Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

İslam Bedava, Budizm Parayla!


13 Aralık 2010 00:02

6 Yorum

Dünyada, inanma sürecinde oluşan dinlerin, hayatımızdaki yerine bakmak lazım. Hangi dinler neyi anlatmaya çalışıyor, ortak yönleri nelerdir. Ve Din; anlayışının, sevginin, hoşgörünün, barışın, iyiliğin, doğruluğun ve edebin hayata işlenen en güzel yoludur.

İnanma ihtiyacı, asırlardır insanları farklı şekillerde; toplumsal, geleneksel, kültürel, çevresel faktörlerinde etkisiyle, din oluşumuna itmiştir. Gerçeği kendi benliğinde bulamayan insan, tanrılaştırdığı her şeye tapmaya başlayınca, değişik dinleri de beraberinde getirmiştir.

“Sevgi  bedava özgürlükte

Akıl bedava düşünmekte

Hava bedava nefes almakta

ölüm bedava ama can bir ömre bedel…”

Dünyada o kadar çok din oluşmuştur ki, dinlerdeki yaşamsal kaideler de gitgide birbirine benzemeye başlamıştır. Lakin  hüküm ayrılıklarıyla birlikte, gerçek dışı kuralları sapkınlık derecesine getirecek kadar da yollarını şaşırmışlardır. Düşünme noktasındaki felsefi ve mezhebi görüşlerde, yeni dinleri karşımıza çıkarmıştır. Önce fikir mahiyetinde başlayan bu dünyevi akıl taşkınlıkları, zamanla Tanrısal ifadelerle din halini almıştır.

Budizm, adından sıkça bahsedilen  felsefi dinlerin başında gelir. Hindistan da doğmuş olan “Buda” adlı birinin felsefi görüşleriyle ortaya çıkmıştır. M.Ö. ortaya çıkan bu felsefi akım Hindistan’dan çıkıp Makedonya sınırlarına kadar dayanmıştır. Çin, Moğolistan ve Japon krallarının, din değiştirmesine sebep olacak kadar gelişmiştir. Günümüzde Budizm düşüncesi, dünyanın her yerinde bilinmekte ve kabul görmektedir.

Tek tanrılı inancı kabul etmeyen Budistler, Buda’ya inanırlar ve onu kabul ederler. Ona erişmek adına yaptıkları heykellerini, “Vihara” denilen tapınaklarında bulundururlar. Hayatlarının her aşamasında inandıkları dinin kurallarından ayrılmadan yaşar ve ölürler. Ayda iki defa Vihara tapınağında, tüm rahipler bir araya gelir ve  günahlarından arınmak için, bunu toplu seanslarla birbirleriyle paylaşırlar. Eğer bunların dışına taşılırsa, Budistlikten çıkarılır ve Budist olamazlar. Budist rahipleri evlenemezler. Onlar sadece Buda’ya hizmet etmek için doğmuşlardır.

Budizm tüm dinlerde olduğu gibi, fikir ayrılıklarıyla birlikte iki mezhebe ayrılmıştır. Bunlar, Hinayana ve nahayanadır.

Budistlerin öğretisi ve anlayışı; dünyayı ne olduğundan iyi ne de olduğundan kötü göstermektir.

VE ŞİMDİ;

1- Hayat, ıztırap ile doludur. Zevk ve sefa, bir hayal, bir aldatıcı rüyadır. Doğum, ihtiyarlık, hastalık ve ölüm de acı bir ıstıraptır.

2- Bu ıztıraplardan kurtuluşa mani olan şey, bilgisizlik yüzünden kapıldığımız hevesler ve ne olursa olsun, muhakkak yaşamak arzumuzdur.

3– Iztırabı yenmek için, bütün geçici heveslerle birlikte muhakkak yaşamak arzusunu da terk etmek gerekir.

4- Yaşama hevesinin sönmesi ile insan rahata kavuşur. Bu hâle “Nirvana” ismi verilmektedir. Nirvana, hiçbir hevesi ve ihtirası olmayan bir insanın, dünya zevklerinden elini çekerek kutsal istirahata kavuşması demektir.

Ve Budizm’in, insanı ne kadar hayattan soyutladığı da ortadadır. Mutsuz bir yaşamın akışından çıkan Buda’nın, bunu bir düşünce şekline sokup, insanlara aşılaması da zor olmamıştır. Hindistan’daki yaşam şartlarını zorluğu, sıkıntı ve hüzün içinde yaşayan halkın dayanacak tek bir duvarı kalmayınca, sırtını dayayacağı bu dünyadan soyutlayan felsefeleri, dayanak olarak görmüştür. Kişisel bağlamda ortaya çıkan dinlerin temelinde, insanların duygularını sömürmek vardır.

Yıllarca bu tek düze şartlarla ve hükümlerle, kalpleri hayattan uzaklaştıran cümlelerle, bir çok insanı peşinden sürüklemiştir, “Buda” felsefik dini. “Dünyadan arınan insan, huzura ulaşır düşüncesiyle”, “yaratılan her şeyden, el ayak çekin demekte” bir ızdırap değil midir? Yıllarca İslam dininin; “arınmak için dünyayı araç edinin, o nimetler size sunulan araçtır” düşüncesine karşı çıkanlara, Buda’nın; “dünyayı bırakın” düşüncesi mantıklı geliyorsa ne ala!

Yaşama hevesinin, insanın içinden alınması ve onu kaybetmesi demek, depresyona girmesi demektir. Oysa ki Budizm bunu yasaklarken, dünyalık nelerden vazgeçiyormuş! Bakmak lazım. Ruhun boşluğunu doldurmak için, Psikiyatristlere ve Psikologlara boşuna mı para veriyor bu kadar insan!  Oryantalist ülkelerdeki, mistik yapının beşere getirdiği bu iklimsel değişiklik, “bu boşluğu dolduracak mükemmel kıvrımlara sahip değildir”, diye düşünüyorum.

“Âlemlere ruhunuzu namazla temizleyin” diyen Muhammed’i dinlemek varken, neden Buda’nın mutsuz hayatından arda kalanlarla, dünyadan kendimi soyutlayacakmışız, anlamakta güçlük çekiyorum. İbadetin ruhu temizleme yöntemleri; dünyalık her şeyi doğru yaşamaktan geçiyorsa, yaşamaya değer ve hepimize de yeter.

Bin bir türlü vaatle; Hindistan’da Budizm denilen felsefik din anlayışını, ülkemize anlatmaya gelenlerin, söz saftasıyla birlikte, milletin cebinden aldıkları parayla birçok yoksul doyurulur. Kazandıkları paraları gidip, iki seanslık göz kapatıp oturma jimnastiğine veren akıllara ne demeli! Dünyadan kendinizi soyutlamak istiyorsanız, buyurun çalışmayın! Sürekli yogo yapın, bakalım ozaman karnınızı kim doyuracak, kim ihtiyaçlarınızı görecek. Komik olan yine ve yeniden dünyayı düşünerek, yogo denilen işlevi yapmalarıdır!

Namaz  kılarak, Buda’yı da yaratan Allah’a yükselmek varken,  nedir bu hiçbir şeyi düşünmeyin saçmalıkları! İnsan zaten bunu para vermeden de yapabilir. “Rahman ne diyor; ben size gündüzü maişet, geceyi de dinlenme zamanı olarak verdim.” Bedavadan rahatlamanın yolu dururken, ayda milyarlar vermenin, ne kadar akıl işi olduğunu siz düşünün!

Tabi insanımızda bu akıl varken; zaman içinde, “Buda” felsefik din anlayışı da gelişmiş. Renklerinde dili vardır diyerek, “şu renk sana ait, bak! bunu giy, bunu kullan ve rahatla” söylemleriyle, yalanın posasını çıkarmışlardır. Bir insan sıkıntı içindeyse; bembeyaz da giyse,  durumu düzelmeden normale dönemez, ” gidin bunu dünyadaki en iyi ruh doktorlarına sorun.”

Muhammed; ıztıraplarınızdan kurtulmak istiyorsanız, dualarlarla inandığınız Allah’a yönelin derken, Buda’nın; çekilin kenara, dünya sizlik değil, kendinizi düşünerek egonuzu tatmin edin anlayışına, kırk kılıf giydirmenin anlamı ne, oda meçhul.

Yıllarca ibadetlerini yaparken, rabıta yapan Müslümanlara laf atıp, hakaret edenlerin şimdilerdeki bu rabıta anlayışına da  ayrıca, hem acıyorum! Hem de gülüyorum!

“Aynaların kırık tarafında yüzsüzlük

yüzünü yüzsüzce yüzlemiş

yüzlercesine yük olmuş

parçalarını bir kenara bırakıp gitmiş…” A. GÜL

Yıllarca kendini kendinden soyutlayıp, İslam’a ve insana hizmet harcayan dervişlere demediğini bırakmayanların, aynaya bir bakmaları gerektiğine inanıyorum.  Onlar evlenmeden hayattan kendilerini nafile işlerden çekerek ve insana adayarak yanıp kavrulurken ve sevgi aşılarken; Budist rahiplerin; dünyaya lanet okurcasına, “neden bu âlem var, yaşamak işkence ve ıztırabın kendisi” diyerek gezdikleri de ayrı saplantı şekli değil mi?

Var olanı, yok saymak bir deliliktir. Bunu hangi felsefeyle yaparsanız yapın, akıl dışıdır. Sevgi dağıttığı söyleyen Budistlere sormak lazım, o sevginin kaynağı ne diye? Kabul etmediğiniz dünya mı?, Yoksa tapındığınız mutsuz Buda mı?

“Buda kim bu da nerden

Buda senden bu da dünden

Buda nasıl bu da senden

Buda hüzün bu da hüzün…” A. GÜL

Türkiye’de Budizm’in felsefesinin, peşine gidenlere de bakıyorum! hepsi sosyete dediğimiz tabaka. Hangi yoksulun parası buna yeter ki! Yoksul karnını doyurmak için, bu zenginlerin kapısında çalışıyor zaten. İşverenlerde çalışana yaptıkları haksızlığın, vicdan azabının hesabını; paralarını yogoya saçarak ödeyeceklerini sanıyorlar. “Buda” sıkıntıyı yok edebiliyorsa, “Robin Hood misali; alsın zenginin parasını, doyursun bakalım bu yoksulları, onların sıkıntılarını defetsin de görelim.

Ve yazıma burada son verirken, böylesi felsefelerin peşinde koşarken, gerçekleri kaybettiğinizin farkına varacağınızı umuyorum. Farkına vardığınız an, paranızda cebinizde kalacaktır. Allah’ın dinine sarılanlar bedava namaz kılıyorlar ve dua ediyorlar. Kur’anın öğrenmek de bedava, hava da bedava, tefekkürde bedava. Düşünmek için ortalığa saçılanları düşünerek yazıyorum bunları.

Muhammed’in dini bedava yaşanıyor anlayana…

Okunma Sayısı: 160
Kategori: Aysun GÜL

Yazarın Diğer Yazıları

Kalbin Keşfindeki Mucizevi İlaç: Nefis Terbiyesi

Allah ve onun dostlarıyla arasında öylesine mutmain bir ilişki vardı ki aklın şahadeti ve teslimiyeti...

İçin İçin İçimizi Kemiren Hatalarımız

Kendi hata ve yanlışlarımızı kabul etmeden yaşadığımız hayatın bir gün bütün kapılarını kapayacağını tahmin edemeyiz....

Dağ Eşkiyalığından Meclis Eşkiyalığına!

TBMM meclisinin kuruluş aşamalarının öncesi ve sonrasında neler yaşandığını, Kurtuluş savaşı tarihi yılları itibariyle hepimiz...

İnternet Sohbetleri Veba Gibi Sardı Toplumu

Sosyal yaşamın gözü kulağı olan aklımızın bizlere yetmediği zamanlar da olabiliyor. Yetin(e)mediğimiz beyin hücrelerimizde gişe...

Güneşin Saçlarına Yakamoz Değdi

Gün sezişleri İçgüdülerin ardından kalbe süzülen anların içtenliğinde. Sevgilinin gözlerine serilen bakışların güne saydırılan sarı...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Aşkın uyar dedi ki:

    Allah’ın dinine sarılanlar bedava namaz kılıyorlar ve dua ediyorlar. Kur’anın öğrenmek de bedava, hava da bedava, tefekkürde bedava. Düşünmek için ortalığa saçılanları düşünerek yazıyorum bunları…
    Aysun bedava namaz kılıyorlar..imamlara para ödemiyormuyuz.yoksa ben mi yanlış biliyorum..

  2. atila ak dedi ki:

    kalamine eline sağlık aysun

  3. atila ak dedi ki:

    Binlerce yanılgı
    Ders alınası..
    Fakir kalmış sevinçlerin
    Ardında yatan
    Törpülenmiş bir geçmiş..
    Bir kolu kesik,
    Yalınayak ve topal..

    Gece yarısını çoktan geçti..
    Birazdan kızıl bir güneş
    Çalacak kapısını dünyanın..
    Günlerdir uykusuzum..
    Sigara en yakın yoldaşım..

    Hesaplaşmaya devam ediyorum..
    Kendimle
    Geçmişimle..

    Geleceğe dair endişelerim
    Çığlıklara karışarak
    Yankılanıyor duvarlarda..

    Soru yağmurları altında
    Şaşkına dönmüş
    Karmakarışık duygularımı
    Erinmeden ayıklıyorum..

    Masanın üstünde duran
    Yarı baygın
    Şarap şişeleri bile
    Gülüyor bana..

    Biliyorum..
    Ölümün soğuk elleri,
    Boğazım da
    Düğümleniyor her soluk alışımda..
    Hissediyorum..
    Zayıf bir anımı kollamakta..

  4. Aysun GÜL dedi ki:

    :))
    Aşkın hocam evde kılınan 5 vakit namazda kimse para ödemiyor.
    Camilerde kılınan namaza gelince devlet böyle bir sistemi uygun görmüş ve imamlara para ödüyorlar. Yani herkes görevini yapıyor. EEe onlarda çoluk çocuk bakıyorlar:))
    Aslında benim anlatmaya çalıştığım hayatımıza renk katan bu dini yaşamak o kadar kolayken neden farklı dinlere yöneliyoruz.İnsan üstüymüş gibi böylesi anlayışların peşinde koşuyoruz.
    Bu öğretiler incelendiğinde görülecek bir şey var oda insanlara yönelişteki anlayış. Aynı sözler ve durumlar.
    Birşey değişmiyor aslında kullanılan yine insani duygular. hissel taciz diyorum bu düşünceye artık
    Saygılar hocam

  5. ahmet fidan dedi ki:

    Sevgil Aysun,
    Yazının genel içeriğine katılıyorum.
    Ancak Yogada budizm ritüelleri olsa da, yoga başlı başına ayrı bir olgudur.
    Yoga ile İslam birbiriyle çatışmaz. Ya da çatışmamalı.
    Bunu budizm öğretilerinin bir aracısı olarak kullananlar da yok değil elbet. Ama onların varlığı inançlı “yogi” lerin olmadığını da gerektirmez.

    Bizin eski yazı işleri müdürümüz örneğin inançl bir “yogi” dir. Yogi: Yogacı

    Ama pek yaman çelişki olarak takdim ettiğin yazının mantalitesine katılıyorum.

    Sevgililer sevgilisine ulaşmak bedava. Üstelik en zevkli bir zaman ayırma olduğu halde insanlar para harcamanın tadından olsa gerek tersine davranabiliyorlar.

  6. Halil DAĞ dedi ki:

    Çok kötü bir imla ile yazılmış olmasına karşın yazıdaki;
    “Mutsuz bir yaşamın akışından çıkan Buda’nın, bunu bir düşünce şekline sokup, insanlara aşılaması da zor olmamıştır.” tespiti çok önemli.
    Aslında bu hepimizin dünyayı neden kendi gördüğümüz gibi göstermeye çalıştığımızı da açıklamak için önemli bir rehber.
    Selamlarla