta internetten araştırdığınızda oldukça uzun bir kaynak listesi ve kalabalık yorum sayfaları bulabilirsiniz. Ancak, siz izlediğinizde kendi bakış açınızla daha net sonuçlar çıkarabilirsiniz. Böyle bir şeye ihtiyacı olmayanlar ise sadece aksiyonu ve yaratıcı sahneleri için bile seyredebilir.

Arthur C. Clarke’ın “2001:Uzay Macerası Odyssey” ‘i, Nasa ve uzay araştırmalarının terminolojisinde nasıl bir etki yarattıysa, Matrix de teknoloji dünyasında ve sanal alemin terminolojisinde aynı etkiyi yaratmıştır.

Serinin 2021 yılında dördüncüsü bekleniyor.

Her biri felsefi bir başlık olan ve akılda kalan replikleri de buraya bırakıyorum:

“Neden burada olduğunu biliyorum. Ne yaptığını biliyorum. Neden az uyuduğunu… Yalnız yaşadığını ve her gece bilgisayar önünde neden sabahladığını biliyorum. Onu arıyorsun. Biliyorum, çünkü ben de bir zamanlar aynı şeyi arıyordum. Sonra o beni bulduğunda aslında onu değil, bir yanıtı aradığımı söyledi. Bizi harekete geçiren soru bu Neo. Seni buraya getiren de bu soru. Soruyu biliyorsun… Tıpkı benim gibi.”

“Gerçeği nasıl tanımlarsın? Eğer hissedebildiğin şeylerden bahsediyorsan, koklayabildiğin, tadabildiğin ve görebildiğin, o zaman gerçek, basitçe beynine iletilen elektronik sinyallerdir.”

“Bu açıklanamaz, ama hissedersin. Hayatın boyunca dünyayla ilgili bazı şeylerin yanlış olduğunu hissetmişsindir. Ne olduğunu bilmezsin, ama o oradadır; beynine saplanmış bir kıymık parçası gibi… Seni deli eder.”

“Hiç gerçek olduğundan emin olduğun bir rüya gördün mü? Ya bu rüyadan hiç uyanamasaydın o zaman gerçek dünya ile rüya arasındaki farkı nasıl ayırt ederdin?”

“Ne yazık ki, Matrix’in ne olduğu kimseye anlatılamaz. Bunu kendin görmek zorundasın. Bu senin son şansın. Bundan sonra, bir geri dönüş olmayacak. Mavi hapı alırsan bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın. Kırmızı hapı alırsan, Harikalar Diyarı’nda kalırsın. Ben de sana tavşan deliğinin ne kadar derin olduğunu gösteririm. Unutma… Sana vadettiğim tek şey gerçek. Fazlası değil.”

“Çocuk: Kaşığı eğmeyi deneme. Bu imkansızdır. Bunun yerine, sadece gerçeği anlamaya çalış.

Neo: Ne gerçeği?

Çocuk: Aslında kaşık yok.

Neo: Aslında kaşık yok mu?

Çocuk: O zaman eğilenin kaşık değil, kendin olduğunu anlarsın.”

“Matrix bir sistemdir, Neo. Bu sistem bizim düşmanımız. Ama sistemin içindeyken ne görüyorsun? İş adamları, öğretmenler, avukatlar, marangozlar. Kurtarmaya çalıştığımız insanların zihinleri. Ama biz başarana kadar, bu insanlar da sistemin bir parçası ve bu da onları düşmanlarımız yapıyor.”

“Şunu anlamalısın: Bu insanların çoğu serbest bırakılmaya hazır değil. Ve büyük bir kısmı o kadar içine girmişler, sisteme o kadar bağımlı hale gelmişler ki, onu korumak için savaşabilirler…”

“Asıl önemli olan duygunun ta kendisi. İşte evrenin doğası böyledir. Ona karşı savaşırız, onu inkar ederiz. Ama aslında yanılmadır. Bir yalandır. Gururlu görüntümüzün altında gerçek tamamen kontrol dışı olduğumuzdur. Nedensellik. Ondan asla kaçamazsınız. Sonsuza kadar onun tutsağıyız. Tek umudumuz, tek şansımız onu anlayabilmek. Nedeni anlamak. Neden, bizi onlardan neyin ayırdığı sizi de benden. Gerçek gücün kaynağını anlamak. O olmazsa, güç de olmaz.”

“Bunun anlamını biliyor musun? Latince. Kendini tanı, demek. Sana küçük bir sır vereceğim. O kişi olmak aşık olmak gibi bir şeydir. Kimse sana aşık olduğunu söyleyemez. Sadece sen bilirsin. Her şeyinle. Tüm bedeninle.”

“Özgür olduğumuz için burada değiliz. Özgür olmadığımız için buradayız. Kaçmak için bir nedenimiz yok. Bunu inkar edemeyiz. Çünkü ikimiz de biliyoruz ki, amaç olmazsa biz de var olmayız. Bizi yaratan işte o amaç. Amaç bizi birleştiriyor. Amaç bizi çekiyor. Yol gösteriyor. Harekete geçiriyor. Hareketlerimizi tanımlıyor. Birbirimize bağlıyor.”

“Umut. İnsanın vazgeçemediği illüzyon. Aynı anda en büyük güç ve en büyük zayıflık kaynağınız.”

“Ajan Smith: Neden, Bay Anderson neden? Neden, neden, neden? Bunu neden yapıyorsun? Niye? Ayağa kalkmak niye? Kavga etmek niye? İnandığın şeyler için kavga ettiğini mi sanıyorsun? Sağ kalmadan öte bir şeyler için mi? Bana söyleyebilir misin, biliyor musun? Özgürlük mü? Gerçek mi? Belki de barış ya da sevgi olabilir mi? Yanılsamalar Bay Anderson, algılamada aldanmalar… Herhangi bir anlama ya da amacı olmayan bir varoluşu ümitsizce haklı göstermeye uğraşan zayıf insan zekâsının ürettiği geçici kuruntular ve bunların hepsi de Matrix kadar yapay. Zaten, sevgi gibi zavallı bir kavramı insan zekâsı icat edebilir. Bunu görebilirsin Bay Anderson, artık bunu anlaman gerek! Kazanamazsın! Kavga etmen boşuna! Neden, Bay Anderson neden? Niye inat ediyorsun?

Neo: Çünkü bu benim seçimim.”

“İnsan tepkileri içinde en belirgini, gerçeği reddetmektir.”

“Orada olduğunuzu biliyorum. Sizi hissedebiliyorum. Korktuğunuzu biliyorum. Bizden korkuyorsunuz. Değişimden korkuyorsunuz. Gelecekte ne olacağını bilmiyorum. Size nasıl biteceğini söylemek için gelmedim. Nasıl başlayacağını söylemek için geldim. Telefonu kapatacağım. Ve sonra bu insanlara, sizin, onların görmesini istemediğiniz şeyi göstereceğim. Onlara bir dünya göstereceğim sizin olmadığınız bir dünya. Kuralların, kontrolün, sınırların ve sınırlamaların olmadığı bir dünya. Her şeyin olabileceği bir dünya. Buradan nereye gideceğinizi size bırakıyorum.”

“Yolu bilmekle, yolda gitmek arasında bir fark vardır.”

“”İnanılmazlığa inan ”

“Başlangıcı olan her şeyin bitişi vardır ”

“Yanıt oralarda bir yerde Neo. Seni arıyor. Eğer istersen, seni bulacaktır.”

“Olmaz, birini gerçekten tanımak için onunla savaşmalısın.”

“Anlamadığımız seçimlerin ötesini asla göremeyiz.”

“- Her şey seçimle başlar.

+Hayır, yanlış.

Seçim, güçlülerle güçsüzler arasında yaratılmış bir illüzyondur.”

“Hepimiz kaderimizde ne varsa onu yaşarız.”

“Hiçbir şey, rastlantı sonucu olmaz.”

“Bazılarının tesadüf dediği şey bana göre sonuçtur.

Başkalarının fırsat dediği şey bana göre maliyettir.”

“Aşk ile deliliğin birbirine bu kadar benzemesi ilginç.”

 

Okunma Sayısı: 18
Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları

19 Mayıs 2020 – Uyan Türk Gençliği!

Kemal Atatürk – Nutuk Cilt -2 / Sayfa 398 “Türk gençliğine bıraktığım emanet “ Muhterem...

Özgür

Kendimizi iyi hissetmemizin ilk kuralıdır “Özgür Olmak”. Anne karnından ilk çıktığımız andan itibaren kundaktan, bebek...

Ouroboros

Ouroboros, genellikle kendi kuyruğunu ısıran halka şeklini almış bir yılan ya da ejderha olarak resmedilen...

Maya

Ya tutarsa! Gerçekliği ve gerçekte kim olduğu tartışılsa bile, bu topraklarda yaşayanlar arasında gelmiş geçmiş...

Gaia

Eşi Benzeri Görülmemiş Devrimlerin Şafağında! Şafak vakti, tam karşımızdaki iki yamacın arasından, boğazın serin sularının...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.